KAYBETME ÇAĞI

Biz, ilkin vefayı kaybettik. Yabancılaştık iki eski aşığın yabancılaşması gibi birbirimize. Hanelerimiz yakınlaştıkça uzaklaştık tanıdık yüzlerin sıcaklığından. Selamı unuttuk, gülümsemeyi unuttuk, hâl hatır sormayı, el uzatmayı, yüreklere dokunmayı unuttuk. Farketmemeye başladık zamanla. Gözümüzün önündeydi oysa görmemiz gerekirken görmek istemediğimiz bütün görünmezlikler. Ve bu bizi içimizdeki karanlıkla, bencillikle, umursamazlıkla, kibirle tanıştırdı. Sonrası karmaşa…

Biz, merhameti kaybettik. Kelimenin temsil ettiği mana bir tarafa, kelimenin kendisine bile düşman kesildik anlamadan. Yarın ihtiyacımız olacak şeye bugünden cimrilik yapmayı adet edindik. Bir dilim ekmeği bölüşmeye erindik, bir tas sıcak çorbayı çok gördük buz kesmiş sinelere. Ölümlere sustuk, zulümlere sustuk, yitip giden hayatların çığlıklarına sustuk. Susa susa döndük dilsiz şeytanlık sokağının köşesinden. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın meydanında toplandık. Öz anne babamız bile nasiplendi duygusal sosyopatlığımızdan. Oysa, bir serçeye ekmek kırıntısı vermek bile yetecekti yağ bağlamış kalp kaslarımızı çözmeye. Sonrası dipsiz bir kuyu…

Biz sükûnetmizi kaybettik. Partilerde, balolarda, etkinlik adıyla maskelenmiş riya buluşmalarında, düğün salonlarında, oyun salonlarında, diskolarda, barlarda, avmlerin yaldızlı gürültülerinde bıraktık ruhumuzun açlığını. Tam tam sesleriyle bastırdık iç sesimizi. Duymamak için vicdanımızın feryadını, sağırlaştık. Neon ışıklarında kaybolduk, sabahın ilk ışıklarında kustuk sarhoşluğumuzu. Eğlenirken eğerlendik yapmacıklıklara, kahkahalarımızla öldürdük gözyaşlarımızı. Sonrası uçurum…

Biz, aklımızı kaybettik. Robotlaştık modern çağın keşmekeşinde. Ne düşünmemiz isteniyorsa onu düşündük, neye küfretmemiz isteniyorsa ona sövdük, neye vurmamız isteniyorsa onu parçaladık. Sorgulamadık, ölçüye koymadık, tartmadık. Histerik krizler geçirdik çoğumuz. Kinden beslenen vampirlere dönüştüğümüzü göremedik aynadaki aksimizde. Hamasî masallarda hâlimizi, komplo teorilerinde gerçekliğimizi kaybettik. Fikir denen mukaddesin namusunu kirletmeyi maharet bildi ömrü boyunca hiç çalışmayacak olan düşünme organımız. Sonrası, yokoluş…

Biz utanmayı kaybettik. Her şeyi iki bacak arasıyla iki dudak arasına hapsetti ihtiraslarımız. Şekilde hepimiz aynıydık aslında. İyi giyimli, güleç, medeniydik. Ama gerçekte en adi canavarın adileşemeyeceği kadar adileşmeye başlamıştık canavarlığımızda. Dilimiz bağırsaklarımızda gezindi ilk başta. Avret yerlerimizin kiriyle boyandı gözbebeklerimiz. İltihaplanmış ırzımızı çiğnettik ırz düşmanlığımıza. Pornodan zevkler edindik. Nihayetinde saldırmaya başladık şehvet döngüsünde gördüğümüz her tatmin aracına. Gözümüze çarpan her karşı cins, hatta aynı cins cariyemizdi sözde. Aldatmak moda, pisletmek cinsel ihtiyaç sayıldı defterlerimizce. Çoluk çocuk demeden çullandık arsızlığın dibine. Sonrası vahşet…

Biz Allah’ımızı kaybettik. Feleğimiz şaştı alçalışımızdan. Helvadan putlar yapanlara nispet yaparak edindik putlarımızı. Tarihteki hiçbir azizin tapamayacağı bir imanla taptık onlara. Paraya secde ettik, kibrimizi tavaf ettik, menfaatimize rüşvetten zekâtlar sunduk medeniyet sunaklarında. Kıblemiz arzularımız, kâbemiz nefsimiz oldu. Yok edilmiş tüm kavimlerin suçları masum kaldı suçlarımızın yanında. Oturma organımızdan dinler ürettik, cahilliğimize taptık. İdeolojilerden, sahtekâr siyasetçilerden, kifayetsiz alimciklerden ilahlar yarattık hayasızca, utanmazca, ahmakça. Hakettik yerin dibine batmayı zamanın çukurunda. Sonrası cehennem…

Biz, bizi kaybettik. Kendimizde kendimizi kaybettik. Bizi biz yapan, bizi eşsiz yapan, bizi insan yapan tüm özelliklerimiz kayboldu birer birer. Ortaya, tanınmayacak bir mahlukat çıktı. Dünyanın yaradılışından beri şahit olunmamış bir varlık. Zincirlenmiş tüm kepazeliklerin zincirlerini kırmış bir şey. Evet, bir şey çıktı ortaya. Adı koyulmamış, lanetlemiş, damgalanmış bir şey. Dünde kalanların korkuyla andığı, yarın gelecek olanların iğrenerek anacağı bir şey. Hatta bizim bile ait olmak istemediğimiz bir şey. İşte biz, bu dönüştüğümüz şeyde bizi kaybettik. Yolumuzu, yönümüzü, bastığımız izi kaybettik. Dengemizi, dengimizi kaybettik. Havayı kaybettik, rüzgârı kaybettik, denizi kaybettik. Her şeyimizi, her şeyimizi kaybettik. Sonrası malum…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.