Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-I

Okumanın Bir Şartnamesi Var Mıdır?

Son yıllarda kitap ve kitaba dairlerin tehlikeli düzeyde bir paylaşım malzemesine dönüştüğü görülüyor. Okuduklarını, okuma şekillerini, okumaya dair tecrübelerini hatta okumakla alakalı dikte düzeyde tavsiyelerini paylaşanlarla sosyal ağlarda sektörel bir yeni alan oluştu. Bunun da yeni tüketim toplumu ve küresel dünyada bilgiye ulaşmanın etkinliğinin artması ile bilginin niteliği arasındaki ters ya da doğru orantı tartışmalarını doğurduğu söylenebilir. Dolayısıyla nicelik ile nitelik arasında süregelen tartışmalar da arttı.

Girişten de anlaşılacağı üzere kitap ve okuma etkinliği birçok farklı yan etkinlik ve ürünü doğurdu. Ve yeni tartışmalar elbette. Bu yazı dizisi de aslında bahse konu tartışmaların en önemlilerinden biri olan “Nasıl okumalıyız? ” sorusuyla başlıyor konuya.

Günümüzde okuma mekânları, okuma araçları, okurken içilecekler, okurken dinlenilecekler, okuma pozisyonlarınız gibi birçok konu, okumanın niteliğini/verimini arttırmak adına ve iddiasıyla konuşulan konular. Hatta vesile ile tüketim çağında yeni kavram ve ikilemelere de rastlar hale geldik. Örneğin “kahve-kitap yapmak” ya da “parkta kitap yapmak” gibi eylem tanımlamaları giderek yaygınlaşmakta. Ve beklenen soruda kaçınılmaz elbette:

İyi bir okuyucu için bu denli karmaşık bir donanıma ihtiyaç var mıdır peki?

Öncelikle yakın zamanlarda yaygınlaşan bu endüstriyel tartışmalardan önce, bir “kitap kurdunun” okuma şekil ya da şartnamesi genelde o ve kitap arasındaki ilişkiye tabi idi. Yani sizin nerede olduğunuz, ne içtiğiniz, hangi kalemi kullandığınızdan öte kitaba karşı tavrınızla ile alakalı idi bu biçimsel hal. Hilmi Yavuz’dan okumuştum bu ilişkiyi ilk kez, 1987’de kaleme aldığı ve 1996’da ilk baskısı yapılan Denemeler kitabında yer alan Ya Kebikec yazısında (Denemeler, Boyut Kitapları, 2. baskı, İstanbul, 1999) “Kitap kurtlarının bazılarında gözlemlenen değişik bir olgu da kitapların okunuş biçimiyle ilgilidir” diye başlar yazı ve devam eder:

“Bunlar, kitaplarının satır altlarını (ya da üstlerini) çizmez, işaret koymaz –ve asıl önemlisi, okurken kitaplarını asla katlamazlar! Kitap katlamak, bir kitap kurdu için bağışlanmaz bir suç, kitaba karşı işlenmiş alçakça bir cinayettir… Tanıdığım bir kitap kurdu (Hilmi Yavuz), kitabın okunması için ideal açının 90 derece olduğu hükmünü getirmiştir. İki sayfa arasındaki açı, hiçbir kayıt ve koşulda, bu açıyı geçemez.”

Elbette Kıymetli Hilmi Yavuz’un bu tespitleri bağlayıcı değildir, örneğin bu satırların sahibi satır altı çizmeden okuyamaz lakin Hilmi Hoca’dan öğrendiği bir şey vardır ki kitaba saygıdır aslolan. Bu manada satır altı çizmek bir cetvel yardımı ile gerçekleşebilir. Ancak kitabı fazlaca açmak, sayfa kıvırmak ve hatta fazlaca karalamak/not almak kabul edilmiş bir kabahattir.

Öte yandan kitaba ulaşımın bir ekonomisi de var şüphesiz. En basit şekli ile kitabın sadece alım maliyeti tek başına bir ön şart. Ancak bu aşamada sağlanan eşitlik, çağın yeni düzeninde bilinçli bir planlama ile aşılabilir. Yani okuma düzeninizi kurmanız, ekonominizi de düzenlemeniz anlamına gelecektir. Kaldı ki bilinçli tüketici kavramı ve israf sadece gıda ve giyim ile alakalı değil hatta iyi bir okuyucu ve kitap ehli ile çok daha alakalı. Bunu bütüncül olarak hayat ve insanî ilişkiler için de göz önüne alabilirsiniz. Yaşadıkça, geliştikçe, olgunlaştıkça hayatınıza soktuğunuz insan sayısında nitelik olarak artış nicelik olarak ise düşüş göreceksiniz. Kitap ile ilişki de -ki eğer doğru/ideal bir ilişki var ise- bu yöne doğru evrilir.

Yazının başında ifade edilen yeniçağ eklentileri ile kitaba sahip olma aşamasındaki ekonomik eşitliğin bozulduğu açık. Burada bozulma olarak ifade edilen eklentilerin muhatapları bozulmasın, bu bir yergi değil. Ancak sosyal medyanın ve sosyalleşen ortamın (kitap kafeler, kahveciler vd.) oluşturduğu yeni hava ile kitap ile ilişkinin de giderek kalıplaştırıldığı açık. Daha kötüsü bunların bir dikte hissi vermesi, şart haline getirilmesi, “böyle olmadan okuyamıyorum” söylemine evrilmesi bugün artık farklı kutup ve uçlarda okuyucu tipleri oluşturmaya başladı.

Metropol hayatının getirileri, yalnızlık kavramının ağızlara sakız edilmesi,  kitabın birçokları için bir enstrüman haline getirilmesi, modalaşan kitaplar/mekânlar/yazarlar, ciddi bir yönlendirme unsuru haline dönüştü. Kitap okunabilecek yer tavsiyeleri, kitap ile içilecekler tavsiyesi, okuma mekaniği ve teknolojisine dair teklifler, kitap tüketimi ve okumanın ötesinde kitaba sahip olma fetişizmine dair videolar, nitelik olarak zayıf ama nicelik olarak büyük kütüphaneler ve daha birçok tartışmalı konu. Elbette bunları göreceli görecek, ağızlarını yayarak “Kime göre, neye göre?” diye tepki gösterecekler de vardır. Buna hazırız.

Teklifsiz tenkit, tahriptir, doğru. O vakit teklifimizi sunmak da gerekli.

Okumak öncelikle sadece satırlar üzerinden gözlerin akması manasına gelen bir eylem değildir. Bir arayışı ifade eder. Kendinize dair, çevrenize dair ya da ontolojik bir yöne dair. Yani insan amaçsız okumaz. Ve bahsettiğim arayış insanın kitapla ilişkisinde zihnini de zamanını da çokça meşgul eder. İnsanı kitaba, kitabı insana yaklaştırır. Böyle bir okuma düzeni eklentilerin aranıza girmesine izin vermez. Belki bir kalem, bir defter, en fazla benimkisi gibi bir cetvel. Mesela iyi bir okuma kitabın ritminden yüksek bir müziğe izin vermez, kalabalığa izin vermez, bir sürü kalem içerisinden renk seçimine izin vermez ve daha birçok şey.

Yatak kitabı, yol kitabı, park kitabı, çanta kitabı diye bir kavram yoktur. Hiçbir yazar bunun için yazmaz. Eğer bir kitabı yatakta rahat okunuyor diye elinize aldı iseniz ya yazarı kötüdür ya da sizin kitaba dair tanımlamanızda bir sorun vardır.

Aynı anda 3-5 roman türünün okunması da sorunlu gibi duruyor. Ortalama 10 karakterin olduğu 5 kitap 50 karakter ve bir sürü olay örgüsüne sahip demektir. İyi bir okuyucu, arayarak bir okuma yapıyor ise bu kadar yoğun bir düzeni cidden takip edebilir mi?

Bu liste giderek arttırılabilir.

Bir sonuca ihtiyacımız var.

Okumanın bir şartnamesi yok. Veyahut olmazsa olmazları. Teknik ekipmanı, ortamı ya da zamanı da. Belki okuma verimini arttırmak adına kendinizi rahat hissedeceğiniz bir koltuk ve ışık düzeyi belirlenebilir ki bu da değişir. Ama şu bir gerçek ki aslolan kitapla kurulan ilişkidir ve bunun renkli kalemler, stickerlar ya da kitap endüstrisinin yan ürünleri ile bir alakası yok. Sanırım bu konuda yaşanan en büyük sıkıntı, kitap ile aramıza soktuğumuz her eklenti ile oluşturmaya başladığımız sınıfsal farklılık. İyi bir kahveye, iyi bir kaleme, renkli stickerlara ulaşamayan, iyi bir mekâna gidemeyen, sadece kitabın kendisi ile baş başa kalabilecek kadar imkâna sahip okuyucu ile tüm bunları kitabın olmazsa olmazı haline getirenler arasında oluşan farklılık, modern zamanlarda bir statü farkına doğru evriliyor. Her hafta koli ile kitap almakla iyi bir okuyucu olmak arasında bir bağ olmadığı gibi bunun bir teşhir ve şova dönüşmesi de sanırım artık kitap fetişizmine doğru ilerliyor.

Kitaba sahip olmak isteği okumaktan farklı bir dürtüdür. Çoğu zaman da iyi okumayı besleyen bir his gibi durmaz. Hatta belirli ölçüde devam ede gelen bu aidiyet hissi okuma vakitlerini kısıtlar. Bir de buna kitaba dair yeni ürünler eklendiğinde ortaya çıkacak durum çok daha acınası hale gelebilir.

Okuyun, bunun için ihtiyacınız olan tek şey iyi seçilmiş bir kitap ve zaman. Gerisi çoğu zaman sizleri yavaşlatacak.

Devam edeceğiz…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

2 thoughts on “Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-I”

  1. Çok güzel bir noktaya parmak basılmış. Emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.