Kar Yağıyordu

Soğuk Bir Düş Hikâyesi

Kar yağıyordu şehir tir tir titrerken. Adam, ellerini ağzına götürüp buğusunda ısınıyordu. Birazdan düşecekti kara, boylu boyunca. Bıyıkları, kirpikleri nefesinin buğusundan buz tutmaya başlamıştı. Soğuk iyice işlemişti iliklerine kadar. Gecenin en ıssız saatleriydi. Sokaklar sığınacak bir sıcaklık arıyordu. O, ayrılığın acısı ile sokaklara vurmuştu kendini. Tam yirmi kere geçtiği evin önünden bir kez daha geçti. Gözetlediği evin lambası hâlâ yanıyordu. Herkes sessiz, herkes uykudaydı. O da ayrılığın acısı ile kıvranıyordu belli ki. Daha fazla dayanamadı, apartmanın kapısından içeri girdi. Lamba yandı, kadın saatlerdir kapının önünde volta atıyordu. Apartman ışığının yandığını görünce içinde bir heyecan koptu. Kapı deliğinden apartmanı gözetliyordu. Adımlar gitgide yaklaşıyordu. Derken kesildi ses, adam apartman boşluğundaki kalorifere yaslanıp ısınıyordu. Ara koridordaki ışık söndü, kadın devam etti voltalarına. Kendi kendine sordu: “Neden hâlâ dönmemişti, daha önce hiç bu kadar uzun sürmemişti gelmeyişi.” Adam yerinden doğruldu, birkaç merdiven daha çıktı ama ışıkları yakmadı. Kapının önüne geldi, o koku burnundaydı işte; sevdiği kadının kokusuydu bu. Derin bir nefes çekti: “Neden bittik?” diye sessizce sordu kendine. Kadın koridordan içeri doğru yöneldi. Sevdiği adamın defterini açtı. Son yazdığı şiiri okumaya başladı.

“Senden bir gün olsun gidemedim.
Ayaklarım yolundan kopmadı,
Koptu bir gece ellerim…”

Yazıyordu son dizelerde, kopmuştu elleri. Sonunu yazmıştı sanki birkaç gece önce. Bunca tartışmaların doğuracağı ayrılık, ta o günden belliymiş demek ki. Ama çok seviyordu, çok sevildiğine de inanıyordu kadın. Sonları böyle olmamalıydı. Pencereden dışarı baktı. Yetinmedi camı açtı. Soğuk atıverdi kendini içeri. Üşüdü, içi ürperdi, hemen kapadı camı. Sokak lambasından belli olan, lapa lapa yağan kara baktı. Ne güzel oynarlardı karla; kardan adam yapar, kar topu oynarlardı. Üstelik daha birkaç gün önce parkta kar altında ne güzel eğlendikleri geldi aklına. Sırılsıklam olana kadar oynamış, üşüyüp eve geldiklerinde sıcak birer kahve içmişlerdi. Sonra battaniyeye sarılıp salondaki koltukta beraber uyuyakalmışlardı. Nereye giderdi bu soğukta? Ondan başka kimsesi yoktu bu şehirde. Hem alışık da değildi onsuz uyumaya. Ne yapar, ne ederdi dışarıda? Adam kapı eşiğinde; gözlerinde yaşlar, gururunu yenmeye çalışıyordu. Dilinde o şarkı vardı, kadın da hissetmişçesine son aldıkları albümü taktı, o şarkı çalıyordu.

“…Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem. Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir…”

Kapı tokmağını sıkı sıkıya tuttu adam, kadın müziğin sesini son ses açmış ağlıyor, bir yandan da bağıra çağıra şarkıyı söylemeye çalışıyordu. Kapıyı iki kez çaldı adam. Kadın duymadı, bir kez daha denedi, yine ses yoktu. Başını eğdi önüne, ışığı yaktı. Merdivenleri ağır ağır iniyordu. Tam apartman kapısından çıkıyordu ki kadın apartman ışığını fark etti. Kapıyı açtı, seslendi. Adam çıkmıştı apartman kapısından, duymadı sevgilisin seslendiğini. Kadın cevap alamadı, kapattı kapısını içeri geçti. “Dönmeyeceksin lanet olası!” dedi. Koltuğa bıraktı kendini. Yastık onun dizinin yerini tutmuyordu, hem saçlarını okşayan el de yoktu, oysa saçları okşanmadan uyuyamazdı. Gözlerine o sevgiyle bakan gözlerin verdiği güveni üzerinde hissetmek istiyordu.
Adam sahile indi, fırtına vardı, denizden şiddetli rüzgâr esiyordu. Kar taneleri yüzüne gözüne çarpıp sızlatıyordu. Montunun yakasını kaldırdı, gözlerini kıstı, ufku izlemeye çalışıyordu, karanlığa bakıyordu. Yanıbaşında bir balıkçı gecenin nasibini arıyordu. Birazdan bir ihtiyar yanaştı yanına. “Bir sigaran var mı genç?” sorusu ile kendine geldi. Elinde şarap şişesi ile yüzü gözü kir içinde, kirli gri sakallı bir ihtiyar belirdi karşısında. Önce irkildi, biraz da korkmuştu. İç cebine el attı, paketi çıkarıp ona bir sigara uzattı. Sigarayı alan ihtiyarın gözlerindeki çaresiz bakış biraz olsun rahatlatmıştı, bir tane de kendisine çıkardı. Adam şarap şişesini uzattı, “Bir yudum al, için ısınır delikanlı” dedi. Şarabı aldı bir yudum içti ve içinde bir sıcaklık hissetti. Ve nedense o an, bir anda gözünde canlanmaya başladı o gece. Tıpkı o geceki gibiydi. Özenle hazırlanmış bir sofra, mumlar, fonda özenle seçilmiş bir müzik. Gözlerinin içi parlıyordu. İhtiyarın yersiz sorusu ile bozuldu hayali. “Sen gibiler pek gelmez buralara bu saatte, hayrola?” Kafasını ihtiyara çevirdi, gülümsedi. “Aşk!” dedi. İhtiyar kahkahayı bastı. Gecenin sessizliğini ihtiyarın sesi kaplamıştı. Şimdi gülecek ne vardı ki? Genç sinirlenmişti ihtiyara:
“Neden gülüyorsun be adam, neden?” dedi.
İhtiyar hâlime bak, der gibi bir surat ifadesi ile, “Aşk!” dedi. Sonra cebinden bir kâğıt çıkardı gence uzattı. Karanlığa karışıp gitti. Genç, kâğıdı açtı, bir şiir vardı içinde, okumaya başladı.

Adın Ölüm Olsun

Dilimde iki hece adın kaldı,
Gözümde ferin
Bir gece git dedin, gittim.
Bir daha da geri dönmedim.

Sokaklar sevgilim oldu,
Koynuma giren çıplak azgın kadın,
Beni sarıp sarmalayan kollarıyla…

Kadehler ve ara sıra topladığım izmaritler,
Sensizliğin kadim yoldaşları
Sen git dedin bir gece,
Ben terk ettim bizi.
Sen sende kal, ben sokaklarda…

Aynı acıyı yaşamışlardı biraz önce kaybolan adamla. Onun o hâlini görünce korku sardı yüreğini. Aşk böyle miydi gerçekten? Dönmeliydi; koşarak, son sürat gitti. Sokağa yaklaşırken sesler çoğalmaya başlamıştı. Bir kalabalık vardı. Gitgide daha da yükseliyordu sesler. Apartmanın önünde kalabalığı görünce korku sardı içini. Dışarıda bekleyenlere ne olduğunu sordu. Daireyi gösterip “Şu sese baksana kardeşim, gecenin yarısı bu kadar ses mi açılır!” yanıtını alınca rahatlamıştı. Apartmana girdi, koşarak merdivenleri çıkıyordu üçer beşer ama ne merdivenler tükeniyordu ne de menzile varabiliyordu adam. Ömrünün en uzun yolunu yürüdüğünü düşündü bir an. Ve nihayet daire kapısına ulaştığında, kapının önünde bir kalabalık daha vardı. Onu gören komşular geri çekildi, kapıda çilingir vardı. Ne olduğunu sordu. İçerden cevap alamadıklarını söylediler. Bu sırada kapıyı açtı çilingir. Adam koşarak içeri girdi. Sevgilisi her gece dizlerinde uyutup saçlarını okşadığı koltukta bileklerini kesmiş uzanıyordu. Beyaz koltuğun üstünde kanından belli belirsiz bir yazı vardı. “Sen terk ettin bizi.”
Dizlerinin bağı çözülmüştü, inanamadı. Başını kadının kalbine yasladı. Bir zamanlar kendisi için atan kalp, şimdi kendisi için durmuştu. Komşular ambulans çağırdılar. Sevgilisini, uğruna bir ömür adayacağı ama uğruna adanan ömrü kaybetmişti. Otopsi, emniyet sorgusu, savcılık ve cenaze işlemleri derken bir hayli zaman geçmişti. Uzun bir aradan sonra eve gitti, eşyalarını toparladı. Defterini aldı. Defterin arasında kalemi gördü, sayfayı açtı, bir şiir vardı.

Gitmeseydin

Uzanıp dizine saatlerce
Saçlarımı okşamanı bekledim.
Gözlerime dayayıp gözlerini,
Sevişmeni diledim.

Gittin, bir gece terk ettin bizi
Gitmek nasıl anlatmak istedim.

Şiiri okudu, o sayfayı koparıp cebine koydu. Ağır ağır çıktı evden. Arkasından merakla bakan komşular, sokağın köşesini dönene kadar gözleriyle takip ettiler adamı, sonra kayboldu gitti. Uzun zaman gören olmadı. Ta ki bir gece sevgilisinden kopan bir adamın kendini sahile vurmasına kadar… En son o gördü onu. “Bir sigaran var mı genç?” dedi. Sigarasını içip, bir yudum şarap ısmarladı. Sonra iç cebinden bir kâğıt çıkarıp gence uzattı. Sonra karanlığa karıştı.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.