Tarih Çalınabilir mi?

Sema Mat*

Kitabın adı:Tarih Hırsızlığı**

Yazarın adı: Jack Goody

Basım  yılı, yeri ve yayınevi:Mayıs 2019, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Çeviren:Gül Çağalı GÜVEN

 

Yüzyıllılardır kültür,bilim,demokrasi ve daha birçok alanda batı uygarlığının diğer bütün dünya uygarlıklarından üstün olduğu ve bütün kültürel ve bilimsel gelişmelere öncülük ettiği düşüncesi akıllara kesin bir bilgi olarak yerleşmiştir.Batı kültürünün bu denli üstün ve başlangıç noktası olarak görülmesi bilimsel ve toplumsal bilim alanlarında araştırma yapmış bilim insanlarının batı merkezli bir görüşü sürdürmesinden kaynaklanmaktadır.Tarihin ilk dönemlerinden itibaren karşılıklı iletişim ve her türlü alışveriş içerisinde bulunan Doğu ve Batı medeniyetinin birbirinden ayrıştırılarak Batı dünyasının Doğu dünyasından kültürel ve bilimsel olarak üstün olduğunu ve bütün yenilikçi görüşlerin batıdan doğuya aktarıldığını savunmak, bir nevi doğu kültürünün tarihini çalmak manasına gelmektedir.İşte bu görüşü savunup bir kitap haline getiren Jack Goody eserini haklı olarak ‘’Tarih Hırsızlığı’’ olarak adlandırmıştır.Kitabında doğu ve batı kavramlarının gerçekten hangi noktalarda ayrıştığını ve hangi konularda hangi tarafın üstün olduğunu açık ve net bir şekilde dile getirmiştir.Bunu yaparken de bazı yerlerde batılı bilim insanlarının koşulsuz bir şekilde doğuyu görmezden gelmelerini sert bir dille eleştirdiğini görmekteyiz.

Kitabının giriş bölümünde kitabın genel içeriği ve amacını açıklayarak ekonomi, iletişim yöntemleri, barut kullanımı ve buna bağlı imha yöntemlerinde iki kültür arasında fazlaca benzerlik olduğunu belirten Goody, bu konuyu destekleyen argümanların Doğu ve Batı arasındaki farklılıkları vurgulamayı amaç edinen ‘’oryantalist’’ varsayımın görmezden geldiğini savunur. Üç ana başlık ve bu ana başlıkları destekleyen alt başlıklarla kaleme alınan eserin ilk bölümünde Doğu ve Batı’nın sosyo-kültürel şeması çizilerek Batı bloğunun niçin üstün varsayıldığı ve yazarın bu varsayıma verdiği karşı argümanlar yer almaktadır. İkinci bölümde Avrupa merkezci tarih anlayışının karşısında duran, Avrupa ile dünyanın ilişkisini vurgulamaya çalışan üç önemli insanın (Needham, Elias ve Braduel) bile bu varsayımlara öncülük etme yanlışı içine düşebileceğini anlatmak istediğini görmekteyiz, Son bölümde ise Avrupa şehirlerinin, üniversitelerinin ve akademisyenlerinin bireycilik ve diğer değerleri muhafaza ettikleri iddialarına cevap vermektedir.

İlk ana bölümde ‘’Sosyo-Kültürel Bir Soyağacı’’ başlığı altında Batı’nın zaman hesaplamalarını kendine mal ettiğini İsa’nın doğumunu başlangıç kabul eden (Milat) Avrupa’nın güneşi esas alan takviminin İslami ve Budist toplumlarının aya dayalı takviminden üstün olan hiçbir yönünün olmadığını söylemektedir. Toplumların zamanı hesaplamada belirlemiş oldukları kıstasların din merkezli olduğunu ve başlangıç noktası olarak her toplumun kurtarıcı olarak gördüğü kişinin hayatından yola çıkarak ya da bir olguyu belirlediklerini açıklayan Goody, Batılı zaman çizelgesinin diğer toplumların çizelgelerinden daha mantıklı olmadığını savunmaktadır. Avrupa’da geliştirilen mekanik saatlerin Doğu’da kullanılmaya geç başlamasını Doğu’nun yeniliğe olan isteksizliğinden kaynaklandığını ileri süren bir kısım görüşe karşı ise Bir dönem Osmanlı’da Avusturya sefiri olarak görev almış Busbecq’in diğer askeri icatları zaman kaybetmeden kullanmaya başlarken kitap basmaya ve saat kullanmaya başlamamalarının nedenini kutsal değerlere zarar vereceği korkusu olarak naklettiğini göstermemiştir. Yine bu konuyla ilgili yazarımız kitap basma ve zaman teknolojilerinde isteksiz olunmasının zamanın ölçülememesi veya cehalette ilgisi olmadığını, bu argümanın Avrupa’nın zaman dönemlendirmesini diğer dönemlendirmelerden daha üstün yapmadığını savunmuştur.

Avrupa ve Asya arasında ilk ayrıma yol açan hadise Yunan-Pers savaşı aynı zamanda Yunan yazılı kaynaklarının ilk konusuydu.Savaşın galibi olan Yunanlar,  Persleri barbar olarak tanımlamışlardır.Goody bu varsayımın ne Pers ne Mısır ne de Akkad belgeleriyle doğrulanmadığını tam tersine Perslerin özellikle seçkinleri Yunanlar ile eş değer düzeyde olduğunu aktarır.Zaten Avrupa bir zaman sonra Asya’dan gelen (özellikle Hindistan) Hint-Avrupa dilleri konuşan ‘’Aryan’’ yurdu haline gelmiştir.

Alfabe konusuna gelindiğinde ise Sami kabilelerin Yunanistan’ı istilaya başlaması ile geliştirilen ‘’Grek Alfabesi’’ne bu kabilelerin etkisinin azımsandığı görülmektedir. Sesli harfleri olmayan Sami yazısı Arapça ve Hintçenin gelişmesine katkıda bulunmuştur ve bu katkı Yahudilerin üç temel dinin ana kaynağını oluşturan Eski Ahit’i oluşturmalarına yardımcı olmuştur. Fakat her şeyde olduğu gibi Samilerin bu alfabesi Greklerinkinden daha küçük ve önemsiz görüldü. Kitabımızda aynı bölümün devamında sessiz harflerden oluşan Sami Alfabesi’nin M.Ö 1500’lerden beridir Asya’da var olduğu belirtilmiştir. Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları buna benzer alfabe ve yazılarla günümüzde hala merak ve heyecanla incelenen edebi ürünler üretmişlerdir. Avrupalılar ise bu değerleri yine oryantal olarak değerlendirmişlerdir.

Arkaik dönemden  klasik Yunanistan’a geçişin en büyük göstergeleri arasında Yakındoğu’da yer alan sarayların ortadan kaldırıldığı ve Yunanistan’da başta demokrasi olmak üzere farklı siyasal sistemler oluşması vardır.Fakat yazılı kaynaklara bakıldığında Mezopotamya’da merkezci yaklaşımlar kadar adem-i merkezi eğilimlerin de var olduğu anlaşılmaktadır.Yazar bu argümana örnek olarak devlet itibar gören malları denetleyebiliyorken gündelik eşyalar üzerinde bir tekel oluşturamadığını vermiştir.

Bugün Avrupa ve Küçük Asya’da görülen görkemli yapıların inşası konusunda da Batı’nın belirleyici unsur olarak görülmüştür. Teknoloji ve kentsel oluşum bir toplumun ilerlemesinin incelenebileceği alanlardır. Bunun yanında Greklerin kent kurmuş olan tek toplum olduğu görüşü ise geçersizdir. İnşaatı kolaylaştıran malzemelerin başında gelen demirin hemen hemen her yerde bulunuşu aynı dönem toplumlarının aynı derecede demire ulaşma imkânı olduğunu göstermektedir. Yani demirin demokrasiye olan katkısı Yunanistan için ne kadar ise Yakındoğu toplulukları için de eşit derecede olmuştur.

Moses Finley’e göre Mezopotamya’da çok önceleri demokrasi örnekleri olduğunu kabul etse de bu örneklerin diğer toplumlar üzerindeki etkisi kabul edilemezdi.Çünkü örneklerin var oluşu demokrasi adı verilen gelişmiş bir olgunun var oluşu demek değildi ve demokrasi yalnızca Grekler tarafından keşfedilmişti.Aynı konuda Ibn Haldun’a göre ise kabile demokrasisi bir çok yerde görülmektedir.Goody ise bu konuyu şu cümleyle özetlemektedir ‘’Grekler demokrasi kelimesini keşfetmişlerdi, demokrasiyi değil.’’

Batı dünyasında insan bedeni üzerinde inceleme ve tedavi yapmak, insan bedeninin Tanrı’dan geldiği için kesilmesine karşı çıkılması sebebiyle yasak iken, Doğu’da Bağdat gibi şehirlerde hastanelerde tedaviler yapılmaktaydı. Goody’e göre Batı’nın tıp dünyasına yaptığı tek katkı bazı Yunanca tıp metinlerinin Latinceye çevrilmesi olmuştur.

Yakındoğu ticaret merkezlerinin Avrupa’ya açılan kapısı ise İslami fetihlerden sonra İspanya olmuştur. Kuzey Afrika ve İspanya, Doğu ve Batı kültürünün birleşmesi için Büyük İskender’in yaptığı fetihlerden sonra ikinci en büyük köprü olmuştur.

Goody, eserin ikici ana bölümünde üç hatrı sayılır yazarın görüşlerine yer vermiştir. Bunlardan ilki olan Joseph Needham tam elli yılını Çin bilimini belgelendirmek için harcamış bir bilim insanıdır. Yazarımız Needham’ın sözünü ettiğimiz büyük bilimsel gelişmenin neden Doğu’da değil de Batı’da ortaya çıktığı sorusunu incelemektedir. Needham’ın araştırmalarına göre Rönesans kadar Çin bilimi Batı biliminden öndeydi. Bunun nedeni olarak da Greklerin deneyi çok fazla kullanmadıklarını fakat Çinliler deneylerini pratik amaçlarla gerçekleştirmelerini vermektedir. Rönesans’ı oluşturan çoğu etken aslında Çin’de çok önceleri bulunmaktaydı fakat yine de Çin’de bir Rönesans yaşanmadı.

İkinci olarak ise sosyolog Norbert Elias’ın uygarlığı tamamen Avrupa’ya mal etmesini sorgulamaktadır. Elias’a göre devletleşmek modern topluma giden önemli adımlardan biriydi.Birey doğal yaşamından uzaklaştıkça modernleşirdi.Bu bağlamda Goody, Elias’ın bu görüşüne cevaben en basit örnek ile Batı’nın temizlik ve yıkanma konusunda Doğu’nun çok gerisinde olduğunu vermektedir.Aslında bir Roma icadı olan hamamların bir süre sonra Batı’da hastalık korkusu ve müstehcenlik kaygısıyla neredeyse yok olduğunu fakat aynı dönemlerde Isfahan’da 273 hamam olduğu bilgisini vermektedir.

Üçüncü olarak ise Fransız tarihçi Braduel Avrupa’daki en önemli devrim damıtılmış içkinin keşfedilmesiydi.Ve içkinin keşfedildiği çağda çay,kahve,tonik ve kakaonun da keşfini Avrupalıların gerçekleştirdiğini söyler.Goody ise bu argümana cevaben çayın Çin’den, kahvenin Arabistan’dan, kakaonun ise Meksika’dan geldiğini yani bu içeceklerin Avrupalılar tarafından keşfedildiğini ancak icat edilmediğini savunur.Fakat Braduel bu içecekleri pazarlayan ve tüketen (kapitalizmin doğuşu ile) Avrupa’nın bu ürünleri keşfettiği yönündeki iddialarını sürdürmektedir.

Jack Goody eserinde Avrupa’nın önemini vurgulamak için Hıristiyanlığı öne süren bazı kesimlere Hıristiyanlığın Batı Asya din üçlemesinden sadece biri olduğu ve bu üç dinin de birbiriyle aynı kökten geldiğini cevap olarak verir.Tarih ve toplum bilimlerinde yapılan ‘’hırsızlık’’ diğer bilimleri de etkilemektedir.Dünyanın geri kalanını bir araya getirmek için uygulanan karşılaştırmalı araştırma yöntemleri ise yetersiz kalmakta ve sadece Avrupalı birkaç eserin karşılaştırılmasından ibarettir.Batı dünyası daha da ileri giderek duyguları da Avrupalıların keşfettiğini ileri sürmüştür.Aşkı icat ettiklerini söyledikleri trubadurlar ise Arap-İspanyol komşularından şiirsel olarak destek görmüşlerdir.

Goody kitabının son bölümünde ise genel olarak kitabının yazılış amacını açıklamaktadır. Bunu açıklarken de amacının dünya tarihi yazmaktan çok Avrupalı tarihçilerin dünya tarihini kavrama şeklini sorgulamak olduğunu söyler. Doğu kültürünün Batı kültürüne olan katkısı ve benzerliği yok sayıldığında Batı’nın biricikliğinin ve mükemmelliğinin meşrulaştığını söylerken bunun aynı zamanda bu tutumun Avrupa kültürüne zarar veren bir tutum olduğunu belirtmektedir.


Bolu  Abant İzzet Baysal Üniversitesi,Fen Edebiyat Fakültesi,Tarih.
**The Theft of History,Jack Goody.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.