BARIŞ MANÇO’NUN ESERLERİNDE TASAVVUF İZLERİ

Halk müziğimizin hor görüldüğü sıralarda, batının ve doğunun enstrümanlarını birbirine kaynaştırarak, özümüz olan türküleri geniş kitlelere sevdiren farklı söyleyişiyle benimsedik büyük üstat Barış Manço’yu. Geniş yelpazesi, çok yönlü kimliği, sıcak yaklaşımıyla, 7’den 77’ye herkesin gönlünde taht kurmayı başaran Barış Manço, insanlık adına yaptıklarıyla, pek çok güzel sıfatı bünyesinde toplamış bir şahsiyettir. Ömrü boyunca sanatıyla kendisini ifade eden Barış Manço, modern bir Evliya Çelebi aynı zamanda ozan-baksı geleneğini devam ettiren çağdaş bir Türk ozanıydı. Kıyafetleriyle, ilginç takılarıyla, uzun saçlarıyla, bizim bildiğimiz âşıklardan çok farklıydı. Bir diğer farklı yönü de elinde kopuz ve saz yerine gitar olmasıydı. Buna rağmen insanlara türkülerimizi ve türkü formatındaki şarkılarını sevdiriyor; bizim dilimizi, sözümüzü, ezgimizi benimsetiyordu. “Barış der ki…” diye başlayan dörtlüklerinde bir Karacaoğlan, bir Dadaloğlu oluveriyor; sevgiyi, dünyanın faniliğini, ilahi aşkı anlatırken de bir Yunus, bir Mevlana oluveriyordu.

Barış Manço, Yunus Emre’nin 13.yy’dan sonra Anadolu’da başlattığı serüvenin günümüz temsilcisi olmuştur. O, Anadolu’nun bağrından gelen değerlere sahip çıkan atalarının sözlerini, Yunus Emre’nin felsefesini, çağımıza uygun biçimde taşıyan bir elçidir.

İnsanın huzura kavuşması ve kendisini tanıması, Allah sevgisiyle mümkündür. Yaratılmışı, yaratandan ötürü hoş görmek, her şeye sevgiyle bakmakla gönül gözüyle mümkündür. Barış Manço’nun yaşamına ve sanatçı kimliğine baktığımızda, onun Yunus Emre’ye ne kadar çok benzediğini anlayabiliriz. Gerek yaşamında, gerekse eserlerinde doğu ve batıyı bir sentezle birleştirmiş, sevgiye, hoşgörüye, barışa, kısacası evrensel değerlere yer vermiştir. “Hemşerim Memleket Nire?” “Bir Selam Sana” şarkılarında kardeşlik, hoşgörü insanları, eşit görme vardır. “Günaydın Çocuklar”da barışa olan özlemin dile getirilişini görürüz. Yunus Emre’nin tasavvuf anlayışını, Barış Manço’nun “Dört Kapı” “Benden Öte Benden Ziyade” gibi’ şarkılarında da görürüz. “Bir canım var, vereceğim maldan öte maldan ziyade/ Orda öyle bir isim var ki o senden öte senden ziyade” derken dünyanın faniliği ve tek gerçeğin, hakiki sevgilinin Allah olduğu, bunun dört kitapta da verildiğini anlatan Barış Manço, Yunus Emre’nin “Ten fani, canlar baki” görüşünü desteklemiştir.

“Her canlı ölümü tadacaktır.” ayetini şiirlerinde dile getiren Yunus Emre ile Barış Manço’nun “Topraktan geldi insan, yine toprağa gidecek. Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı” gibi ifadeleri, her iki şahsiyetin de ölüme yaklaşımını göstermektedir. Barış ve Yunus, ölümün korkunçluğunu vurgulayanlardan değil, onun doğallığını ve güzelliğini, ölümü sevmeyi bir uygulayanlardan olmuştur.

İslam dünyasında etkisi yüzyıllarca sürmüş bir inanç ve düşünce sistemi olan tasavvufun temeli, evrende tek bir varlığın bulunduğu, bu tek varlığın dışındaki diğer varlıkların ise onun yeryüzündeki yansıması olduğu görüşüne dayanır. Yeryüzündeki her varlık, Allah’ın anlaşılabilmesi için vardır.

Barış Manço’nun bazı eserlerinde de derin bir anlam içeren tasavvufi unsurlar vardır. Sanatçının,“Benden Öte Benden Ziyade, Dört Kapı, Müsaadenizle Çocuklar, Yol” adlı şarkılarında özelikle tasavvufi dokunuşları görmekteyiz.

Tasavvufi anlamda “insan-ı kâmil” olmak için “beka billah” mertebesine, yani devamlı Allah’ın varlığında bulunma mertebesine ulaşmak gerekir. Bunu, Allah’ın varlığında yok olmak, yani “fenafillâh” makamı izler. Tasavvufta buna “devriye” usulü denir. Barış Manço’nun “Benden Öte Benden Ziyade” adlı eserinde de devriye usulünü görmek mümkündür. Beşeri aşktan ilahi aşka erişmeyi, yaradılış gayesini anlamayı, Allah’ın varlığında birleşmeyi bu eserde bulabiliriz:

“Dört kitaptan başlayalım, istersen gel söze/Orda öyle bir isim var ki, kuldan öte, o kuldan ziyade/Onu düşün, ona sığın, o senden öte, benden ziyade/Bir ben var ki benim içimde, benden öte, benden ziyade…”

Tasavvufta gönül Allah’ın evidir. İnsanın Allah’ı bulup öğreneceği yer, insanın kendi gönlüdür. Tasavvufta gönül, “Kaf Dağı” olarak nitelendirilir. O gizemli, büyülü, yüce dağa ulaşmak, gönül köşkünün sultanını tanımakla olur. O ise bize şah damarımızdan daha yakındır ve her şeyden ziyadedir.

Tasavvufta dört mertebe vardır. İnsan, Allah’ın varlığında birleşmeyi yani fenafillâh makamına erişmeyi, “şeriat” “tarikat” “marifet” ve “hakikat” basamaklarını çıkararak elde eder. Sanatçının, “Dört Kapı” adlı eserinde, bu dört mertebeyi kastettiğini şu dörtlükten anlayabiliriz:

“Barış’ım uzaktan geldim/Dört kapı önünde durdum/Dört kapıdan geçemezsem/Geldiğim gibi gideyim”

Müsaadenizle Çocuklar adlı şarkısında ise “Eline, beline, diline hâkim olma” vardır. Tasavvufta, mutasavvıflar nefis terbiyesi görürler. Nitekim Yunus Emre, Taptuk Emre’nin yoluna girmek için büyük sabır ve fedakârlık göstermiş, nefsine hâkim olmuştur. El harama uzanmayacak, kötü işler yapmayacak; bel arzularından uzaklaşacak; dil kötü söz söylemeyecektir. Sanatçı, bu hususa şöyle değinir:

Kınalar yakalım elimize/Sahip olalım dilimize/Aman dikkat belimize/Şimdi müsaadenizle çocuklar…”

Barış Manço’nun bahsi geçen eserlerinde tasavvuf, Allah’a ulaşmanın bir yoludur, bu yolda ölmek vardır ama dönmek asla yoktur. Topraktan gelen insan, yine toprağa dönecektir. Helalleşme, kimsenin kimseye hakkı kalmaması, “Yol” şarkısında verilir ve sanatçı Allah’a ulaşmayı şöyle tanımlar:

“Dünya hancı biz garip yolcu /Haydi bastır be oğlum!/Allah’a bir can borcum var /Bir tek ona güven, yolun açık olsun”

Hırka, dervişlerin giydiği, yakasız ve kolsuz cübbedir. Kalın kumaştan yapılır ve yaz kış giyilir. Dervişler, bu hırkaları giydikten sonra dünya nimetlerinden el etek çekerler, kendilerini soyutlarlar. Barış Manço’da Dört Kapı adlı eserinde “Kırk yamalı hırka yeter, İdris biçmiş der, giyerim.” diyerek kendisinin dünya nimetlerinden vazgeçtiğini belirtir. Hz. Ömer’in de giydiği rivayet edilen kırk yamalı hırkaya atıfta bulunur. Barış Manço, sufi anlayışını eserlerine yansıtmıştır. O, insanın kısa süreli varlığı süresince yeryüzünde bütün çabasının Allah’ı bilmek, öğrenmek olduğunu söyler. Bunun için nefis, terbiye edilmelidir. Dünya nimetlerinin pırıltılı ihtişamına katılmadan aza kanaat edilmelidir. “Hele destur!” diye başlayan “Dıral Dede’nin Düdüğü” adlı şarkıda İsrafil’in suru üflemesine bir telmih yaparken “Kul Ahmet erken kalkar, haydi ya nasip dermiş. Kimseler anlamazmış, ya nasip ne demekmiş.” dediği “Ahmet Bey’in Ceketi” adlı şarkısında Allah’a teslim olmuş bir dervişi ifade eden Ahmet Bey’in dervişlere has tutumu, başında sarığı yerine ceketini sırtında sürekli taşıması da sanatçının tasavvufi sembolleri kullanmasının bir göstergesidir.

İslamiyet’e göre ten ölür, ruh ise ölmeyip “hayr-ebed” bulunur. Barış Manço da ölümün kaçınılmazlığını, dünyanın fani bir mekân, insanın bir yolcu olduğunu eserlerinde anlatır. Ölümü büyük bir tevekkül ile kabullenir, ondan korkmaz. Zira ebedi sevgiliye kavuşmak için ölümü arzu eder. Tıpkı Mevlana gibi. Sanatçının ölümü anlatan eserleri ise şunlardır:

Abbas Yolcu, Ahmet Bey’in Ceketi, Bal Sultan, Bugün Bayram, Can Bedenden Çıkmayınca, Elveda Ölüm, Gönül Ferman Dinlemiyor, Gülbebeğim, Osman, Ölüm Allah’ın Emri, Yol, Binboğa’nın Kızı”

Tasavufi anlayışa göre gönül, Allah’ın tecelli ettiği yerdir. Bir hadisi kutside belirtildiği gibi yere göre sığmayan Tanrı, mümin kulunun gönlüne sığmıştır. Allah, gayb âlemindedir. Gönül de o âlemin bir armağanıdır. Kâinatın gizli sırrı ona aşikârdır. Bu sebeple âşık onun kıymetini bilmelidir. Gönül, sanatçının eserlerinde aşığın adeta ikinci bir hürriyetidir. O da âşık gibi ağlar, gözyaşı döker, yaralanır, aşkın gam merkezidir. Âşık için canın hiç bir önemi yoktur. Can tende emanettir. Fakat o sevgilisi uğruna canını seve seve feda etmekten çekinmez. Gönül sarayında iki sultan olmayacağı için can yerine aşk yeterlidir, can seve seve kurban edilir. İnsana canı Allah vermiştir alacak olan da ancak odur. Can tenden ayrılmadıkça âşık sevgilisini unutmaz:

Unutma ki dünya fani/ Veren Allah, alır canı/ Ben nasıl unuturum seni/ Can bedenden çıkmayınca”

Barış Manço’nun eserlerinde Allah ile ilgili müstakil bir manzume mevcut değildir. Ancak ismi, sıfatları ve lütfu söz konusu edilir. Allah, Tanrı, Mevla olarak da kullanılır. Onun eserlerinde Allah her şeye muktedirdir. Emriyle Hz. Âdem olur. Nuh, tufandan korunmak için gemi yapar. İbrahim peygamber, oğlunu Allah’a kurban etmek ister, her şeyin rızkını o verir. Ondan umut kesilmez, sadece ona güvenilir, ona sığınılır, onun emrine boyun eğilir. Âşıklar sevdiklerine kavuşmak için ona dua ederler.

Hz.İdris, Kur’anda adı geçen yirmi beş peygamberden biridir. Onun zamanına kadar insanlar bedenlerini deri parçaları ile örtermiş. İdris, ilk defa elbise dikmiş, giymiş ve giydirmiş terzilerin piridir. Dört Kapı adlı eserde, İdris için şunlar söylenir:

“Kadir kıymet anlayana, sandık açmasan da olur/Kırk yamalı hırka yeter/İdris biçmiş der giyerim.”

Dervişler genellikle yamalı hırka giyer. Sandıklarda çeyizlik özel, yeni ve güzel kumaşlar olur. Barış Çelebi, sandık açmaya lüzum olmadığını söyler. Yeni, değerli bir elbise yerine, kırk yamalı hırka giymeyi tercih ettiğini söyler. İdris, terzilerin piri olduğu için kırk yamalı hırkayı İdris’in diktiği bir elbise sayarak giymek istediğini söyler. Burada bir işi hangi niyetle yaptığınız önemlidir, amelin pek hükmü yoktur. Bildiğiniz gibi Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm ye” fıkrasında, insanların görünüşe, kılık kıyafete önem verdiği eleştirilmiş. Barış Manço ise bir makam önüne çıkacaktır ve bu makama şık kıyafetlerle değil yamalı bir hırka ile çıkmak ister. Tasavvufta halka ulaşma yolunda dervişlerin takındığı tavra benzer bu.

Barış Manço, uzun saçlı, hırkalı haliyle bir derviş görüntüsü çizmiş, eserlerinde de bir Anadolu ereni gibi “Hak” aşığı olduğunu dile getirmiştir. Sözüyle, tavrıyla, modern dünyanın sufilerinden biri olmuştur ve olmaya devam edecektir.

 

KAYNAKÇA:
1.Birgül YANGIN, Çağdaş Türk Ozanı Barış Manço, Ankara, Akçağ Yayınları,2002

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.