Şeyhim

Şeyhim!
Keşke bir parça umursamaz olabilseydim.
Çevremde gördüğüm her canlıyı tılsım zannetmeseydim.
Sevdiğim her insanı Küçük Prens’in yaptığı gibi güle dönüştürüp cam fanuslarla korumaya çalışmasaydım,
Keşke diyorum şeyhim,
Keşke hiç insan olmasaydım.
Görünmeseydim.
Dini, toplumu, geleneği, sıfatları hiç bilmeseydim.
İkide bir büyüyüp değiştiğim yanılgısına kapılmasaydım keşke.
Kendimi miladi bir rakam saymasaydım kerrat cetvelinde.
Tanrının bana bahşettiğine inandığım bu yüzü bir tek bana vermiş gibi özenle yıkayıp kurulamasaydım.
Parmak izlerimiz farklı diye her insanı birbirinden bağımsız tutan kutsal bir yargı gütmeseydim.
Şeyhim, ben keşke hiç var olmasaydım.
Utandığım bir yüzümü, sevmediğim bir sözümü,
Başka yüzlerin, kesik kesik duman kokan kelimelerin altına saklamasaydım.
Her gördüğüm ortamı Küçük Prens’in gezip dolaştığı farklı dünyalar gibi bilmeseydim.
Şeyhim, keşke ben hiç aramasaydım dünya üzerinde yerimi.
İçimde gizli tuttuğum masama kurulmuş otururken,
Dışarıdan gelen karın beyaz hükmüne ayak uydurmasaydım.
Kendi içimden çıkıp insanların arasına karıştığımda kaybolduğumu hiç unutmasaydım.
Mecburiyetlerim olmadan da yaşayabileceğim bir dünya düzeni olsaydı.
Piyasaların karışıklığı etkilemeseydi bütçemi.
Ben keşke cüzdan bile taşıma gururuna nail olmasaydım.
Yiyip içmek, acıkmak, uyumak gibi insanı eylemlerim,
Ve gülüp ağlamak gibi duygusal değerlerim olmasaydı.
Şeyhim, keşke ben bu dünyanın üzerinden kısa zamanda uçmayı öğrenen bir kuş gibi geldiğim zaman geçip gitseydim.
Ellerim şimdi kimin ellerinden farklı ki?
Dudaklarım kanla da ıslandı gözyaşıyla da.
Tuz denilen nimetin acısını en çok kendi gözyaşımda tattığımdan beri,
Ne baharat, ne biber, ne şeker, ne su,
Hepsi aynı geliyor artık.
Saçlarım yağmur suyuna da karıştı,
Şampuana da.
Şeyhim, keşke bu denli kendime muhtaç olduğumu görmeseydim.
Kör olsaydım.
Duymasaydım.
Konuşamasaydım.
Bak şimdi ne farkı kaldı gözlerimin çocuk gözlerinden?
Yetişkin kini ile bir parlayıp bir sönmese,
Belki kendimi farklı olduğuma inandırabilirdim.
Oysa ne farkı kaldı bedenimin bir çürümüş cesetten?
Kokmuyorum sadece.
Yahut kokusunu duymuyorum belki de insan ölüsü bedenimin,
Toprak kokuyu çektiğinden,
Ayağımı yere her bastığımda,
Yaşamanın kokusu göğe karıştığından belki de
Şeyhim, keşke tanrının beni diğerlerinden farklı yaratmadığını bilmeseydim.
Dünya benim etrafımda dönüp duruyor zannetseydim çocukluğumdaki gibi.
Pelerinimi Küçük Prens’inkine inat siyah çizdirip,
Güllerimin üzerinden eze eze geçseydim kendimi.
Şeyhim, keşke hiç var olmasaydım.
Tanrının okuyacağı günah sevap defteri azalır,
Meleklerin tutacağı tutanak daha düzenli olurdu belki.
Şeyhim, ben keşke hiç doğmasaydım.
Güneşin hâlâ bir anlamı,
Yağmurun teni ısıtan bir ateşi,
Ve aşkın sonsuz bir endişesi olurdu belki.
Şeyhim, ben keşke hiç sana seslenmeseydim.
Kanat çırparken yere düştüğümde beni bulup
O kanadı iyileştirmeseydin,
Ömrü uzamış bir kelebek olmayacaktım belki.
Şeyhim, keşke ben hiç var olmasaydım.
Bundan önceki zamanlarda da olmadığım gibi.
Toplumun toplum olmaya nasıl ihtiyacı yoksa
Bana da yok.
Tıpkı benden öncekilere olmadığı gibi…
Şeyhim, keşke hiç konuşmasaydım.
Sessizliğimde bir yerlerde tanrı beni de yanına alırdı belki.
Şeyhim, keşke hiç olmasaydım.
İzime ihtiyacı yok hiçbir kaldırımın,
Sesime ihtiyacı yok hiçbir şarkının.
Ve benim parmaklarımda güç bulmaya yeltenmeyecek elbette hiçbir mum.
Salyangoz bile benim hibemde ilerlemiyorken,
Şeyhim, eksiği çok olup fazlasını bulundurmayan bu sebeplerden dolayı,
Keşke ben hiçbir tabiatın hiçbir zaman diliminde,
Ve mütemadiyen sanatçı uyruklu sayılabilecek bir ailenin çatı katında,
Ne geçmişte ne bugünde ne de gelecekte bulunsaydım.
Şeyhim, keşke,
Ben hiç “keşke”
Ben hiç “özür dilerim”
Ben hiç “seviyorum”lu cümlelerde parantez bulundurmasaydım.
Şeyhim, keşke ben hiç var olmasaydım…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Şeyhim”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.