Suzidilara

Notaların en uzağında nihavent makamındasın şimdi Suzidilara. Nihayet eriştim sana yağmur damlalarının saçakları süsleyen ezgileri arasında. Sesinden saçılan gül yapraklarının rengini asarken odama aldırmadım asla perde arkasından yansıtılan yalanlara. Hakkı yoktu çünkü hiç kimsenin yaşamadığı bir hayatla ilgili yorumlar yapmaya.  İnanmayacaksın belki ama kulağının kıyısında eğlenen bukleleri kıskandım bir gece yarısında. Anlamadığım gibi anlatamadım da sere serpe uzandığım kuş tüyü yatağım hangi ara dönüşmüştü bu kaktüs tarlasına.
Soluk soluğa kaçıp geldiğim kâbuslarda yüzün sığınma duvarım olmuştu sol yanıma.
Ne ansızın patlayan fırtınalar umurumdaydı ne de gözümden düşenlerin melodisine kapıldığı mütemadiyen arkamızdan çalınan dedikodu kaydı. Zira sana açılan penceremde hakîm olan mevsim hep bahardı. Onmayan onca yaranın sancısını yatıracaktın dizlerine, sonra şifa dağıtan ellerinle saracaktın onları. Tadacaktım akıttığım yaşların hesabını sormanın hazzını ve ızdırabını. Yakacaktım limandan ayrılan son geminin yadigâr bıraktığı çakmakla maziden kalma rıhtımı.

Ruhumu bulacaktım bunca kaybolmuşluğun içinde. Sivrilmeden doğrulacaktım hainlerin ininde; cümlelerim her ne kadar devrikse de. Demirden dağı eriten atalarımın azmiyle, karanlığı delen şimşekler eşliğinde Kürşad’ın izinde basacaktım içimdeki Çin Malı kalitesindeki hüzün sarayını. Baştan aşağı bir kahkaha yapıştıracaktım otuz iki yeni dişle, pul pul dökülen gülüşlerimize. Sefasından çok cefasına yandığım dünyanın hangi köşesinde vardır kokunla sermest olmuşluğumun tarifçesi. Lehçesi bozuk adamların dilinden kurtuldum derken gördüm ki buradaki herkes kendi “Argo Cumhuriyetininé kraliçesi. İki kadeh devirmek ne kadar faydasızsa bunayan aklımıza iki kelime etmek de o kadar abesle iştigaldir bu diplomalı ama cahil gürûha. Kusura bakmak gibi huyların alışkanlığa dönüştüğü şu zamanda ehemmiyetini kaybeden bütün fikirler aynı özrün özgür iradesine sığınmış güya! İnanma, bu mesnetsiz savunma düpedüz gündüz gözüyle görülmüş bir rüya.

Öyle kırgın bakma bana Suzidilara bari sen anla. Yerdiğim yerden kendimi uzak tuttuğum sanrısına kapılma. Ki ben en çok kendime kızgın yine en çok kendimden uzağım bu hayatta. Boşuna harcamışım zamanı, karşıma çıkan kuklaların mimiklerine bakıp anlam çıkarmaya çalışmakla. Akla gelmeyecek hayaller kurmuş, kabul olmayacak dualar biriktirmişim avcumda. Her nefes aynı hevesle yaklaşırken birbirine yakıştığını zannetmişim güneşin karlar ülkesine.

Sesime ses olur sanmışım seher vakti bülbülün kanayan feryadındaki dikeni. Gülün şöhretinden haberdar olan değil; töhmet altında kalan bilir derdi çekeni. Ektiğin tohumlar belirler gönül ehlinin toprağında yeşerecek bereketi. Velhasıl adı altında bir araya toplayamayacağımız acıların merkezinden geçiyoruz en geniş açılarla Suzidilara. Söz gümüşse sükût altındır diye diye susturulan bu dili hor görme; bir gün yeltenirse firara!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

3 thoughts on “Suzidilara”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.