Göz Kapaklarımdaki Ağırlık

Uçsuzluğun yanında dimdik ayakta duran belirsizliğin konuk ettiği sabrın; taştan kaderine takıldı birkaç mevsimim. Zaman, haziran suları serinliğindeki ifadelerin uğraklığını yitiren ziyaretlerini, yüzümdeki gamzenin katili olan sakallarımla imtihan etse de içimdeki karamsar çocuğun yüzündeki on parmaktan gülünç maskesini düşüremedi. Dünlerim, geçmişin karanlığına uğurlanırken, yarına ertelenen endişelerin fırçasının ucundaki geleceğin, aydınlığına şahit olan güneşin doğum sancılarını izlemekten geldi gökyüzüne barışıklığım.

Her defasında hayra yorulup ortada bırakılan şeyin kambur edecek kadar yükü dağınık olsa da dilekler, eksik kabullenmelerin zoruyla topladım kendimi; yerde kalsa da kırıntılarım. Yine her defasında kendi kırıklıkları ile çizilen yeni hayallerin bir sonuna yetişmesi için bekleyişlerin kapısını çalan sessiz dualarım oldu benim. Kaçmak, ayaklardan daha fazlasını istercesine dudakları kilitleyince-duvara asılı çerçevelerin silikleşmesi-zihnimin anılarını da özgür bıraktı. Oysaki yolcuydum ben de, yolcularımla uğramayı bırakınca aynı hanı, pek bir yabancılaştı hancı da yol da yolcular da. Hatır için dilenci gezince ellerim, sokağında karşılaşınca omuzumda iz bırakan her dostuma adını sordum.  Sonra hep takılıp kaldı aklıma, düşlerimde düştüğümü düşününce, hep bir düşün peşine düşmekten vazgeçmek için uğurladım kendimi düş ağrısından… Her şeye rağmen, ayazın sürekli yaşandığı vakitlerin ortasında olsam bile, umudun hep okunduğu yüzümün yerini tanımadığım kırgınlıklara bırakmaması için çocuk küskünlüğümü takınırım.

Çünkü ciddiyetimin üstüne giydiğim bütün takım elbiselerimin üzerine pişmanlıkların sıçramaması adına içimden gelip gözlerimi basınca sessizlik, işte o zaman göz kapaklarımdaki ağırlık gelir aklıma, yağmurlu havaları beklerim… Her gece gölgemi teslim ederken Ay’a o vakit yalnızlaşır, Şems’i özlerim…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.