Eğitim Felsefemiz Üzerine

Felsefe, insanın kendini biçimlendirme tarzı ve teknikleriyle bir yönüyle çok ilgilidir. Foucault’un çalışmalarının önemli bir kısmı bu konuya yoğunlaşır. Eğitim kendini biçimlendirme ve kendine eğilme yahut bilme çerçevesinde insan türünün en önemli kurumlarından biridir. Eğitim felsefesi insanlığın tümünde olduğu gibi coğrafyamız, ülkemiz ve kültürümüzde de muhtelif nazarlar ile düşüncenin ve hayatın esas meselelerinden biridir. İnsan neden eğitilir yahut bunu neden talep eder?

Staretz birdenbire İvan Fyodoroviç’e döndü:

-İnsanlarda ruh ölmezliğine inancın kaybolmasının gerçekten böyle bir sonuç doğuracağı kanısında mısınız? Diye sordu.

-Evet, iddiam budur. Ölmezlik düşüncesi kalkınca erdem aramayın…(İvan Karamazov)

Bu naçiz tefrika Nurettin Topçu’nun, “Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun, her hareketimizin ahlâki değeri olduğunu tanıtsın, hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin…” sözlerinin tasavvur ve tahayyülleri içinde akla gelen birkaç makuleyi maruz babında bir derkenardır. Eğitim felsefemiz kendi etosuna sahip mi, eğitimimiz değerler sistemi üzerinde ittifak edilmiş bir zeminin dünyasıyla mı hayatımızı kuruyor?

Türk Maarif’i büyük zihinler ve büyük yürekler yetiştirmek yolunda evlad-ı vatanın bilkuvve imkânlarını bilfiil hale getirmekten mesul olmalıdır. Sahici ve sahih ferdiyet ve millet bu sürecin nihayetinde ne olduğunun farkındalığı ve duygusunu taşıyanların terbiyesi ile kabil olabilecektir. Genel irade vicdanı taşıyan yani her türlü intisabın ötesinde bir millete mensup ve tarihe karşı mesul olmak idrakiyle çalışan, faydalı olmayı bütün bir millet ve insanlık ölçüsünde düşünebilen bir irade terbiyesi bahsedilen büyük beklentileri gerçeğe döndürebilecektir. Bunu yolu nedir?

Bir fert yahut millet kültürel somut dünyasının altında, mana dünyası içinde kendi bilincinde yaşar. Dışarıya aksedenin ötesinde ve ardında millet ve ferdiyetin özü, esası, gerçeği bu bilincinin içindedir. Milletin gerçek hali bu bilinçte yatar. Maarif bu bilincin, millet için nitelikli bir hal alarak birey, toplum ve beşeriyet için mesuliyetlerin teşekkülü için fevkalade önemlidir. Bu bilinç ailede kuluçkaya yatıyorsa eğitimle kabuğundan çıkarak hayata karışır. Hülasa bilincin niteliği yahut nitelikli bilinç büyük zihin ve yürek için öncelikli bir esastır. “Güzellik, aynada kendini seyreden sonsuzluktur.” demiş Halil Cibran. İnsanlık aynasında kendimizi biçimlendirdiğimiz yol ve muhteva insanlıkla kendimiz olarak müşterek beşeri bilince insanlık katkımızın çerçevesini belirler. Farabî’yi insanlığa üstad kılanı düşündük mü?

Zihin gücü ve bunun geliştirilmesi doğanın bize verdikleri yanında bizim ondaki potansiyelleri ortaya çıkarabilme gücümüzle de yakından alakalıdır. Bu da emek, iyi niyet ve alın teri ile olur. Maarif bunun çok temel bir unsurudur. Haz zamanımızın putu! Bu putu kırmanın yolu maddeye yöneleni tam tersiyle kırmaktan geçmez mi? “Zihin haz”larıyla var olmayı bilen bir milletin fertleri tek başlarına tüm millet sayılabilirler. Zihin hazzı damlada umran olmayı bilen vicdandır. Maddi ve pozitivist olanın tüm algımızı kapadığı bir çağda mutluluk, huzur ve fayda zihninde büyük yaşayabilenler için son derece önemli bir konuma çıkar. Bu bakımdan bilincimiz, zihnî melekeler ve varoluşla kendisini mutmain hisseden fertlere bu hazzı verebilirse hem özümüzde özlediğimiz aktif maziye, hem de gerçekleşmesini istediğimiz makbul geleceğe yürüyebiliriz. Zihinleri canlı, kavrayışı güçlü ve doğru ilkelerle belirlenmiş ve derinlere nüfuz edebilen bir zekâ terbiyesi olmadan bilinç ve zihin, yürek muhtemelen büyüyemez ve böyle bir bünyede büyük bir yürek aramakta beyhude olacaktır. Güzellik dilin altında gizlidir. “Sükût, incelik, edep ve zerafet insanı her gittiği yerde sultan yapar!” derken aksiyolojik bakışla ne kast eder Mevlana.  

Bilincimiz, zihnimizi bu farkındalığa nasıl sevk edecek? Harici dünyanın tüm yabancılaştıran ve yozlaştıran modern varoluşundan kendimize nasıl dönecek ve kendimizi nasıl bileceğiz? Maarif bunu hangi hususiyeti kazandırarak bizi bu yol götürebilir? İç dünyamızı tamir, tadil ve tahkim etmek! Belki de zihin hazlarıyla şenlendirmek… İslam dünyasındaki fakirlikten her yerde bahsedilir, bu coğrafyanın çöllerinden dem vurulur ama iç dünyası çölleşen ferdiyetten bahseden çok azdır. Mülkiyet ve itibar arasına sıkışan bir sosyolojiden kurtulabilecek özgür bir ferdiyet ancak iç dünyanın zenginleşmesiyle mümkün olacaktır. Hırslar, kıskançlıklar ve kötülükler nasıl sakin, neşeli, ılımlı bir mizaca tebdil edecektir. Bizi dış dünyamızı tahkime ve bunu sağlayacak maddi unsurlara yönlendiren zaman ruhuna ters yüzmek zor olsa da medeniyet iddiası olan toplumlar bu yolda kürek çekmeye memurdurlar. İç dünya nasıl zenginleştirilir? Bunun evrensel ilkeleri var mıdır ve bunun milli üslup, mukaddeslerimiz ve kültürümüz bağlamındaki unsurları nelerdir? Felsefe, sanat ve din/ahlak bu meselenin neresinde durur? Bunun maariften sorumlu nezaret ve tüm çevrelerin üzerinde düşünmesi gereken milli bir ödev olduğunu düşünüyoruz. “Güzellik baktığın şeyde değil, bakışında olmalı. Yüz gözünün gördüğü değil, gönül gözüyle gördüğündür güzel olan!” diyen Mevlana epistemolojik çerçevede ne söyler?

Nesnel olana bağlanmış akıllarımızın modern cendere ve simülasyonlar ağındaki hal-i pür melali malumdur. Hiçbir milli meseleye makul ve makbul çözüm üretemeyen sağduyumuz muhakkak ki milli öznelimize yahut kıblesine dönerken öznelin öze ulaştıran doğasını tanımalıdır. Küresel bir marka gibi paketlenmek istenen insanlığımıza bu yolda bir gönül dağı bulabilir yahut Kaf Dağımızın ardına varabiliriz. Maarifimiz bu yolda bir içerikle millete ve ferdiyete bakan esaslardan medeniyet davasına bakmalıdır. “Güzelliği yüz de arayanlar çirkin kalplere mahkûm kalırlar!” sözünde Mevlana ontolojik zeminde öze ne söyler?

İç dünyaları büyük kara delikler misali boşalmış, bilinçleri geviş getirme halinde yavan bir yola sokulmuş ve nihayet zihinleri fakirleşmiş bir dünyanın insanlarının varlığından söz edilemez. İç dünya sağduyu ise, bilinç farkındalık ve zihin bilgi ise bunları bir eğitim sistemine tahvil ve tebdil etmek evleviyeti olan bir beka meselesidir. Bizim ideolojik ve takıntılı bir zihne ve yüreğe değil, organik ve milli bir akla ve kalbe ihtiyacımız olduğunu ise hiç unutmamak lazımdır. İrade ve vicdan bu yolda maarifimizden bu yolun başlangıcı olan ailelerin talep etmesi ve kendine dönmesi gereken bir varoluş hali olmalıdır.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.