Dertlenmeye Dair Çabalı/Yorum

“Derdi olmalı insanın!” Bu cümleyi herkes cebine koysun. Bu cümle cebindeyken bir evin içinde dönüp dolaşsın. Kendi kendine söylensin: “Derdi olmalı insanın!” “Yahu dertsiz insan mı var?” “Yok.” “Niye dolaşalım deli gibi, derdi olmalı insanın!”

Bu öyle anlatılabilir maddi dertlerden değil. İlacını eczanede bulamadığı bir derdi olmalı. Yemekten ve içmekten ötede bir dert bu… Tüm görevlerini yerine getirmiş bir “Derviş” olur mu? Olsaydı onun adına “Derviş” der miydik? Tam buradan yakalayalım. Derviş gibi dertlenmeli insan. Kutsal bildiğine, kutsal bildiklerine dertlenmeli. Ama bilmeli. Bilgi kadar kıymetli hiçbir şeyin olmadığını iyi bilmeli. Yani bilmeyi de bilmeli. Derdi olmalı insanın; kimseye anlatamadığı ama anlatmaya çabaladığı…

Anlatamadım.

Devir, dert devri… Bunu anlamamakta ısrar ediyor insanlar. “Gelecek ayın faturasını nasıl yatıracağım?” gibi bir dert değil; geleceği kurgularken hangi role bürüneceğim derdi. Büyük resme odaklanmalı. Odaklanamadığı her resim için kahretmeli kendini. Okuya okuya “Müsâdeme-yi efkâra” düşüne düşüne “barika-yı hakikata” ulaşmalı. Zor değil. Ya da zor… Zorsa bile, “Zor olan güzeldir.” diyebilmeli. Hatalarıyla yüzleşebilmeli. Hataların toplamının “İnsana” eşit olduğunu kavrayabilmeli. İnsanın “Eşref-i mahlûkat” boyutunu ta içinden hissedebilmeli. Derdi olmalı; insana/insanlığa dair… Tefekkür ve tevekkülü harmanlayıp tebessümü bulmalı. Tebessümü sevimli olmalı. Tecrübeleri açığa vuran bir tebessümle bakmalı etrafına. Derdi olmalı insanın, tecrübelerine dair. En güzeli, “Yaşadım, gene olsa gene yaşarım!” diyebilmek. Her zaman diyemeyiz. Olsun, insan zaten pişmanlıklarının çocuğudur. Geçmiş geçti, geleceğe dönüp yüzünü, derdi olmalı insanın.

Gene anlatamadım.

Şiirce söyleşmenin, selam verip almanın, muhabbete gark olmanın, fikir münakaşası etmenin yok olmaya yüz tuttuğu veya sığlaştığı bir dönemde insan kendine dert aramamalı. Şiirce söyleşmeli… Eski ama eskimeyen mısraları misafir etmeli bulunduğu ortamlara. Selamını verirken de alırken de tebessümünü eksik etmemeli. Tüm cihazların kapatıldığı sanalın-kanalın yok sayıldığı mekânlarda “dostça” muhabbetler edebilmeli; geçmişten ama en çok gelecekten… Çünkü biz en çok geleceği özlüyoruz fark etmeden. Ve fikir! Nice nesilleri darağacına götüren o fikir! Anlamını herkeste farklı gösteren ama kıvılcım kıvılcım büyüyen o fikir! İnsanlık tarihince pişen, her insanı yeniden pişiren o fikir! O fikir için dertlenmeli insan!

İşte insan, geçmişte bulduklarını, mukaddesatını, en milli hususları geleceğe taşımaya çalıştığında bir çilehaneye girmiş demektir. “Milli ve manevî” olanın yüzeyselleştiği bir dönemde ayrıntıya girdikçe boğulacak, boğuldukça dertlenecek, “hâl-i pür melâlin” gözyaşını dökecektir. Olsun, derdi olmalı insanın dememiş miydik? Arayana dert çok! Ustanın çırak yetiştirdiği çağlar bıraktık mesela ardımızda. Bugünün ustaları o kadar zirvede ki (!) aşağıdaki çırakları seçemiyorlar. Bunu dert edinmeli insan. Fikir uğruna serden geçenler hatırlanacak sonra. Fikrin çöpçüler tarafında süpürüldüğü bugünlerde, bir yol-yordam düşünülecek. Olmaz, olamaz denilecek; dert edilecek bu konu. Kıyıda köşede fikri de ustalık fıtratını “namus” edinenler bulunacak. Bulunamazsa gerekirse ağlanacak! “Neden ağlıyorsun?” diye sorana “Gözüme devir kaçtı.” denilecek. Ve evet, en çok sanat kaldırılacak ayağa! Anlaşılmama uğruna Divan şiirleri ezberlenecek. Karacaoğlan Nedim’de; Arif Nihat Asya, Fuzûlî’de aranıp bulunacak. Şiirleri anlamayan üstüne dalga geçenlere tebessüm edilecek. Tebessüm, insanın en kaliteli eylemidir, bilinecek. Tebessüm şiirin son ve kutsal imgesidir, farkına varılacak.

Yaklaşıyorum anlatmaya.

Neyin papağanlığına soyunuyoruz baştan beri? Derdi olmalı insanın. Bir toplumu ayağa kaldıracak kadar güç hissedecek kendinde. Yılmayacak. Yıkıldığında “Bu da geçer ya Hû!” diyecek. Geriye dönüp hepsi yıkılmıştı, durdular mı diye sorgulayacak. Geçmişin izlerini, geleceğe yürürken ruhunda “direne direne” hissedecek. Direncin ve tebessümün toplamından dert çıkacak ortaya. Derdi olacak insanın. “Hayat bir oyun değil!” söylemini haklı bulurken hayatı bir oyun gibi yaşamayacak. “Kutluyorumlara” ulaşmak için değil “kutlu yorumlara” ulaşmak için çabalayacak. Ulaşmış olmak, sona gelmek, bitirmek gibi “noktalı, sonlu” ifadelerden kaçınacak. Büyümek istediğinde gayeleriyle büyüyecek. Tanınmak için değil tanımak için çaba harcayacak yolculuğuna. Derdi olacak ki yolculuğu mana bulsun. En çok “Bir derdim var bin dermana değişmem!” gibisinden türkülerle “Dönen yoldan döner, istikâmeti olan erer maksûduna.”  gibisinden söylemlerle yüceltecek dertlerini.

O zaman; işte o zaman yücelmiş, yolunda eziyet çekilmiş, mücadele edilmiş, insana/insanlığa fayda sağlamış derdinin adı “dava” olacak.

Şimdi anlatabildim mi?

Tekrar edeyim, “Bir derdi olmalı insanın!”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.