Edebiyat Söyleşileri: Edebiyat ve Öykü Üzerine – Muhammet Erdevir

Merhabalar Muhammet Bey. Biz ekip olarak başta kitabınızı ve hâlâ yayımlanmakta olan yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Sizi yeni tanımaya başlayanlar ve henüz tanıyamamış olanlar için biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Osmaniye – Kadirliliyim, edebiyat öğretmeniyim. Gaziantep’te ikamet ediyorum. İlk öykümün yayımlanmasının üzerinden tam on yıl geçti. O gün bugündür başta öykü olmak üzere edebiyatın çeşitli alanlarında kalem oynatarak kurgu evrenimi genişletmeye çalışıyorum. İlk kitabım “Lav Denizindeki Ada” 2016’da çıkmıştı. Hece Öykü, Semaver Öykü, Yedi İklim ve Ayarsız gibi dergilerde yazılarım çıktı, çıkmaya devam ediyor. 2018’den beri kültür sanat sitesi edebiyatdaima.com ’un genel yayın yönetmenliğini de yapıyorum.

“Son Gül İçin Prelüt” oldukça ilgi çekici bir başlık, en az içindeki yazılar kadar. Kendi adıma, okurken altını çizdiğim kendimden izler bulabildiğim birçok cümle oldu. Sizin için bu kitabın kıymetini ve tabii ki hikâyesini öğrenebilir miyiz?

Son gül İçin Prelüt bir öykü kitabı. İçinde on dokuz öykü var. Roman olsa şöyle bir yazılış hikâyesi var diyebilirdim ama her biri başka bir kurgusal dünyayı anlatan öykülerin yazılış tek bir yazılış hikâyesi yok takdir edersiniz ki. Doğrusunu isterseniz on dokuz farklı yazım hikâyesi vardır demeliyim. Bu soruya ancak anlatım açısından cevap vermem mümkün. Prelüt’te şiirsel ve imgeli bir dille yoğun ve derin duyguları dile getirmeye çalıştım. Postmodern tekniklere başvurmadan, belki sadece devrik cümleleri yoğun kullanarak inşa ettim öyküleri. Kitapta 2015-2019 arası çeşitli dergilerde yayımlanmış öyküler bulunuyor. Dört yıllık geniş sayılabilecek bir zaman diliminde doğmuş metinler bunlar. Birbirine yakınlar, aynı duygunun etrafında dolaşıyorlar ama her biri bambaşka ayrıntılara odaklanıyor. Prelüt’teki öykülerin önemli bir özelliği de nüans çeşitliliğidir.

Hikâyelerinizde gelişler, karşılayışlar hep coşkulu; gidişler belli belirsiz, üç nokta… Yazılarınız coşkuyla başlayıp umutsuz devam ediyor gibi görünseler de tüm mümkünlerin kıyısından da çiçekler uzatıyor elimize. Bunu nasıl yorumlamalıyız?

Yazar veya şair metnini ortaya koyduktan sonra metin artık okura aittir. Şu şöyledir diye tespitte bulunmam okuru yanlış yönlendirebilir. Elbette kendi hayatımdan izler taşıyor ancak edebi metinlerin kurgusal metinler olduğu gerçeğini göz ardı etmeyelim. Bahsettiğiniz umut veya umutsuzluk okurun o anki ruh haliyle de alakalı. Bazen ayrılıklar, kavuşamamalar, uzaklaşmalar bile birer umut kaynağı olabilir. Yeni bir karar yeni sulara yelken açmaktır çünkü. Yine de yorumu okur yapacak, bu konuda pek bir şey diyemem açıkçası.

Dikkatimizi çeken en önemli şeylerden biri de imgelerin yoğunluğu. Çoğu yerde hava durumu, yağmur, renkler ve coğrafya ile ilişkilendirilmiş imgeler bunlar. Özellikle “Ada Karışıklığı” ve “Kelepçe” başlıklı öykülerinizde biraz daha yoğun gibi. Bu imgeler nasıl oluştu?

Bu durum biraz kişisel tercihlerle ilgili. Ben kişisel okuma zevkime dönük öyküler ve şiirler kaleme alıyorum daha çok. Bazı yazarlar çok renkli bir imge karnavalından beslenirken bazıları çok yalın bir anlatımı seçer. Benimki tamamen kişisel bir seçim. İmgelerin nasıl oluştuğuna gelince okumalar, dinlemeler, gözlemlerle diyebilirim. Her öykümde şiirlere, şarkılara, romanlara, yazarlara, türkülere göndermeler vardır. Bazıları gizli ve üstü kapalı, bazıları ise açıktır bunların. Yoğun anlatımlı metinleri okumayı seviyorum ve bu tarzda yazmak beni mutlu ediyor.

Kitap çıktıktan sonraki süreçte okuyucuların tepkileri ve değerlendirmeleriniz sonucunda sizin için “Prelüt” amacına ulaşabildi mi?

Her kitap belli sayıda okura hitap etmek için yazılır. Popülist biri olmadım hayatım boyunca, olmaya da niyetim yok. Bir kere bu bir öykü kitabı, on binlerce kişiye ulaşmasını beklemiyorum zaten. İkincisi dili yoğunlaştırmak ortalama okuru metinden soğutabiliyor. Ki ben bu riski göze aldım bu kitabı hazırlarken. Okumalarına ve zevkine güvendiğim birçok kişiden çok güzel yorumlar aldım, almaya devam ediyorum. Evet, bu açıdan bakıldığında Prelüt benim için amacına ulaşan bir kitap oldu diyebilirim.

Eserlerinizden fark edebildiğimiz kadarıyla ilgili olduğunuz tek sanat dalı edebiyat değil gibi görünüyor. Peki diğer sanat dallarının sizin için önemi nedir, onlarla ilgili de çalışmalarınız mevcut mu?

Tüm sanatların konusu insandır. Dolayısıyla sanatlar iç içedir. Resimde doğan bir akım edebiyata, edebiyatta doğan bir akım sinemada kendine yer bulabilir. Sanat bir bütündür. Sanatçıyım diyen kişinin sanat dallarında belli bir birikiminin olması, nitelikli eserleri tanıması gerekir. Şu an için ben sanatçıyım diyemem ama sanatı ilgiyle takip eden bir sanatsever olduğumu söyleyebilirim. Müzik, resim, heykel, mimari gibi birçok alanı takip ediyorum. Bu alanlarla ilgili kuramsal kitapları okuyorum. Ama edebiyat dışında başka bir sanat dalında iddialı olduğumu söyleyemem.

Meslek olarak öğretmenliğiniz bir yana branşınızın edebiyat olması sebebiyle öğrencilerinizle iletişiminiz nasıl ve yeni jenerasyonun edebiyata olan ilgilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gençler eskiye nazaran daha çok okuyor. Okuduklarının nitelikleri tartışılabilir ama hiç okumamaktansa bir şeyleri okumalarını tercih ederim. Bunda günümüzde kitaba ulaşmanın kolaylığının etkisi vardır diye düşünüyorum. İnternetten kitap almak sıradan bir olay, hemen her AVM’de kitap mağazaları var. Bu konuda ümitsiz değilim. Gençler okuyor ve okumaya da devam edecekler.

Son olarak buradan edebiyatla ilgilenenlere iletmek istediğiniz bir şey var mı?

Birincisi dile özen göstersinler. Cemil Meriç’in “Kamus namustur.” Sözünü paylaşan nice kişinin da/de bağlacını yahut mı/mi soru edatını kullanırken ne kadar hoyrat ve özensiz olduğuna defalarca şahit oldum. Güzel ve doğru yazmak çok zor değil. Günümüz şartlarında bilmiyorum da bahane olamaz. Bilgiye ulaşmak çok kolay çünkü. Bilmiyorsan açıp öğreneceksin. İkincisi nitelikli eserleri okumaya özen göstersinler. İyi kitaplar okuru başka iyi kitaplara taşıyan güvenilir rehberlerdir. Yazanlar, yazmaya çalışanlar ise yazdıkları türle ilgili kuramsal çalışmaları okusunlar. İlham geldi yazı yazacağım dönemi çok ama çok geride kaldı. Yazmak teknik bir mesele ve bu işe ciddi anlamda mesai ayırmak gerekiyor.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Fantastik Türk Edebiyatı’nda Yeni Bir Soluk: Son Vâris ve M. Hamza Gürsoy

SEN BENİM KiM OLDUĞUMU BİLİYON MU?

Hilmi Yavuz ile Edebiyat ve Gerçeklik Üzerine Kısa Bir Mülakat

Galip Çağ ile Nurettin Topçu Üzerine Söyleşi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.