Oyuncak Dükkanı

Uyandık bir geceye, şair yok.
Acı çeken kalemi gülüyor kendi kendine,
Kağıtlar mutluluktan dans edip uçuşuyor etrafa.
Ah’lar ne zamandır kilitli dört duvarda.
“Çok konuşanlar” sokakta güneşi ısıtıyor teninde. Ağacın dalları yetmiyor artık kuşlara.
Kafesler küçük, boş ve kilitli.

Sokaklar dilenci diliyor yalnızlığına.

İnsan evladı artık mahlûkatı bağrına basıp koruyor, kolluyor ölmekte olanı.
Nefsi mahluk, peygamberler ordusundan dua diliyor. İsrafil’in nefesini hissediyor, Azrail’i anıyor.
Zihninde iyi yolculuklar ediyor.
Zaman tüketmiyor, israf yapmıyor
Az konuşuyor, öz söylüyor ve çocuklar gibi gülüyor.

İnsan, çok seviyor insan kardeşlerini.

Mezarlar, şiddetten doğan kadın ölümlerini kabul etmiyor.
Savaşmak yasak,
Sevmek ise özgürce…
Ağlayan yok.
Gidenler kapı zilini çalıyor şimdi.
Analar, beyaz tülbende anılar sığdırıp, inançlı tohumlar ekip duruyor
ve
İyi ki yaşadım bu hayatı, diyor.

Uçurtmalar uçuyor, bulutlara takılsa da ağlamıyor çocuklar arkalarından.
Zaten sevmezdim çocukların kendi oyuncak dükkanının önünde ağlamasını.

Buraya kadar yerli yerinde mutluluklar.
Ne tuhaf söylediklerim…
Bir rüyadan uyandım gerçeklere.

Dünya, çocukların oyuncağını çaldığını bildiğim günden beri,
Yani aklım dünyaya erdiğinden beri işler sapa sardı ve olanları anlamak içimi kemiriyor olduk olmadık zamanlarda.
Ve kalemin mürekkebi zehirli sözcükler kusar gibi yazıyor gerçekleri.
Gülen yok,
Ağlayan çok.
Şairin dediği gibi;
Ne çok acı var yeryüzünde…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.