Kolonya

-Ne yapacaksın?

-Gideyim artık, kalsam ne yapacağım? Dört gün oldu.

-Doğru söylüyorsun işine gücüne bak sen de. Olup gidiyor işte bir şekilde.

-Tamam.

Tamam diyebildim babamın duymak istediği tek şey de buydu zaten. Peyami Safa’nın dediği gibi’ ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürüyordu’. Tekrar döndüğümde kaldırılması mümkün olmayan cenazelerin yükünü tahmin edebiliyordum ama şimdi gitmem gerekiyordu.Birkaç günlük tatil diye hazırladığım valizimi cenazede giydiğim birkaç parça eşya olarak kapattım. Otobüsün kalkmasına artık saatler kalmıştı. Dedemi ise kendi içimde defnetme işini çok beceremediğimin farkındaydım ve bu acıya da ansızın bir başka yerde yakalanmak istemiyordum. Otobüsle giderken bu işi halletmiş olacaktım. Evet, acının da bir takvimi vardı ve bendeki takvim bir başka acı ile meşguldü. Bu acı, uzun bir yolculukta hallolmalı, belki de bir daha hiç gitmeyeceğim bir terminalde kalmalıydı. Kapıdan çıkarken birkaç yıldır hayatımdaki tüm evleri, kapılarını ve dönüp çaldığımda nasıl da hiç birinin aynı kalmadığını düşündüm. Vurmayı mı bilemedim, yoksa önünde durmayı mı bilmiyorum ama artık hepsini kırıp odun etmek gibi bir niyetim vardı.

Otobüs o bilindik kokusuyla perona yaklaştığında gitmek için sabırsızlandığımı fark ettim. Yerini bile çok da kontrol etmediğim valizimi muavine verdiğim gibi koltuğuma oturdum. Telefonumdan bir şarkı açmak istedim, kalbim hiçbir şeyi seçmeyi beceremedi. İçimdeki çocuk bir Barış Manço şarkısını fon yaparken yolculuk başladı cam kenarında. Oysaki ben böyle planlamamıştım bu ölümü.Seneler önce ilk kez evden uzaklara gidişimde yatmadan telefonu başucuma koyma sebeplerim vardı. Allah sıralı ölümler verecek, kuvvetle muhtemel ilk yaşlılar göçüp gidecekti. Annemler bana haber eder etmez ilk uçak ya da arabayla acıyı dibine kadar yaşayarak gidecek,   yavaş yavaş kendime gelmeden de dönmeyecektim. Azalarak biten şeylerin kesinliğine inandığım bilgisine nereden ulaştıysam artık!  sevginin en anlamlı karşılığı buydu kendimce. Peki ya ne oldu? Ben ofisteki işleri bile erteleyemezken günlük telaşlar içinde sele verdim gitti her şeyi.

Dedem öldü, kimseyi uzaklardan getirtmedi, uzaklara gitme işi benimle de bitmedi. Ayağımı sürüyerek çıkmış olmalıyım ki memleketten, kimseleri de bırakmadım arkamda. Hayat da sağ olsun tek bir acıya ağlamayacak kadar başka dertler yükledi hepimize. Şimdi düşünüyorum da ne kadar güzelmiş çocuk olmak ve nasıl eksilterek büyütüyor hayat. Mutluluğu yontup azaltırken hüznü nasıl da kuvvetlendiriyor. Ne kadar az şeye sevinirken ne kadar çok şeye tahammül eder hale getiriyor bizi. Zaman akıp giderken geriye bakınca kıymetini bilemediğimiz sonsuz bir anı yaşıyoruz. Yaşamın içinde aynı yere varacak olan otobüs yolcuları gibiyiz. Cam kenarında oturanlar şehirlerden geçiyor, inen binen yolculara bakıyor, yanındaki yolcuya kendince bir hikâye buluyor, günü bitiriyor, yenisini karşılıyor. Koridor kısmında oturanlar içinse her şey yirmi saniyelik bir rüyadan ibaret. Ne kadar isterdim hayatın içinde de koridor tarafını seçmeyi ama olmadı. Tıpkı şimdiki gibi. Ne mi yaptım?  Ramazan sofraları kurdum, bayram harçlıkları dağıttım, babaanneme dolapta sarı kola var biz içmiyoruz dedirttim, dedeme krem takım elbisesini giydirtip kuzenleri evlendirdim, eğitim sistemini defalarca değiştirip okul kapılarında sınav başarısı beklettirdim, babamın ticari cesaretlerine dedemin batacağız korkusunu yükleyip kavga ettirdim. Babaanneme bu herife bir şey olmaz, hepimizi gömer dedirttim… Kalp sevdiğini aklamayı öğrenmişse bir kere pirüpak ederdi her şeyi. Badem gözlü olurdu dedem de her giden gibi.

Dağıttım, yordum kendimi. Hafızamın aldığı tüm dede torun anılarımızın üstünden geçip, vedalaştım bir güzel. Terminale yaklaşınca uyandı tüm koridor tarafı. İletişime kapalı, kendinden emin bir eda ile ellerini göğsünün üstünde kenetledi yanımda oturan yolcu. Sanki kırk yıllık evinin sokağındaymışçasına göz ucuyla etrafı kol açan etti. Haklı tabi, sonuçta aynı yere vardık. Ben uyumadım, ona mekânın sahibi gibi ne bu tavırlar hayırdır? da diyemedim. Muavin yaklaştı, yanımda oturan yolcuya her uzun yolculuğun ardından ezber edilmiş tavrıyla,

– Geçmiş olsun kolonya alır mıydınız?

Cam kenarında boşalan koltuklarda oturup, telefonda sevgilisinin ergen kaprisini gece boyunca çekmemiş gibiydi. Suratına bakmadan sağ avucunu açıp, on iki saat uyumuş zinde suratına yalandan sürdü. Bana doğru uzatınca kolonyayı,

-Almayayım, teşekkürler dedim gözlerine bakarak. İçimden tüm gece kendimi baydım, şimdi dedemin yarım kalmış revedor kolonyasını çantamdan çıkarır yavaş yavaş ayılırım dedim.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

2 thoughts on “Kolonya”

  1. Sanırım edebiyatımız yeni bir kalemle tanışıyor. Yazı dilinize bayıldım. Gelecek yazılarınızı merakla bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.