Beyaz Yakalı Yakarış

Kaş’tayım. Birkaç ay önce hayalini kurduğum üçüncü nesil kahvecideyim. Sen yoksun diye kahveyi bu seferlik kendime ısmarladım. Sessiz sakin kimsenin olmadığı bir yerde karşımdaki sandalyeyi boş bırakarak bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Belki sana gönderirim yazdıklarımı, belki de dergiye. Gerçi bazen dergiye gönderdiğim yazıların absürt olduğunu düşündükleri için yayınlamadıklarını düşünüyorum. Hani “Bu ne kardeşim? Bu nasıl bir abartma!?” der gibi. Acaba abartıyor muyum yoksa gerçekten bu kadar ilginç şeyleri yaşıyor muyum ben bile bilmiyorum. Mizah ve romantizm bir araya gelince aslında kimsenin düşünemeyeceği sağlam bir zinciri oluşturuyor. Bence bunun kimse farkında değil! Hani kadınlar kendilerini güldürebilen erkeklerden hoşlanır yalanı var ya, ben bu yalana inanıyorum. Çünkü mizah ruhu duygu olarak besler.

Yine çok saçmaladım değil mi? Sadece seninle beraber gelmek istediğim üçüncü nesil kahvecide tek başıma kahve içmek beni biraz duygu yoğunluğuna itti. Bu arada Kaş hiç değişmemiş. Gerçi bir yılda bir yer ne kadar çok değişebilir ki zaten? Bir yılda sadece insanların hayatlarına girip çıkanlar değişir. Bir yıl önce seversin, bir yıl sonra sevdiğini zannedersin.

Yeni hikâyeler biriktirmek için yine yollara düştüm, düştük. Farklı zamanlarda aynı yerlerde olmak beni artık sıradanlaştırmaya başladı. Sıradanlaşan ben miyim? Duygularım mı? Hayatım mı? Tercihlerim mi? Çevremdekilerin sürekli önüme bakmamı söylediğini düşünecek olursak kafamı artık bir yöne çevirmem gerektiğini öğrenmeliyim. Kaş’a ulaşmak için bin küsur kilometre yol geldim. Gelir gelmez kendimi yine aynı yerde buldum.

İnsan kendini sorgulamaya nereden başlar? Her şeyin başladığı yer neresi? Geçmiş geleceğin neresinde? Ben neredeyim? Sen neredesin? Biz neden bir araya gelip kahve içemiyoruz. Kahvecinin beni bir yıl içerisinde sadece ikinci kez görüp tanımasına mı şaşırmalıyım yoksa hala kendimi tanıyamadığıma mı şaşırmalıyım…

Tek başıma tecrübeler edinmeye, eğlenmeye, gitmeye, kalmaya çok alıştım. Ama alıştığım her şeyde ben yokum aslında.

Kaş’a benli ya da bensiz gelin. Çünkü şehir sizi kendine âşık edecektir. Antik tiyatro sokağına girdiğinize kahve çekirdeğinin kokusunu duyarsanız şaşırmayın ve kendinizi teslim edin. Hatta alın kahvenizi, gidin antik tiyatroya ve hayal kurun. Patara’ya gidin ve kumda yuvarlanın!

Biz gezi yazısı yazmak isteseydim bu berbat bir yazı olurdu. Sana yazmak isteseydim yine yanıtsız kalırdım. Bu yüzden Kaş’a yazmak istedim. Çünkü Kaş terk edip gitmeyecek kadar narin ve duygusal mavi…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.