Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-III Hız Peşinde Kitabı Kaçırmak

Zamanımızda çokça popüler olan tartışmalardan biri de hızlı okuma metotları, kursları, tavsiyeleri. Buna bağlı birçok soru(n) da cabası. “Hızlı okuma için nasıl bir metodunuz var?”,  “atlayarak mı okuyorsunuz?”, “fotoğraflama mı yapıyorsunuz?” ve daha birçokları. Önceleri konuyu çok da ciddiye almıyordum kendimce. Sonra meselenin kazandığı yaygınlık ve harcanan zamanı fark etmeye başlayınca üzerine düşünmek de farz oldu. Ki bence hızlı okumakla alakalı çabanın peşinden getirdikleri, kitapla ilişkimizde yeni problemlerin kuluçkasıdır.

Soru basit; insan neden hızlı okumak ister? Burada sorunun mahiyetindeki hız kavramını öncelikle açmak gerekiyor.

Hızlı okumak bir kitabı çabuk bitirmekle dolayısıyla da çağın hastalığı tüketim ile çok ilintili. Çünkü bu hal, kitabı anlamak, içselleştirmek ve hatta süzmektense niceliğe bağlı bir okuma alışkanlığı kazanmayı amaç edindirmekte. Kitabı, onun ile kurduğu ilişkide okuyucuya verdiği rafine zevki yok etmekte en başta. Kaldı ki hız kavramı da çok göreceli. Hızı belirleyen şey ne mesela? Dakikada okunan kelime, kitabın bitirildiği gün, günde okunan sayfa sayısı… Ve daha birçok göreceli kıstas… Bu durumda hızlı okumak isteyenin derdi nedir? Bunu anlamak, okumanın hızlanmasıyla ulaşılmak istenilen noktayı çözümlemek açısından çok değerli.

Okumak başka açıdan bakıldığında bir beslenme şekli. Dolayısı ile beslenmede olduğu gibi hızlı yemek, iyi çiğnemeden yemek, yemenin normal süresini hızlandırmak ve sindirime fırsat vermemek, tavsiye edilmeyen dahası zararı ispatlanmış eylemler. Çünkü beslenmenin fayda odaklı kısmı için gerekli olan tespit edilmiş doğal süreçlerin görmezden gelinmesi, beslenmenin de faydasızlığı manasına gelecektir. Bu açıdan bakıldığında okumanın da hızlandırılma çabası, teknik olarak ve çoğu zaman, okuma eyleminin aslolan odağını kaydırmakta.

Çok okuma derdi ve imajının görsel olarak kişiye sağladığı düşünülen iyi okur, çok okur, kitapsever kimliklerinin oldukça sathi ve geçersiz olduğu iddiasının temel dayanağı, gerçekten iyi okumanın bireyde yarattığı tavır değişikliği şüphesiz. Dolayısıyla başlangıçta tamamen niceliğe bağlı olarak başlayan okuma ilişkisinin niteliğe dönüşmemesi bu savı destekler nitelikte.

Hızlı okuma çabasının bir başka sebebi de çağın hastalığı, kolaycılık, hız ve haz çabası gibi duruyor. Bir kitabı bir an önce bitirmek ve bunun için de derinlikten çok, görece kolay okunacak metinlere başvurmak hatta gerek sonu gerekse de bitirmiş olmanın verdiği hisle mutlu olmak derdinde olmak da hıza olan ihtiyacı körüklüyor. Unutulmamalıdır ki bir kitabı bitirme sürenizi belirleyen şey hacmi ya da kolay okunabilirliği değil. Düşünün ki Gogol’un Palto’sunu okumak günlerinizi alabilecekken belki bir Dan Brown kurgusunu okumak bu manada bir gecenizi hatta saatlerinizi alabilir. Ve ne Palto’nun uzun süren okuma ve anlama süreci ne de Dan Brown’un hacimli metinin bir gecede bitirilmesi onu iyi, kötü ya da gerekli yapmaz. Bu durumda hızlı okumakla alakalı çaba da bir anda tüketim çılgınlığına dönüşür.

Okumada hızlı olma çabasının sebep olabileceği bir başka sorun da çoğu zaman bir kitabın gizinin yattığı ayrıntıları kaçırma ihtimalidir. Ünlü komedyen Adam Sandler’in 2006 yapımı Click filmi geliyor bunları yazarken aklıma. Film her ne kadar bir komedi filmi olsa da ortaya koyduğu fikir ve kurgu ile izleyene çok fazla şey anlatan bir yapım. Kahramanımız Michael Newman tipik bir orta sınıf aile babası. Mimar. Tekdüze bir hayatı var. Günün birinde bir televizyon kumandası sayesinde hayatını yönlendirme fırsatı bulur. Sevmediği patronundan, sıkıcı aile hayatından sıyrılmak için her fırsatı değerlendirir. Aslında filmin buraya kadar ki bölümü tam bir absürt komedidir. Ancak Newman bir noktadan sonra sonuca odaklanır. Ve bu sonuca ulaşırken geçirdiği her süreci kumanda ile hızlandırır. Çünkü ona göre bu kısımlar gereksiz ayrıntılardır. Sonra bir gün bakar ki hızlandırıp yaşamadan geçtiği her ayrıntı geleceğini şekillendirmiştir ve onun bundan haberi dahi olmamıştır. Sanırım ne demek istediğimi anlamak şimdi daha kolay oldu. İstediğiniz tekniği uygulayın, ne kadar profesyonelleşirseniz profesyonelleşin hız birçok ayrıntıyı kaybettirir okuyucuya. Hızla giden bir arabadan dışarıyı izlemek gibidir bir anlamda bu. Etrafınızda akıp giden görüntüde gördükleriniz çoğu zaman kaçırdıklarınızdan çok azdır.

Bu noktada elbette okumanın doğal şekilde hızlandığını da belirtmek gerekir. Kişi okuma eylemini bir yaşama şekline dönüştürdükçe, bir düzene kavuşturdukça hatta okuduğu her kitapla, okuma kondisyon ve ritmini arttırır. Bunun için ekstra antrenmanlara gerek duymaz. Çoğu zamana artan ritim ve kondisyonunu hissetmez bile. İşin başında 150-200 sayfalık kitapları okurken zorlanan okuyucu bin küsur sayfalık Karamazof Kardeşleri okurken neredeyse bu yükü hissetmez. Çünkü artık odağı hacim değildir ve hız da umurunda olmaz. Gözü hız ibresinde değil yoldadır. Bir an önce varmak derdi yoktur, yolun keyfini çıkarır.

Ve son olarak oldukça güncel bir noktasından da bakmakta fayda var hızlı okumanın: Sosyal ağ ve paylaşma dürtüsü. İletişim çağında sosyal paylaşım siteleri hemen her anını paylaşmak ve bu sayede birçok açıdan kendini iyi hissetmek isteyen bireylerle bizi karşılaştırıyor. Bu cümleden, zannedilenin aksine buna çok da karşı değilim. Lakin bir nokta var ki giderek tuhaflaşan bir sorun haline geliyor. Bu da okuma ilişkisini, günlük, aylık, yıllık okuma dökümleri, okunan kitapların fotoğrafları ile gösterme alışkanlığı. Bir noktaya kadar bununla alakalı da bir sorun yok. Çünkü ortalama bir okuma ile bitirilen kitapların üst üste ya da avucunuzdaki görüntüsünün iyi manada tahrik edici, motivasyon sağlayıcı hatta teşvik edici bir tarafı muhakkak var. Ama bunun da yine dejenere edilmesi ve asla doğru bir okuma ile gerçekleşmeyecek kadar metnin okunduğu iddiası ile paylaşılması, okuma alışkanlığı edinmemiş bir bireyde tamamen niceliğe bağlı bir dürtü yaratıyor. Bu da hız talebini tetikliyor. Muhakkak ki iyi bir okuyucu, kabaca ve makul bir okuma düzeninin, günlük, aylık, yıllık bitirilebilecek kitap sayısına dair fikirlere sahiptir. Dolayısıyla ayda on binlere varan sayfa sayılarındaki okumaların, hele de her sayfasına renkli ayıraçlar konularak sağlanmak istenen bilinçli okuma göstergeleri ile gerçekleşmesinin, mümkün olamayacağını bilir. Elbette çok özel durumlar hariç olmak kaydı ile.

Son söz;

İyi okuyucuların kaç sayfa okudukları değil okumaya ayırdıkları vakitler ve bunun ne kadar düzenli olduğuna dair gerçeklikleri vardır. Dolayısıyla iyi okuyucunun hızı değil okumaya ayırdığı vakit mühimdir. Bu ayrıma vakıf olmak ve buna göre bir okuma ilişkisi kurmak, hız ve hazza bağlanarak bir kitabı kaçırmanıza engel olacak en kıymetli bilgidir.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-III Hız Peşinde Kitabı Kaçırmak”

  1. Odak ne kadar da doğru bir ifade.. Fastfood beslenen şaşı bir profil… İşte yaratılmak istenen şey bu!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.