On Dört

“Merhaba ya da iyi geceler,

Daha nasıl giriş yapacağımı bilmiyorken sana yazmak, nasıl olduğunu bilmek istedim. Yazıp sildiğim kaçıncı cümledeyim? Kaç saat geçti?  Şu an gündüz mü? Yoksa gece mi? Dışarı çıkmayalı kaç gün oldu? Hiçbirini saymıyorum artık. Saatim karşımda duran akrep ve yelkovan değil, caddeden sürekli geçen ambulans sesi oldu şu günlerde. Fark ettin değil mi? Yine aynısını yapıyorum. Şu an aklından tam olarak neyin geçtiğini tahmin edebiliyorum. Yazmaya başladığımda sürekli afili cümleler kurmamdan yakınıyordun. Aslında sadece nasıl olduğunu bilmek istemiştim. Artık adını ekranlarda görmüyorum. Yeni bir vaka değilsin bizim için. Peki, vaka olmadığına göre seni ifade eden sayı hangi bölüme geçti? Tamam, kafa karıştırmak istemiyorum. Sadece iyi olup olmadığını merak etmiştim. Televizyonda yeni vakaları açıklıyorlar, saat 19.30 oldu sanırım. Ambulans sesleri, vaka sayıları, adını bir daha duymayacağımız profesörlerin konuşmalarından anladığımız saat dilimlerindeyiz sanırım.

Ben mi?

Ben iyiyim. Televizyonun sesini kıstım zaten. Haber kanalında kır saçlı bir adama bakıyorum şu an, galiba bana en sevdiğim şarkıyı söylemeye çalışıyor fonda ‘Son Dakika’ yazılarıyla. On dört artı on dört yapmaya karar verdim. Galiba sosyal yalıtım işini sevmeye başladım. Bunu daha önce yazacağım aklıma gelmezdi ama spora başladım. Evet, şaşırma lütfen. Gülümsemen için yalan söylemiyorum. Sabah kalkar kalmaz bir saat ve akşamüstü bir saat olmak üzere muhakkak sporumu yapıyorum. Pilates, yoga, zumba hatta baklava oklavasıyla aikido denemeleri bile yapıyorum. Eğer beni kandırmıyorsan gerçekten mezdeke en iyi zumba şarkısıymış, artık bunu kabul edebilirim. Eğer kandırıyorsan da hiç yoga yapmamışçasına kötüsün.

Yine kendimi anlatmak isterken fazlaca detay verdim. Kendimi bu kadar çok anlattığımdan rahatsız olduğunu unutuyorum. Nasıl olduğunu bir mektupla öğrenmek isterdim. Acaba adımı hala görmek istiyor musun? O konuda şüphelerim var. Bilirsin mektup konusunda rezalet denilecek kadar tecrübelerim var ama şu an daha eskilerden bahsedip konuyu dağıtmak istemiyorum. Yorgunum ama az önce yoga yaptığım için değil, seni merak edip etmemek konusunda kararsız olduğum için yorgunum. Zaten kendi duygularına hâkim olamayan birisinin sana ne kadar faydası olabilir ki?

Sen giderken sana dur demedim. Adını bir daha anmadım. Sen gittikten sonra uyumaya devam ettim ve uyandıktan sonra da aramadım. Aramayıp kendime en güzel menemeni yaparak afiyetle yedim. Hayır, kötü bir adam değilim. Duygusuz bir adam hiç değilim. Sadece duygularımı nerede kaybettiğimi bulamıyorum. Geçmişin ufak bir laneti diyelim. Kır saçlı adam şarkıyı bitirdi ve bana Kaş’a gitmemi söylüyor. Kim bilir Kaş’a gitmek belki bana iyi gelir. Bir sırt çantası, bir çadır, tanımadığım insanlar ve tanıdığım sen. Seni yeniden arar mıyım bilmiyorum ama en azından iyi olup olmadığını bu sayede öğrenebilirim. Öğrenmeye önce kendi duygularımdan başlamam gerekiyor. Kendimi bir kelimeyle anlatmak istemiş olsaydım ‘sanırım’ kelimesini seçerdim. Çünkü duygular konusunda kendine bu kadar çok hâkim olamayan birisini daha önce tanımadım. Ben her konuyu -biraz- sanıyorum galiba. Fark ettin değil mi? Ne kadar anlamsız bir cümle oldu, tıpkı duygularım gibi.

Sence her şey yoluna girecek mi? Bunu en iyi sen bilebilirsin, çünkü adını görmeyeceğim gün on dörtlerin sonra ereceğini biliyorum. Her şey bittikten sonra Kaş’ta bir akşamüstü hiç kimsenin yerini bilmediği ara sokaktaki üçüncü nesil kahvecide yeniden duygularımı konuşmaya ne dersin?

Sen, ben ve kır saçlı haber spikeri…”

******

+ Fergan, aynı yazıyı neden on dört farklı kişiye mail attın canım?

– Duygularımdan ayrı kaldığım on dört güne saygı amaçlı abi, tamamen karantinayla alakalı.

+ Nasıl yani, her gün farklı bir kıza mı mail attın aynı yazıyı?

– Yani, tam olarak öyle demeyelim. Geçmişi arıyorken olmaktan korktuğum yerin neresi olduğunu anlamlandırmaya çalışırken yediğim menemenin tarifini bulma çabasındaydım abi.

+ Oğlum, sen her terk edildiğin günün sabahında menemen mi yiyorsun? Manyak mısın?

– Soğansız, kaşarlının mutlulukla alakası oluyor dedikleri için şey etmiştim ben…

+ Eh be Fergan, o öyle bir şey değil ya. Ayrıca, kadınları hikâye anlatıp kandırmaya çalışan bir adama dönüşüyorsun farkında mısın abicim?

– Abi, her şey dönüşüp gitmede demiş Mevlana. Kâinatta Her şey dönmede dönüşmede… Gerçi ben dönüşmemeye çalışırken gidip dönüşebilen bir vampirden kapmıştım bu illeti ama neyse çorbası güzeldi en azından.

+ Aman diyorum Fergan, vampir olayına sakın gireyim deme. Artık o hikâyeyi yeniden dinlemek istemiyorum. Sana on üç tane mail gelmiş, onu haber vermek için gelmiştim ben. Onlarla ilgilen sen…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.