SANRI

Ben, sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Koyu bir sis içinde arnavut kaldırımları. Köşe başlarında umarsız fahişeler. Ağızlarında sakız, sırtlarında ahlak abidesi müşteriler. Bir ayaz vuruyor terli vücutlarına. Cüzdanlar pahalı, vicdanlar ucuz. Lime lime kesiyor seri katiller bir çoğunu. Kimin kızı, kimin annesi, kimin kardeşi yerdeki cesetler; bilmiyorum…

Ben sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Sülfürlü bir rüzgar esiyor yarı çıplak. Hatta çırılçıplak. Üfürüyor boyuna çeri çöpü kulaklara. Bazısı sarhoş olmuş irininden, bazısı yemyeşil kusuyor, bazısı bilinçsiz, bazısı çoktan gebermiş. Saf ağaçlar meltem sanıyor bu gayya nefesini. Alkış tutuyor mahallenin akıllı delileri kuruyan her taze fidana. Vedalar selam duruyor sahte ferahlığına. Asfaltların keyfi yerinde. Çöpçüler her sabah yerlerden topluyor boğazına kadar zifire batmış zavallı serçeleri. Zira, bir yerde bir kıyamet kopsa, bir felaket kaplasa felaketine tapınanların üzerini, ilkin serçeler ölürmüş. İlk onlar anlar, ilk onlar yıkılır ve ilk onlar kaybedermiş ümit ışığını. Öyle diyor, rüzgârın mabedinden yayın yapan ajans hoparlörleri. Duyuyorum…

Ben, sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Azgın sulara gömülmüş bebekler bakıyor kabirlerine. Vebalı ellerinin laneti sıkıyor saltanatların boğazını. Kaybedenlerin çığlıkları tükürüyor ürpermeyen ürpertilerin suratına. Türlü türlü zulümler, irtikaplar, ihtiraslar, inkisarlar, iltimaslar karışıyor birbirine. Yok edilmiş kavimlerin korku dolu bakışlarıyla sarsılıyor yer. Yitik cennetini arıyor işkencelerde bedenler; korkuyorum…

Ben sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Camilerin kapısına zincir çekmiş sözde zincir kırıcılar. Ezanlar farklı, selalar başka, mevlitler garip, kıraatler bozuk. Şeytan bile uğramak istemiyor abdesti çoktan kaçmış beynamazlara. Riya paçalardan akıyor, kibir siyah takım elbiselerden. Yalan, kasım kasım kasılıyor hutbeyle vaaz ezberlerinde. Açlara kapalı, toklara açık kutsal korumalar. Beyinler afyon yemiş, ağızlar küfretme makamında, ciğerlerde bonzai artığı plastik esnemeler, yürekler çoktan hapı yutmuş. Adı kalmış güzelliklerin adını lekeliyor leke bilmediğini iddia edenler. Çıldırıyorum…

Ben, sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Çöp kutularında kediden çok insan var. Kimi Afgan, kimi Sâmi, kimi öz be öz yerli ve millî! Açlık kol geziyor artıklarıyla. Aslanın ağzında değil bağırsaklarında yaşam savaşları. Taş kaynatan çaresizlerin çaresizliği değiyor çaresizliğe. Duyan yok, anlayan yok, hisseden yok. B/oy veriyor uğursuzluğa fukaralık. Bir balçık yığını ve zehirlenmiş bir kalabalık… İnanmıyorum…

Ben, sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Etrafımda sıra sıra yıkılası saraylar. İçleri putlarla dolu ihtişamlar. Külliyen yalanlar, külliyen kalpazanlıklar. Gırtlak fedaileri naralarla geziyor civarlarında. Hayaletli katedraller, vampirli şatolar aydınlık kalıyor karanlığında. Ağlama duvarına çevrilmiş yüksek panjurlu dokunulmazlık setleri. Ki o setlere uğramıyor ebabiller bile. İrkiliyorum…

Ben sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Yüzleri maskeli, isimleri sansürlü süvariler gömülüyor kerpiçten ağıtlara. Bayraklar yarıya inmiyor önemsiz! kahramanlıkları için. Sonra çocuklar… Yetim çocuklar… Başları okşanmayacak çocuklar gömülüyor ta derine, en derine. Sessizce akan sağanaklar boşanıyor dul karılarının yürek yaralarından. Yıkılan dev gibi analar üşüyor yokluklarının varlığına. Nutuklar, söylevler, poz kesmeler, yalandan saf bağlamalar gırla gidiyor, yalnız musallaların temiz kaldığı bol eracifli uğurlamalarında. İğreniyorum…

Ben sevdanın yakıldığı sokakta yürüyorum… Üşüyor, titriyorum. Bu evler tanıdık gelmiyor ütopyalarıma. Cennete açılmıyor yüzleri yol ayrımlarının. Sanki her köşeden bir cellat çıkacak. Sanki her yabancı gölge, kesecek boğazımı. Nüfus kâğıdıma fail-i meçhul yazmaya niyetlenmiş dilini bilmediğim sesler. Ne kadar yürürsem yürüyeyim, hep aynı yere, başladığım yere, bir türlü çıkamadığım yere, başımın belası olan bu yere geri dönüyorum. Tabanlarım şiş, parmaklarım kan revan içinde. Dursam, duramıyorum. Kaçsam, kaçamıyorum. Kolay mı? En masumu öldürmüşler bu sokakta. Ne yapsam boş, ne söylesem faydasız. Bir girdap gibi çekiyor içine sevda katili beni. Cehennem bile tiksinmekte karanlığından bu sözde aydınlığın. Çırpınıyor, ağlıyor, yalvarıyor; kurtulamıyorum…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.