FİRUZE

Bir zamanlar okyanus kadar
Derin hayalleri vardı Firuze’nin…
Umudunun sesi durmadan fısıldıyordu kalbine:
“Mutlu olmak için hayatın akışına bırakmalıyım yelkenlerimi,
Kâğıttan gemilerimi yüzdürmeliyim.
Ilık esen meltemli rüzgârda
Dans etmeliyim bulutlarla
Güneş nerdesin?
Gel gönül otağıma misafirim ol,
Birer çay içelim karşılıklı.
Hey martılar nerdesiniz?
Uçurun beni mutlu mesut diyarlara
Denizin eşsiz kokusunu iliklerimde hissetmeliyim.
Sarılmak istiyorum huzurun gövdesine,
Tutunmak istiyorum şefkatli dallarına,
Tutunmak ve düşmemek bir daha
Sakin bir limana demir atmak,
Demir atmak güvendiğim bir aşka…”
Firuze kimi zaman konuşmaktan yorgun,
İç sesini dinlemekten uykusuz, kendini anlaşılamayan biri gibi hissediyordu.
Mevsimlere bırakmıştı bütün muammalarını,
Su gibi akıp geçen zamana…
Ayın şavkı yolunu aydınlatıyordu.
Hangi yana baksa hep düşsel bir boşluk ve derin sonsuzluk…
Düşüncelerinin dalgası ise onu yutmaya hazırlanan dev bir balık gibi görünüyordu.
Yaşadığı büyük acısının ardından anıların gölgesinde kalmıştı.
Yaralanmıştı en derinlerden…
Kendi vaktine esir bir hayaletin gölgesi gibiydi artık
Soluk benizli, duygusuz, amaçsızca dolaşan, ürkünç…
Acaba unutamadığı hangi acı hatırasında durmuştu saati?
Hangi zaman diliminde?
Okyanus kadar derin hayallerinin içinde kaybolan hayali biri olmuştu Firuze…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.