Kendinin Peşinde Yürümek: Wild / Yaban

Modern dünya kaybedilenlerin peşinde gezen şehir insanına yeni başlangıçlar için mottolar sunmaya başladığından beri sosyal medyada kendi hikâyesinin satır başlarını paylaşmaya başladı insanlar. Kısa, öz ve mesaj verici/yollayıcı bu cümleler zamanla bir virüs gibi yayıldı ekranlarımıza. Hatta kocaman kitaplarını okumaktan imtina ettiğimiz büyük yazarlar yeniden dirildi bu sayede. Oğuz Atay sözleri, Sabahattin Ali alıntıları ve Cemal Süreya şiirleri havalarda uçuştu. Kolayın peşindeki tüketici zihnin bu metinlerle kendi yol haritaların çizmeye çalışıp ergen akıllı parmaklarını filozof teşnesi ile pazarlamaya çalışması bir seçenekken, bunu da bir modernite tuzağı görüp kendini hayatın çoraklığından kurtarma çabasına giren bazı anarşistler, bohem tavırlı hareketlere giriştiler. Wild işte böyle bir kendini kurtarma çabası olarak karşımıza çıktı. Cheryl Strayed’in kendi hikâyesinin peşindeki mücadelesinin bir romandan uyarlanmış hâliyle.

2015 yılında Yaban: Kaybolmuş Bir Ruhtan Kendini Bulmuş Bir Kadına ismiyle ve Zennur Anbarcıoğlu çevirisi ile Pegasus Yayınlarından çıkan Wild: From Lost to Found on the Pacific Crest Trail Cheryl Strayed’ın kendi hikâyesi, bir gerçek öykü. Annesini, evliliğini dahası hayatını neredeyse tamamıyla kaybetmiş, dibi görmüş bir kadın Cherly. Ahlak kavramını büyük ölçüde yitirip artık kendini bir yok oluşa kaptırdığı sırada, oldukça radikal bir karar alarak ABD’nin en zorlu doğa yürüyüş yolu olan ve Pasifik Yolu güzergâhında, Meksika sınırından Kanada’ya dek süren 1800 kilometrelik bir mesafeyi tek başına yürüme kararı alarak kendi hikâyesini yazmaya başlar. Aslında filmin uyarlandığı roman, bu seyahat sırasında alınan notlardan oluşmakla birlikte bir post modern biyografi olarak dikkat çeker. Önemsiz, isimsiz, ünsüz bir bireyin kendini bulmak niyetiyle çıktığı hikâye yayımlandığı ilk andan itibaren büyük ses getirir. 600 sayfayı aşan eser kısa sürede bestseller olur. Ve okuyanın zihninde dile getiremediği önemi bir soru peyda olur: Mutluluğa giden yol ne kadar uzundur?

Yazının en başında mottolardan bahsederken tam da bu noktaya bir hazırlık yapmıştım. Zira Dücane Cündioğlu’nun Motto isimli eserinde topladığı bu mottolardan birdir; yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder sözü. Bu açıdan bakıldığında da eser Cherly’nin ruhunu terbiye edişinin öyküsüdür. Çok defa başvurulan flashbackler okuyucu için yolun önemini, Cherly’nin hayatını satırbaşlarını, yavaş yavaş yok oluşunu anlatan şifreler olarak karşımıza çıkar. Ancak eserle alakalı en büyük dönüm noktası şüphesiz ki senaryolaşma sürecinde Nick Hornby’e emanet edilmesi olur. Zira Hornby de bir roman yazarıdır ve bunu en az orijinal metin kadar ustalıkla yapar. Ki bu ustalık Wild’ın başrol oyuncusu Reese Witherspon’a 2015 yılında Altın Küre ve Oscar adaylıklarını getirir.

Wild tam ortasından başlar hikâyeye. Cherly oldukça mesafe almıştır. Tırnakları düşmüş, bir dağ başında ayakkabılarını uçurumdan -kazara- yuvarlarken lanetler savurmaktadır. Klasik bir yol ve doğa filmi gibi görülür ilk karede hatta birçoklarına göre Sean Penn’in In to Wild’ına benzer. Laf aramızda bu konuda ciddi kıyas ve eleştirilere de maruz kalır. Aslında film izlendikçe bu önyargı büyük ölçüde kırılır.

Yönetmen Jean Marc Valle filmde özellikle ses ve müzikleri çok iyi kullanır. Ve önyargıları çoğunlukla bu ses ve müziklerle yaptığı önyargılar ile kırar. Hatta hassas izleyicileri tavana baktıracak bazı sahnelerde duyulan seslerin asıl kaynağının acı olduğu gerçeğini anlamları ancak ekrana bakmaları ile mümkün olur. Yine Witherspon’un oldukça cesur ve cüretkâr bir performans ortaya koyduğu açıktır.

Cherly yolda karşı karşıya kaldığı her zorlukta vazgeçmek düşüncesine esir olur. Bir kadındır ve taşımak zorunda olduğu teçhizat bile onun için fazladır, lakin kararlıdır ve yılmaz. Hatta yolda erkek gezginlerle her karşılaşışında cinsel ayrımcı itham ve önyargılarla savaşmak zorunda kalır. Hatta henüz kitabı okumamış izleyicilerin birkaç kez beklediği tecavüz sahnesi -ki bunu zaman zaman Cherly de bekler- hiçbir zaman gerçekleşmez. Aslında insanlar zannedildiği kadar da kötü değildir.

Wild bir kadın/ın öyküsüdür. Bir kayboluş ve sonrasında kendini arama öyküsüdür. Bir ahlaki sorgulama bir modernite eleştirisidir. Klasik bir kişisel gelişim sorgulamasının ötesinde hayata yeniden dönüşün tanıklığıdır. Zira filmin son sahnesinde Kolombiya Nehri üzerindeki Tanrılar Köprüsü’ne ulaşan Cherly artık yolculuğunu tamamlamış ve belki de varoluşuna dair mühim bir sorgulamayı bitirmiştir. Şimdi hikâyesine yeniden başlamak üzeredir.

Son olarak; şüphesiz ki filmin bazı handikapları da yok değil. Bir kere eseri filme yansıtma çabasıyla sürekli başvurulan flashbackler atmosferi yakalamasına mani olur izleyicinin, görsel şölen ve doğa manzaralarına ayrılan anlar oldukça kısadır. Bu flashbackler izleyicinin yola çıkış sebeplerini anlamasını daha doğrusu tam manası ile odaklanmasını da zorlaştırır.

Into the Wild ve 127 Saat gibi bu temanın filmleri söz konusu olduğunda Wild / Yaban bir adım geride kalsa da Reese Witherspon’un kendine verilen şansı son derece yerinde kullandığını söylemek yanlış olmaz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.