Karantina Günlükleri

“Ben gidiyorum.”

On dördüncü günün sabahında böyle bir cümle ile gitmişti. Neden, niçin, nerede hata yaptım? Bu soruların hiçbirine cevap alamadım. Oysa gidişi gibi ani bir karşılamayla başlamıştı her şey.

Otobüs yolculuklarının en güzeli hiç beklemediğin anda karşına bir bekleyenin çıkmasıdır. Seni karşılaması, sevinçle gözlerine bakması ve sımsıkı sarılması… Peki kimdi seni karşılayan? Sevgilin mi, sevdiğin mi, seni seven bir yabancı mı, yoksa yanlışlıkla seni birine benzetip sarılan mı? Son söylediğimi absürt olsun diye yazmadım çünkü gerçekten hiç tanımadığım birisi sırf deri mont giyiyorum diye bana sarıldı. Tabii erkek arkadaşına benzediğim için sarılmış yoksa ne işi var! Bir keresinde de sırf deri montum var diye omuzumda uyuyan bir başka yabancı vardı ama neyse konumuz o değil zaten…

Seven, sevilen, yabancı, herkes, hiç kimse gibi bütün kavramların bir araya toplandığı bir çift gözdü sanırım karşımda duran. Ne hissedeceğimi bilmediğim için birinci günün akşamı sıcak bir karşılamayla çıkagelmişti. Zaten dördüncü çaylardan sonra kafam yerinde olmadığı için birden duygularımı açmıştım, daha kendim bile hâkim değilken.

Sabah uyanınca içimdeki karmaşık duyguların bana verdiği yetkiye dayanarak daha önce dinlemediğim bir adamın konserine davet etmiştim; fiziken yakın, ruhen uzak yanımı. İlk defa dinlediğim şarkıların verdiği özgüvenle ikinci günün akşamı elini tuttum. Elini tutunca, elimi bir daha bırakmadı.

Üçüncü gün akşamüstü, “Acaba hızlı mı gidiyorum?” diye düşünüyordum ki hiç beklemediğim anda bana kurşun kalem hediye etmişti; en hızlı iletkenin kurşun olduğunu söyleyip bütün güzel duygularını kurşun kalemle ifade ettiğini söyleyerek. Tabii sayısalcı olmadığım için karşısında biraz sözel kalmıştım.

Bir jest olarak bir gün önce hediye ettiği kurşun kalemle en güzel duygularımı yazıp e-dergimize gönderdim. Dergimiz duygularıma inanmamış olacak ki yazıyı yayınlamadı ama derginin aksine birileri duygularıma inanmış olacak ki buluştuğumuz mekânın en kalabalık zaman diliminde yazıyı okuduktan sonra hiç beklemediğim anda beni öptü. Normalde ilk öpücük özeldir ama panik yaptığım yüzüme o kadar yansımış ki utandığımı düşünüp gülümsemişti. Oysa ben sadece panik yapmıştım!

Dört, beş, altı, yedi… Artık saymayı bıraktığım bir ilişkimiz vardı. Onuncu günü kutlamak için kadeh kaldırmıştık gökyüzüne; en kırmızısından. Önce gökyüzü için kadehlerimizi buluşturduk, sonra birbirimiz için…

Ankara’da yarım kalan bir hikâyenin yeniden hayata geçişini kutlamak istedim, anlamamıştı. Onun yerine uzak doğulu bir hikâyeyi anlatmak istemişti, anlamamıştım. Yani, on birinci gün ilk kavgamızdı.

Hata yaptığımı düşündüğüm için çikolata alarak kendimi affettirmek istedim. Bana çikolatanın her zaman işe yaradığını ve aradaki soğukluğu eriterek mutluluk getirdiğini söylediler. Çikolata aldım, yemedi. Arkadaşlarına ikram etti ama yine de benimle barıştı. Farklı iklimlerim insanları olduğumuzu anlamıştım artık. Bunu anlamak bana on iki güne mal oldu ama anlamıştım.

On üçüncü günün akşamı düşüncelerimizi paylaşmak, sevmek, sevilmek, sarılmak, izlemek, konuşmak gibi yapılabilecek bütün eylemleri gerçekleştirmek için bir araya gelmeye karar verdik. Bir araya geldik. Sevmeyi denedik, sevilmeyi beceremedik, birbirimizi izledik ama konuşamadık. Sarılmayı beceremedik ve yine birbirimize sırtımızı döndük.

On üçüncü günün gecesi beraber uyuyamadık çünkü on dördüncü günün sabahı tek bir cümle kurup beni terk etti.

Ve şimdi adını televizyonlarda görüyorum. Sevgili, seven, arkadaş, dost gibi birçok terim söylemiştim ama ilk defa adının vaka olarak anıldığını görüyorum, hem de asıl vaka benken…

******

-Fergan, nasıl yani? Meğer virüslü müymüş? Anlamadım ben şimdi.

-Yok be abi! Yakın doğulu kendisi. Bize uzak, başkasına yakın.

-Karslı mı yani?

-Yakın doğu virüsüne yakalanmış yani!

-Ee öpmüş oğlum seni, hemen test yapalım sana.

-Evet, tam anlamıyla bir öpücük sayılmaz ama zaten ondan sonra vampir geldi bendeki virüsü dezenfekte etti.

-Hayda yine vampir dedi. Vampir ne la?

-Vampir olayı çok karışık, onu sonra detaylı anlatırım. Şimdi şu televizyonun sesini açarsan yeni vakalara ne olmuş anlayalım en azından.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.