Hiç

Odaya serpilmiş duran kâğıt parçaları
Bir hiçliğin örülen duvarını yıkan ben,
Bir aşkın içinde durmadan çırpınan
Evin tüm odalarına yayılan geç kalmışlığın kokusu
Yağmurun cama vuruşunu duyduğumda,
Benden sana bir yol olur evinin yokuşu.

Yürüdüğün yollarda
Kalbimi ağarttığını da biliyorum.
Ağrıttığını da
Ömür dediğin neyse,
Aldım seni başına oturttum.
Kimdeyse
Çıkarken kapayacağımız kapının anahtarı
Aldım seni o kapının önünde tuttum.
Yanımda olmadığın zamanların hıncı doldu içime,
Gözlerine bakmadım.
Yanımda ol demedin diye bir kere,
Ellerini bıraktım.

Bu yağmur
Bu akşam
Bu gözlerimin buğusu
Bu dikine kestiğin hayatımın ikinci yarısı,
Dışarıda yağmur
Önümde Attila İlhan ve ıhlamur,
Aklımda uzayan adımları bir adamın,
Uzanan elleri…
Aralık, yılın sonu
Kalbimde söz geçmeyen bir dalga bozuntusu
Sen ömrüme bulutlar ekleyen,
Yağdırdığın yağmurda çok ıslandım ben.
Sarılmak şimdi bir ateş maviden,
Önümde bir başka bedene
Temayül eden bir beden
Bitmeyecek, başlanan yere geri dönüşler.
Nerede unutulduysa adı hiç geçmeyen
Sıcağında sakla şimdi beni,
Şehrinin dinmeyen güneşinde…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Hiç”

  1. “Evin tüm odalarına yayılan geç kalmışlığın kokusu.”Kayboldum bu cümlenizde.Nasıl da güzel anlatmışsınız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.