Benim Adım Sam (I am Sam) / 2001

Bazı filler sorular üzerine kurulur. İzlerken birçok soruyu dile getirmese de hissettirir. İzleyici kendi hayatından cevaplar bulmaya çalışı sonrada filmi bitirip cevaplarını karşılaştırır. Benim Adım Sam böyle bir sorular huzmesinin bütünü gibi çıktı karşımıza 2001’de.

Engelli kimdir?
Bir çocuk ne hak eder?
Ebeveyn kime denir?
Doğru olan sizin istediğiniz midir, çocuğunuz için iyi olan mıdır?

Dahası da var, lakin fazlası spoiler’a girer ki bu film için fazlasıyla haksızlık olur.

Ülkemizde Benim Adım Sam olarak gösterime giren Sam Dawson’un öyküsü birçoklarına göre Sean Penn’in performansı ile tarihe geçen bir drama örneği. 1988 yapımı Yağmur Adam (Rain Man) ve 1994 yapımı Forest Gump filmlerinden sonra Sam’in öyküsü de insan yüreğine yüklediği hüzün ve asıl engelin zihinde değil kalpte olacağı gerçeğine yaptığı vurgu ile kim ne derse desin bir başyapıt. Belki de Sean Penn bu film sonrası ömrü boyunca bir daha kamera karşısına geçmeseydi de kimse onu özlemezdi. Ki bu film de öyle bir oyunculuk ortaya koyar ki bunca sene geçmesine rağmen halen bu isimle hatırlanır. Muhtemelen ömrünün geri kalanında da marjinal duruşu ve muhalif tavrının bir kenara koyarsak Penn’in bu filmin üzerine çıkması imkansız gibi.

Ancak yedi yaşında bir çocuk zekâsına sahip olan Sam küçük kızı Lucy ile oldukça mutlu bir hayat yaşarken “zaman”ın ihanetine uğrarlar ve Lucy büyür. Şimdi artık 8 yaşındadır ve Sam’in zekâ yaşı ona yetmesine izin vermez. Lucy bunu sorun etmese de eden birileri çıkacaktır.

Sam:John lennon da çok üçükken annesini kaybetmiş. Annie, tanrının bazen özel insanları aldığını söylüyor.
Lucy: Baba, böyle olman tanrı istediği için mi yoksa bir kaza mıydı?
Sam: Ne demek istiyorsun?
Lucy: Demek istediğim sen farklısın.
Sam: Fakat ne demek istiyorsun?
Lucy: Sen diğer babalar gibi değilsin.
Sam: Özür dilerim, üzgünüm. Evet üzgünüm. 
Lucy: Sorun değil baba, önemli değil. Özür dileme, ben şanslıyım. Kimsenin babası parka gelmiyor.
Sam: Evet biz şanslıyız, şanslıyız değil mi?

Sam’in müzik zevki oldukça gelişmiştir. Zira filmin her noktasına serpiştirilmiş Beatles ve John Lenon imgesi ağır melodramik havayı zaman zaman bir müzikale dönüştürür. Kaldı ki bilmin soundtrack albümü en az filmi kadar iş yapar. Beatles sadece filme yerleştirilmiş bir imge değil aynı zamanda bir uyarlama gibidir de. Sam ve arkadaşlarının ellerinde balonları ile karşıdan karşıya geçtikleri sahne 8 Ağustos 1969’da Abbey Road NW 8 City Of Westminster’daki o ünlü Beatles geçişine en dolaysız atıftır.

Filmin ağır havasını dağıtan bir başka unsur da Dakota Fanning’in o küçük yaşına rağmen ortaya koyduğu büyük bakıştır. Penn’in gönüllerini alabildiğine ezdiği izleyicinin yüzünü hüzünle güldürür sıklıkla. Çocuktur ve çocuk gibi davranır lakin Sam o denli naiftir ki bazen Dakota acımasız bir yetişkin gibi durur perdede.

Arkadaşı: Baban neden gerizekalı gibi hareket ediyor?
Lucy: Öyle zaten.
Arkadaşı: Peki sen?
Lucy: Ben gerizekalı değilim.
Arkadaşı: Nerden biliyorsun?
Lucy: Babam söyledi.

Filmi izlerken bir noktadan sonra izleyici çok başka bir boyuta geçer. Sam’i, Lucy’i ya da Michelle Pfeiffer’in canlandırdığı Rita Harrison Williams isimli duygusuz avukatın geçirdiği evrimi takip etmek bir tercih meselesi haline gelir ki ben üçünü de yaparım diyenler yanıldıklarını anladıklarında zihinlerine de gönüllerine de büyük bir ağırlık çökmüştür.

Çocuk acımasızlığı denen belki de hayatın en saf ve temiz zulmü filmde Lucy ile izleyici arasındaki empatinin temel kaynağını oluşturur. Kızını en naif ve samimi hali ile mutlu etmeye çalışan ve sürpriz bir parti hazırlamaya çalışan Sam’in, çocukların kahkahalarının alaycı halini çözememesini ve Lucy’nin içine düştüğü durumu yüzünden izleyenler çocuklara kızamazken Lucy’e acırlar o an. İşte Sam’in bir baba olarak varlığı belki de ilk kez ahlak ve mantık arasında bir yerde sıkışır.

Film sadece Beatles’ın mottosu ve müziklerinden değil başka filmlerden de destek alır ki bunların en baskını 1980 yapımı Kramer Kramer’a “Karşı” filmidir. İzleyenler filmler arasındaki paslaşmayı göreceklerdir elbette. Lakin bahsi geçen filmde rol alan Dustin Hoffman ‘ın daha sonra Yağmur Adam filminde canlandırdığı karakter ile Sam arasındaki bağ farklı bir espri de ortaya koyar. Kaldı ki Sam’in kıyafetleri bile Yağmur Adam’daki Raymond karakterinin kıyafetleri filmin bir noktasında eşleşir.

Ekstra bir bilgi; bu filmdeki rolü ile Oscar’a aday olan Penn halen tartışılan bir şekilde oskarı Denzel Washington’a kaptırır. Birçoklarına göre Forest Gump’ta Tom Hanks’in ve Yağmur Adam’da Dustin Hoffman’ın performansları ve aldıkları oskarlar buna sebep olmuştur ki yakın tarihlerdeki iki ödül akademinin yetersizlikler fetişi olarak adlandırılmasına sebep olmuştur.

Son not, filmi izlerken Brad karakterini özellikle izleyin. Down sendromlu Brad Silverman’ın canlandırdığı karakter büyük bir alkışı hak etmiyor mu sizce de?

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.