Bir Eğitim ve Kendilik Kavramı Olarak Kutadgu Bilig’de Emgek (Emek)

Kendilik duygusu insan kadar eski. Göbekli tepe modern tasnifin ilkel saydığı bir çağda uzaya araç gönderen insan ruhunun pek çok duygusal olgunluğunu gösterince ezberlerimiz başımıza yıkıldı. İşte bu manada modern kibir kavramları gerçeğe en yakın ve bilim(sel) düzeyde tespit ettiği iddiasıyla insan ve tarihe baktı ve bakıyor. Hâlbuki kültür insanın manası ve varlığı kadar mükerrer zeminleri gösteren bir beşeriyet tablosudur. Bu bakımdan kendiliğimizi düşünür ve buna dair gerçekliğimizle yüzleşirken felsefi çerçevenin perspektifleri yerine insani kültürümüzün felsefi içeriğinden hayatı okumak gereği bizi kuşatıyor.

Kendilik kavramı bunun teşekkül kaynakları insan kültürü kadar eski ve çeşitli. İnsan, toplum içinde var ettiğini eğiterek aktaran bir tür.  Bunun kültürel çerçeveleri ise milletlerin hayatını gösteriyor. Kültür bir düzen, bütünlük ve bunu var eden ilkeler ile varlığı bilinen bir şey iken yazı ile birlikte varlığı tespit edilip, üzerine düşünülebilen ve aktarılabilen bir şey de oluverir. Bu bakımdan kendilik kaynakları içinde yazılı olanların tarih içerisinde bilince dair olmak ve süreklilik içinde temadisini düşünmek bakımından yeri ve değeri büyüktür.

Türklerin kültür ve tarihi çerçevesi içinde bahsedilen hususlar insanlığın hikâyesi ile ez zamanlı ve kendi üslup ve tarzında cereyan etti. Yazı ile birlikte Türk adı ve millet gerçekliği daha da sağlam tespit edilebilir oldu. Orhun Abideleri ve sonrası kendilik bilinci ve bunun kaynaklarının tespiti açısından ayrı bir değer taşır. Değer sistemi de gösteren bu kaynaklar içinde Kutadgu Bilig şüphesiz çok müstesna bir yerde durur. Bu eserin evren(sel) muhtevası milli olmak kadar insanlık için de değer niteliği kazanmasını sağlar. İşte bu eserde kendiliğimiz açısından çok da otantik bir zaviyeden bakmadığımız emek kavramı dikkat çeken bir yerde durur.

İnsan ömrünü hangi şeye sarf ederse, o şey sevimli can kadar kıymetli olur. Ömür aziz değil, emek azizdir; bu emeğe sarf edilmeyen hayata yazıktır. Hayat gider, insan buna acıdığını itiraf etmez; emek boşa giderse, bunun acısı uzun seneler unutulmaz. (Kutadgu Bilig, s. 209-210). Kendiliğini, şahsiyetini ve ferdiyetini emek üzerinden teşekkül ettiren bir birey ve toplumun sağlam bir zeminde teşekkül edeceği aşikârdır. Belki bugün liyakat ve ehliyet tartışmalarının temelinde de bu kavramı Kutadgu Bilig ile Türkçe bakmak bizi anlamlı bir yere taşır. Nitelikli olmayı hayat ve kendilik esası sayan insanların kültürü hayatın her aşamasında değer oluşturur. Bu zihniyetteki bir toplum ve devlet hayatı şüphesiz milli ve insanî çerçevede öneli bir teklifi de temsil eder. Kendiliğini emek ile ömür geçirmeye bağlamış insanlar sonuç odaklı değil emek yoğun bir hayat felsefesi içerisinde çok daha önemli bir yerden hayata bakabilirler.

İnsanın hangi şeye emeği geçerse, onun canı o şeye bağlanmış olur. İyi tabiatlı insan buna benzer bir söz söylemiştir; böyle insanların sözü, dikkat edersen, hep bilgidir. İnsanın hangi şeye emeği geçerse, o şey sevgili can koku gibi sevilir. İnsanın ömür boyunca emek verdiğini sevmeli ve yüklenince de onun külfetine katlanmalıdır. (Kutadgu Bilig, s. 214) Ehliyet ve liyakat kültürü medeniyetin, insanlığın tadı tuzu değil midir? İnsan için değerli kavramı ve bunun itibari ölçütleri izafidir. Emeğin hakkını vererek ulaşılan neticeler her zaman sağlam bir yere ulaştırır. Ömür kavramını insan emek kavramı ile düşünürse her ne iş yaparsa yapsın değerin statüde değil bu işi emek ile değerli görmeyi ve eğitimde de bu kriteri öncelikli okumayı ahlak edinmiş birey ve toplumda sınav sorusu çalmak ve bunu milli/dini değerlerle meşrulaştırmak gibi kalpazanlıklar yaşanmaz.

Kutadgu Bilig ferdiyetimize şahsiyet ölçüsü verdiği gibi devlete de bu yolda akıl olur: Ey hükümdar, insanlık— mürüvvettir; mürüvvet— insan için, bir tarikattır. Mürüvvet ve tarikat, hiç şüphesiz, insanın emeğini takdir ile hakkını vermektir. Hizmetkâr kapıda ümit ile hizmet eder; bey onun umduğunu vermezse, mürüvvet gider. Beyler hizmetkârın nasıl olduğuna ve işe yarayıp-yaramadığına her vakit dikkat etmelidirler. İşe yaradığı nispette ona ihsanda bulunmak ve hizmeti nispetinde onun hakkını ödemek lazımdır. (Kutadgu Bilig, s. 219) İnsan ve toplum bu kavram ile oluşunca devletten de beklenen emeği takdir ve hakka riayet olacaktır. Devlet çobansa en büyük güdeceği sürünün emek olacağı ve buna dair eğitim sistemi kurması gereği ise kendiliğinden ortaya çıkar. Kendiliğini bu çerçevede bir kültür ve devlet ahlakına dayayan bir toplumun felsefesi onu insanlığa üstat olmaya kadar götürecek ölçüde incelecek ve aydınlanacaktır.

Peki, emeği takdir etmeyene ne derler? Bunu da sonda yine Kutadgu Bilig versin: İhtiyarlar ne derler, dinle; onların sözü gençlerin gözüdür. Bir kimsenin bir insan parçasına emeği geçerse, o buna karşılık ona insanlık yapar. İnsan emeğini takdir etmeyen kimseye insan dememelidir; o hayvana, benzer (Kutadgu Bilig, s. 220). Ömür aziz değil emek aziz ise onu takdir etmeyene de insan denmeyeceğini söyleyen bir kültürün insanları emek kavramınızı gözden geçirmek gerekiyor mu?

Bu yazıdaki davet bir gözden geçirme, üzerine düşünme ve kavramlarımızın mefhumlarını yeniden değerlendirme üzerindir. Kendilik bilincimizde emek ölçütü ne oranda ahlaki ve fiili hayatımızı şekillendiren zihniyet ve alışkanlıklarımıza esas oluyor? Ömrü aziz kılacak bir emek çerçevesinden kendine bakan ve bilen insanların felsefesi nitelikli olmayı doğal bir hal görecek ve bunu faziletler rafından indirip hayatının yoldaşı kılabilecektir. Türklerin gelecek asrındaki önemli meselelerinden biri de sosyopolitik hayatta bu olacaktır gibi görünüyor.

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Alain Corbin: Sessizliğin Tarihi/ Rönesans’tan Günümüze

GULAN ZAMANI MİSAFİRİ: SEZAİ KARAKOÇ

Wittgenstein: “Bir Garip Filozof” II

AMBROSİA (Sonsuz Yaşam Peteği)

1 thought on “Bir Eğitim ve Kendilik Kavramı Olarak Kutadgu Bilig’de Emgek (Emek)”

  1. “Emek” verilmiş, faydalanılası bir yazı… Tebrik ediyorum, kaleminizin devri daim olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.