İyi ki Varlar Günü

Gün senin günün öğretmenim. Gün sizin gününüz…
Hayattaki en büyük mucize küçükken iyi bir öğretmene denk gelmektir, diyorlar. Ben o mucizeye tanık oldum.
Mesleğinizin ilk iki üç yılından biriydi belki bilmiyorum, annem daha yeniydi diyor. Sizinle tanıştığımız ilk yıl anlattığınız hikâyelerle başladı yolculuğumuz. “Ellerinizi birbirine ovuşturun, güzelce rahatlayın, gözlerinizi kapatın, kafanızı da koyabilirsiniz ama uyumayın. Günün birinde…”
Günün birinde kapı çaldı ve içeriye bir mucize girdi. Bana sevmeyi sevdiren bir mucize. Ne zorluk yaşarsam yaşayayım, “Sen yine de herkesi sev, seni de ben severim ama sakın üzülme” derdiniz bana. Bugün “vefa” kelimesinden haberim varsa eğer bu sizin sayenizde. Sizin sâyeniz, yani gölgenizde… Orası o kadar çocukluk dolu ki; tüm oyunlar, Türkçe dersi yerine gelen Matematik konuları (ki bu şekilde Türkçe öğretmenliği istemeye başlamıştım.), yaz yaz bitmeyen Fen dersleri, dinlemeye doyamadığımız hikâyeler, sırtımda daima güç veren o eller… Ateşim çıkıp yerimden kalkamadığım o gün siz benden çok ağlamıştınız annemlerin yanında. Yazdığım küçük hikâye kitaplarını kendiniz okumakla kalmaz diğer öğretmenlere de okuturdunuz. Sadece bizi değil hayallerimizi de sevdiniz siz. Hayal kurmayı, çabalamayı gösterdiniz. Onlara ulaşmamız için ne gerekiyorsa yaptınız. Arkadaşlarımı sevmeyi öğrendim ben, öğretmenlerimi sevmeyi öğrendim, meslekler sevilince muhteşem olurmuş bunu da büyüyünce öğrendim.
Bir gün o kapının açılmayacak olması en büyük korkum. İlkokuldan çıktığımda bile tekrar öğrenciniz olamayacağım diye günlerce ağladığım bir korku bu. Yokluğunuz hiç görünmesin öğretmenim. Ben hâlâ o küçük çocuk olmaya devam edeceğim. Gün sizin gününüz öğretmenim, yıllar geçse de aklıma hep ilk sizin geldiğiniz…

Gün sizin canım hocacım… Sizinle güzel bu cümleler işte…
Bir öğretmen aynı anda kaç sıfata yoldaş olabilir? Anne, baba, abla, kardeş, dost, can…
“Yarım bütünden çoktur.” sözünü kondurduğumuz o notlar yerlerinde midir ki hâlâ? Kaç kafeye, kaç pastaya, tahtaya, bardağa, kaleme… En silinmez şekliyle kalplere kazıdık o cümleyi. Hayatta en güzel şeyler eksik, yarım kalırmış. Zaman içerisinde yaşadıklarımızla ne de güzel öğrendik. İyi ki varlar gününün biri bugün ise diğeri de sizin doğum gününüz. İyi ki doğdun, iyi ki doğdum cümlesinin en çok yakıştığı gün işte. Balonlar şişirelim yine, fotoğraf çekinelim bir sürü. Ananas da yeriz çay demlenene kadar, yanına da paşa lokumu yaparız. Bir deli sözelci, geldim kondum bir fizikçinin başına. Sizden öğrendiklerimi yazmaya kalksam asla sığdıramam. Can bağı kan bağını döver derdik ya hep, bu öyle bir bağ ki… Yarımları bütün yapan, eksikleri özlemle hasretle dolduran upuzun bir bağ bu…
Anneler gününde annelerimize avuç içi kadar hasırdan, kurdeleli terlikler almıştık. Üzerine “İlk adımlarını sizinle atan yavrunuzun sonraki tüm adımları bize emanet” yazan bir not iliştirmiştiniz. Ne hediyenin minnoşluğunu ne de o cümlenin kıymetini asla unutamam. O günden beri o kadar eminim ki doğru yerde adımlar attığıma. Eksilmesin pastalarımız, azalmasın sakızlarımız, patlamasın balonlarımız. Asla kopmasın kandan daha güçlü olan “Can” bağımız…

Gün senin günün abiciğim. Tüm renklerin bir arada olduğu gün bugün… Şimdi nereden yazmaya kalksam bilemedim. Hangi ciddi konuya girersem gireyim iki dakika sonra gülmeye başlarım zaten.
“Dikkat ettim sen hava açıkken herkese güler yüzlüsün de hava iki karardı mı hemen gemilerin batıyor. Sen hayırdır?” diye sorduğunuz gün başlamıştı anılar birikmeye. Biri ilk defa bendeki herhangi bir durumu fark ederek selam vermişti bana. O gün dedim, “Bir gün öğretmen olursam, ben de keşfedeceğim öğrencilerimi. O zaman belki benim de bir sürü kardeşim olur, muhabbet arkadaşım olur” demiştim. Her defasında bana “İnşallah öğretmen olursun da bana yaşattıklarını yaşarsın” derdiniz. O güne çok yaklaştım. İlk dersimi anlattım bile. “Hayalini bırakma, buraya kadar vardın, son anda bozma” dediniz. Çok düştüm, size uzakken kalkamadım da… Yorulduğum anlarda aklıma şu söz geliyor hep: “Eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya geldik?” Yalpalaya yalpalaya vardık bir noktaya, n’apalım?.. Var mı devam etmekten başka çare?
Meğer insan öğretmen olsa bile öğrencilikten çıkamıyormuş. Daha gidecek çok yol var, biriktirecek çok anı var, biliyorum. Bir dahaki buluşmaya anlatacak çok macera topladım ben de. Sıfırdan bir resim çizemesem de çizilmiş olanı istediğim renklere boyamayı öğrendim. Hangi çizgi çekilirse çekilsin karatmak da bizde, yeşertmek de… Tüm mavileri avlayıp geleceğim ben de. Koca bir pişmanlık var içimde, yanınıza daha çok gelemedim diye. Nereden bileyim bir gün gelemeyecek olduğumu… Uzun uzun nasılsınız diye soracağım söz, kapınızı çalıp çalıp bulaşacağım size yine.
Bir öğretmen ne kadar abi olabilirse o kadar, bir abi ne kadar iyi olabilirse o kadar işte… Muhteşem bir şey kardeş bildiğiniz nicelerinden biri olabilmek bile. Tüm renkler burada bakın, mavisiyle siyahıyla hepsi burada… Bu iyi ki varlar gününde…

Sığmayan kelimeler kadar, tutamayacağım eller kadar uzakta çocukluk. Yarım kalan tüm duygular kadar, düşe kalka ilerliyor adımlar. Koridorda karşıma çıkan ilk kapı kadar yakın ama tıklatmaya olabildiğine hasret bir çocuk var size yetişmeye çalışan.

Daha sayamadığım nice öğretmenlerim… Hepinize yazacak, söyleyecek sayfalar dolusu cümleler biriktirdim. Ama çok yaklaştım yolun sonu gibi görünen başına. Evet, oldu, ne yaptım ettim çok yaklaştım öğretmen olmaya. İlk öğrendiğim şey ise asla sizin kadar kıymetli olamayacağım oldu. Hepinize o kadar çok, o kadar çok şey borçluyum ki… Hepinizi çok seviyorum ve çok özlüyorum.

Tanıdığım, tanımadığım tüm öğretmenlerimiz; Gün sizin gününüz efendim, iyi ki varsınız…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

2 thoughts on “İyi ki Varlar Günü”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.