Aslına Rücû

Ebâbil sağanağı
Göğün bana garezi
Ve bir kıtlık öncesi
Firavun iklimidir…

I.

Kirpiğimin neminden ilham aldı her bulut
Alnımdaki ateşle ne şafaklar ışıdı
Çevirdiğim her hisar, kuşattığım her hudut
Bin asırlık efkârı tek bir âna taşıdı

Bir yetim hıçkırığı gibi içime çektim
Soludukça büyüdü göğsümde kadim sızı
Aklımın kuytusuna bu yılgını ben ektim
Bağrımda ben besledim verem denen hırsızı

Kıblesini yitirdim rûhumda azan putun
Güvercin bakışlara kıydım ‘kanun nâmına’
Encâmını duyarak ateşlerde Nemrût’un
Tekbir aldım çokluğun tevhidî kıyâmına

II.

Kâh kelebek kanadı, kâh tırtıl mesafesi
Kemirdim ömür denen taze dut yaprağını
Alacağıma sayıp verdiğim her nefesi
İnkâr ile suladım nedâmet toprağını

Kıskacında akrebin nice dermân gördüm de
Kanımdaki zehrini kandil kandil aradım
İdrâkini yokluğun Kaf dağına sürdüm de
Ne dertten şifâ buldum, ne hekime yaradım

Tükettiğim vâdenin dilinde sükût mührü
Aynaların nabzında bir şanlı ecel atar
Yürüdüğüm her yolun sonunda ‘sebep’ küfrü
Aştığım her geçidin dibinde günah yatar

III.

Perde perde açar da ayın içimde şavkı
Gümüş bir menzil arar deniz yüklü hislerim
Nasıl vücût bulursa kadavrada ‘can’ şevki
Öyle endâma gelir sularda akislerim

Iskaladığım hayat, içimde buruk sancı
Üzerimde fâilin meçhul endişesi var
Eşyada vahdet hissi, bende varlık inancı
Nasibim tecelliden anca teselli kadar

Her neyse… Dolar vakit ve yola çıkar tren
Yaşadığımız hayat belli ki hüsn-i zandır
İki hecedir bizi, sırdan sırra götüren
Uyanışınki sâlâ,
Uyumanın
Ezandır…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Taştan Öte

ESMAR

AYNALARIN İHANETİ

Çoklu Karanlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.