Edebiyat Söyleşileri: Arif Çiçek-Durdurun Otobüsü Hikayem Var

Arif Çiçek

1990 Bursa doğumludur. Aslen Ankaralı olduğu ve kalabalık bir aileye sahip olduğu için kendini sürekli oyun havası oynarken ya da halay çekerken bulabiliyor. Sırf izlediği bir stand-up gösterisinde merak ettiği için turizm lisesine gitmiş ve bir daha turizmden ayrılamamıştır. Ege Üniversitesi Çeşme Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu’ndan mezun olmuştur. Yaşamının ve terazi burcunun verdiği yetkiye dayanarak üniversite zamanlarındaki başarısız aşk girişimlerini anlattığı “Leyla’yı Beklerken” ilk kitabıdır. Yaptığı seyahatlerde hayatına aldığı insanların hikâyelerini kurgulayarak ortaya çıkardığı uzun bir yolculuğu konu alan “Durdurun Otobüsü! Bir Hikâyem Var” kitabı ise ikinci kitabıdır.

 

Merhabalar Arif Bey. Öncelikle sizinle ve kitaplarınızla tanıştığımıza çok memnun olduk. Henüz tanışamayanlar için kısaca kendinizden, otobüsünüzün uğradığı duraklardan bahsedebilir misiniz?

Kendimize sürekli sıfatlar buluyoruz. Çocuk, öğrenci, ergen, çalışan, yazar, yazan ve daha nicesi kendimizi tanımlamak için mi? Bilemiyorum, ne zaman kendimi düşünsem işin içinden çıkamıyorum zaten. Neden yazıyorum? Ben kimim? Neden otobüs yolculuğu? Kafamda sürekli soru işaretleri…  Kendimi ifade edebilmek için yazmaya karar vermiştim. O zamanlar yüz yüze söylemeye cesaret edemediğim cümleleri yazarak anlatıyordum, belki bir gün okur diye… Şimdiyse yüz yüze söylemeye cesaret edebildiğim cümleleri yazıyorum. Cümlelerimin sahipleri değişti, sadece ben kaldım işte. Anlayacağın kendimi ifade edebilmek için yazmaya başladım, hala yazıyorum. Duraklarsa zaten birer hikâye… Her yeni durak hayatımın bir evresini anlatıyor aslında. Bazen otobüsü kullanan ben oluyorum, bazen yolculara çay ya da kahve dağıtıyorum, bazense yolcunun ta kendisi oluyorum. Fakat ne olursam olayım o durağa yani hayatın bize yeni sunduğu evrelere muhakkak uğruyoruz, yani uğramalıyız aslında.

 

Bu yolculuk tarifi çok iyi cidden, çoğu zaman unuttuğumuz bir yol belki de… Peki, kitabınızı elinize ilk aldığınızda neler hissettiniz? Nasıl bir heyecandı sizin için?

Acı duydum. İlk kitabım kendimle olan kavgamdı. Hayatımın neden yolunda gitmediğiyle alakalı bir sorgulamaydı. Yaşadıklarımı yeniden düşündüm ve düşünürken kaleme aldım. Hiçbir şeyin yolunda gitmediğini her şeyin yolunda gittiğini sandığımda anlamıştım. Üst üste yaşadığım hayal kırıklıkları ve heyecanlar bana bir şeyler yazdırıyordu. İlk defa kısa bir hikâye yazmıştım ve ilk defa bir hayal kurmuştum. İşte bu hayallerin hepsi ilk kitapta var. Bu güzel heyecanların hepsiyse birer acının bütünü… Elime alıp kitabın bir sayfasını rastgele açtığımda kendimi bu karmaşık duyguların içinde buldum.

 

Darısı tüm bekleyenlerin başına diyelim o zaman. İlk kitabınız “Leyla’yı beklerken” gerçekten bir bekleyişin kitabı mı?

Leyla’yı Beklerken bir bekleyişin kitabı değil, bir serzenişin yankısıdır. Bir insan üst üste bu kadar hata yapar mı? Bu bir “beklemek” eylemi değil, “kendini sorgulamak” eylemi diyebiliriz. En büyük hastalığım düşünmek ama buna böyle her şeyi düşünmek diyebiliriz. En büyük sorgulamalarımsa düşünmek üzerine olanlardı. Düşündüm, sorguladım, bekledim ve yazdım.

 

Yolculukların baş kahramanı, Fergan Ç ile nasıl tanıştınız?

Gece çalıştığım bir dönemde sabah işten çıkıp eve gitmeden önce bir kahveci dükkânına gitmiştim. Kahvemi hazırlayan baristanın ismi Fergan’dı. Anlamını sordum. Farsça’da “ışık saçan” anlamına sahip bu isim çok hoşuma gitmişti. Hatta kendisine bu ismi ileride kullanacağımı söylediğimde şaşırmış ve gülümsemişti. Tesadüflere inanan bir insanım, yani hayatımın hemen hemen her döneminde bir şekilde tesadüflerin faydasını gördüm. Bundan dolayı inanmam gerektiğini düşünüyorum. Düşündüğüm içinde o andan sonra yazdığım hikâye ve yazılara bir karakter oluşturarak yazmaya devam ettim. Fergan bazen benim, bazen beni sorgulayan adam, bazen hikâyenin ta kendisi ama aslında hiç olmayan sadece cümlelerime ışık tutan…

 

Yukarı da hayat yolculuğu şeklinde bahsettiniz aslında ama içinden otobüs geçen hikâyeler önceden planladığınız bir şablon muydu? Yoksa hikâyeleri yerleştireceğiniz bir kap ararken mi buldunuz?

Üniversiteyi farklı bir ilde okuduğum için sürekli seyahat eden birisiydim. Otobüs yolculuklarıyla fazla içli dışlıydım yani… Her yolculukta diğer koltuklarda oturan yolcuların hikâyelerini düşünürdüm. Otogarlarda el sallayanlara, telefon konuşmalarına, insanların birbirleriyle konuşmalarına şahit olurdum. Başka insanların hikâyeleri hep ilgimi çekmiştir. Yani aslında otobüs yolculuklarındaki insanların hikâyelerini hep düşünüyordum, sadece o şablonu oluşturmak için aradığım dönemi bekliyordum. Karar verdiğim anda da önce şablonu, sonra var olan hikâyeleri bu şablona oturttum diyebilirim.

 

Hikâyelerinizdeki karakterler gerçek mi? Hepsiyle tanışıyor musunuz?

Hikâyelerin hepsi gerçek yaşayan insanlara ait, hatta hikâye sahiplerinin hepsi bir şekilde benim hayatımda olan insanlardır. Sadece tanıştığım bu insanların kendilerine ait hikâyelerini kurguladım diyebilirim. Onlar benim hayatıma bir şekilde dâhil oldu, ben sadece onları bu yolculuğa davet ettim.

 

Eklemesem çok eksik kalırdı, mutlaka o olmalıydı dediğiniz bir bölüm var mı kitapta?

Fergan’ın kendi hikâyesini eklemesem eksik kalırdı. Kitabı yazmaya başladığım ilk andan itibaren Fergan’ın yazacağı hikâyeyi düşünüyordum. Çünkü Fergan’ın hikâyesi olan 26 numaralı koltuğun hikâyesi ilk kitabımda yarım kalmış bir hikâyenin sonlanmasıydı benim için. Fergan bir şekilde beni kendi hikâyesiyle sorgulamış ve yarım kalan hikâyeye ışık tutmuştu. Bu yüzden en çok onun hikâyesini merak ediyordum.

 

Genelde iyi kitapların akışını bir yerden sonra yazar değil karakter belirler derler. Bu cevabınız bana bu cümleyi hatırlattı. Diğer yolcular arasında hiç unutamadığınız bir tanesi var mıydı peki?

40 numaralı koltuğa ait hikâye soluksuz okuduğum hikâyelerden bir tanesiydi. Bir adamın duyguları ve çaresizliği arasında kalması, bir kadının tabiri caizse kalbini gerçekten ikiye bölmesi… Çok hüzünlü, çok dramatik bir hikâyeydi.

 

Tabi okumayanlara spoiler vermiş olmayalım da şimdi, kitabın sonuyla ilgili öyle olmasaydı böyle yazardım dediğiniz başka bir son var mıydı?

Hüzün benim hayatımın bir gerçeği, yani ben öyle düşünüyorum. Mutlu bir son bana yakışmazdı. Hayatının her döneminde melankolik kalmayı başaran birisi mutlu bir sonla anılmamalıydı. Sonu yine hüzünlü olurdu ama belki alternatif başka bir son olabilirdi.

 

Okurların tepkileri sizce nasıldı kitaba karşı? Kendi adıma sonunu görene kadar bile çok beğenmiştim, bitirdikten sonra “vay bee…” diyerek bitirdiğim kitaplardan oldu. (spoiler yok) 

Beklediğimden daha olumluydu. Yaptığım ters köşenin alacağı final tepkilerini kestiremiyordum. Fakat şu ana kadar genelde pozitif yorumlar aldım ve almaya devam ediyorum.

 

Ekim 2018’den beridir, kitabın sizdeki yeri ve önemini tek bir cümleyle özetleyebilir misiniz?

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece, bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece…

 

Sırada okurlarınız yeni bir kitap çalışması mevcut mu?

Evet, şu an yeni kitabın ilk çalışmasını kafamda tasarladım. Konusu, adı, hatta içeriğiyle finali bile hazır. Sadece Fergan’la bir araya gelip yazmaya başlaması kaldı. Ağır bir hüzün, buram buram acı olan yeni bir kitabım yavaştan kendine “merhaba” demeye hazırlanıyor diyebilirim.

 

Bu hazırlık bizi sevindirdi. Bir an önce ulaşır umarım tüm okurlara. Son olarak tüm yolculara ve yolculuklara söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

O yolculukların sonuna kadar gidin ve gerçekleştirin! Her yolculuk insana yeni bakış açıları, yeni duygular, yeni insanlar katıyor. Yolculuklara çıkmaktan çekinmeyin ve hiçbir yolculuğu yarım bırakmayın. İyi ya da kötü olan her yol sizindir, yani bizim…

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Fantastik Türk Edebiyatı’nda Yeni Bir Soluk: Son Vâris ve M. Hamza Gürsoy

SEN BENİM KiM OLDUĞUMU BİLİYON MU?

Hilmi Yavuz ile Edebiyat ve Gerçeklik Üzerine Kısa Bir Mülakat

Galip Çağ ile Nurettin Topçu Üzerine Söyleşi

1 thought on “Edebiyat Söyleşileri: Arif Çiçek-Durdurun Otobüsü Hikayem Var”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.