BİR SEYYAHIN NOTLARI

Doruk, geç kalma endişesiyle koşarak İstanbul Havaalanına giriş yaptı. İç hatlar yazısını ararken İstanbul-Antakya uçuşunun yarım saat rötar yaptığını öğrendi. Bilet işlemlerini yaptırarak beklemeye koyuldu. Çantasından incelemekte olduğu “Dede Korkut” isimli kitabı çıkararak okumaya başladı. Heyecanla beş on sayfa okumuştu ki, uçuş kapısına yönelmeleri gerektiğine dair anons yapıldı. Doruk, dikkatli bir şekilde uçağına binmek üzere ilerledi. Hostesin yardımıyla 12C numaralı koltuğa geçti, oturdu. Tam da sevdiği gibi cam kenarıydı. Uçak havalandı, bulutların içinde kayboldu. Not defterini açtı ve yazmaya başladı.

“Bembeyaz bulutların üstündeyim şu anda. Kâğıt ve kalem hemhal olmuş, duygularıma tercüman olmaya çalışıyorlar. İçim pırpır ediyor, gönlüm kanat çırpıyor gibi. Seyahat ettiğim zaman özellikle uçağa bindiğimde masmavi gökyüzünde süzülen bir kuş olduğumu hayal ederim. Bakalım bugün nereye konacağım, rızkımda acaba ne var, hangi yerleri göreceğim, geçmiş kulağıma neler fısıldıyor, hangi tarihi dersi almalıyım diye düşünürüm.

Kültürler, medeniyetler, insanlar tanımak, mekânlar keşfetmek, lezzetler tatmak geçmiş ile bugünün birbirine teması zihnimde müthiş bir görsel ve içsel şölene dönüşüyor.
Beni en çok etkileyen ise, gittiğim şehirlerin efsunlu yüzü… Efsaneler, halkın anlattığı gerçekçi hikâyeler inanılmaz ilgimi çekiyor. Merak duygumun tetiklenmesine sebebiyet veriyor. Kendimi ister istemez bilgi edinmeye çalışırken, satır aralarında gezinirken ve araştırırken buluyorum. Gezdiğim yerlerin cadde ve sokaklarına serpiştirilmiş buram buram tarih kokan tarafı iştahımı kabartıyor adeta. Çünkü tarih, nesilleri yönlendiren, harekete geçiren, önlerini aydınlatan, gelecekle ilgili düşüncelerini etkileyen dopdolu bir ilim tabağı gibi. Mutlaka her olaydan bir ibret, bir öğüt çıkarılmalı, doyasıya sindirilmeli. Bazen öyle yerler çıkıyor ki karşıma o an sürükleyici bir film sahnesinin içerisindeyim sanıyorum. Kopamıyorum, büyüleniyorum, heyecanlanıyorum. Bu nedenle de kendimi bildim bileli tarihi yerleri gezmeyi çok seviyorum.

Doğada vakit geçirdiğim zamanlarda ise yüce dağlar, sonsuz denizler, akan nehirler, uçsuz bucaksız gökyüzü, nice göller, ovalar bana acziyetimi anımsatıyor. Ardından Allah’a kalbi şükür ve tefekkür hali baş gösteriyor. Derin düşüncelere dalıyorum. Okudukça ve gezip gördükçe, dünyayı ihtişamlı, uzun ömürlü bir çınar ağacına benzetirim. Bu haliyle kökleriyle, ayaklarıyla ezeli mazinin derinliklerine basarak dallarıyla, kollarıyla ebedî geleceği kucaklamış. Tarihte asırlarca onlarca canlıya, millete birlikte yaşamanın, birbirine yararlı olmanın, el ele vermenin önemini vurgulamış… Bu çınar halen maziyi istikbale bağlamaya devam ediyor. Bizlere de yaşadıkça umudun daima var olduğunu ve var olacağını hatırlatıyor yaşlı, kıdemli ulu gövdesiyle.”

-Evet, umut insanoğlunun ne de çok ihtiyacı var sana dedi Doruk. Camdan dışarıyı seyretti. Öbek öbek bulutlar, berrak gökyüzü ferahlatmıştı kalbini. Baştan aşağı her şey çok güzel olacak umuduyla doluydu. Tekrar yazmaya devam etti.

“İnsanın mihnet zamanlarında ümitsizliğe kapılmadan kendi hiç halini yaşaması sonsuz iç huzurun kapılarını açacak unsur olabilir diye düşünüyorum. İnsan kendindeki kibir, üstünlük, yücelik duygusunu yani egosunu yendi mi toprak misali tam bir alçakgönüllülük haline bürünüyor. Hiçlik aynı zamanda hiçbir şeye sahip olmadığının sadece emanetçi olduğunun, her şeyin asıl sahibinin Yüce Allah olduğunun bilinci içinde olmanın huzuru… Mutsuzluk, çaresizlik beni ele geçirmeye çalıştığında her defasında tutunacak bir sebep buluyorum. Örneğin; yazmak, yazdıkça daha çok yazmak istiyorum. Bu benim kendimi iyileştirme yöntemim belki de. Yaşam heybeme güzel anları, unutulmaz anıları doldurmak şifalanmak gibi, iyi hissettiriyor.

Notlarımı yazarken ve dünyayı gezerken bir seyyah olarak aslında kendi kalbime doğru kanat çırpıyorum. Kâinatı okumaya çalışmak, bir nevi kendimi de keşfetmek. Her yeni yola revan oluşumda güzelliklere niyet ediyor, Şems-i Tebrizi Hazretlerinin ‘Allah’ın sırrı sensin, kalbine yolculuk et.’ sözünü şiar ediniyorum.”

Doruk not defterini kapattı, uçakta anons sesi yankılanıyordu. “Sayın yolcularımız uçuşunuzun iyi geçmiş olduğunu umuyor ve sizlerle yeniden karşılaşmayı diliyoruz.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

BOŞLUĞUN SESİ

Işık ve Zaman

Sindir-Ella

YAŞAMIN KIYISI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.