Aynı Havayı Bir Daha Solusak

Elimde buruk bir aşk hikâyesini anlatan kitabımla gecenin karanlık koynundayım. Kitap mı beni okuyor ben mi kitabı okuyorum belli değil. Altını eğri büğrü çizdiğim satırları sanki ben yazmışım. Harfler, heceler, kelimeler, cümleler benim yüreğimden dökülmüş gibi tanıdıklar.

Kafamda bir uğultu, içimde derin bir acı. Seni özlüyorum, son günlerde daha da çok. Geçmeyen, eskimeyen, eksilmeyen bir duyguyla.

Aramızda acımasız bir uzaklık var seninle. Dirhem dirhem azaltan, ince ince kemiren. Günler bitmek bilmeyen bir uzunlukta, geceler dayanılmaz bir boşluk oldu senden sonra. Uyutmuyor bu insafsız hasret, acıması yok. Saat gecenin 3’ü, gözlerim hâlâ açık. Dolup dolup taşıyorsun, durulmak bilmiyorsun. Senin bilmediğin bir uçurumum var. Oraya gidiyorum avazım çıktığı kadar haykırıyorum ismini. Keşke diyorum, keşke. Keşkelerle avutuyorum zaten bir süredir kendimi. Çürük bir diş gibi söküp atamıyorum seni, beni, bizi!

Kâğıda kaleme sarılıyorum her fırsatta. Belki okursun ümidiyle. Kelimelerden sığınak yapıyorum kendime. Sağanak yağmur oluyor sığınağıma yağıyorsun hiç durmadan. Ayaklarım su içinde, kalbin paslı bir çivi kalbimde! Yazdıkça yazıyorum. Parmaklarım ağrıyana, gücüm bitene kadar bırakmıyorum. İçimdeki acı diner umuduyla hırsla, elemle, öfkeyle kalemimin ucu kırılana dek devam ediyorum. Yazıp yırttıklarım da oluyor. Bazıları da kaçtığım bir yüzleşme gibi canımı acıtıyor yazdıklarımın. Hakikat incitiyor, derin bir iç yarası bu, hiç durmadan kanıyor. Yakıyorum sonra hepsini, okumasın diyorum. Bilmesin o, dinmesin bu sızı, ecelim olsun varsın.

Söylesene canım, kulak verir misin bir gün ızdırabıma? “Canım” dedim bak.  Sana “canım” dediğimde Ahmed Arif konuşur yerime. En sevdiğim sözleri yankılanır bıraktığın boşlukta. Yüreğime çarpa çarpa durulursun can evimde.

“Canım benim,

Bilir misin ‘canım’ dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”

 

Ne güzel anlatmış değil mi canım?

İşte yine söyledim, canın canımda da ondandır bu sayıklama.

Ne vardı da bu kadar hırpaladın beni? Neyim vardı da aldım bütün öfkemi o masum gözlerinden?.. Şüphe kemirdi durdu beynimi. Bulanıklık zor. Seninle ilgili sürekli ikilem yaşamak, kızgın ve hırçın olmamın tek sebebi.

Her özlediğimde yazardım sana, buz gibi bir yürekle karşılanacağımı bile bile. Sıcacık gelirdim, kırgın dönerdim kapından. Kızardım, bir daha asla yazmam derdim. Dinler miydi kalbim, ne gezer! Yine yalın ayak koşardım yanına.

Seni sadece çalıştığım ofise geldiğinde kısa bir süre görebiliyordum. O kısacık zamanlar uzasa, hiç bitmese diyordum. Az daha kalsa burada, aynı havayı biraz daha solusak. Bir gün ikimiz de aynı saatte, eş zamanlı çıktık ofisten. İşlerin uzamıştı, benim eve dönüş saatime kadar kalmıştın. Sen önden yürüdün, ben hemen ardından. Kapının önünde durdun. Bir elin cebinde, diğerinde yıllardır vazgeçemediğin sigaran.  Sen onun dumanını çektin ciğerlerine ben de seni. Sen sigaraya âşıktın, ben sana. Az konuşurduk zaten, çok az. Sadece iyi akşamlar diledik birbirimize. Sen orada kaldın ben sende.

Bir eylül sabahı yine ofise geldin. Boşluklarda okuduğum kitabıma gömdüğüm kafamı sesini duyunca kaldırdım. Bir akıma kapılmış gibi titredim. Heyecandan yerinden fırlayacak gibi atan kalbimin sesini duyacaksın endişesiyle yüzüne baktım.

“Şiir sevmiyorsunuz galiba. Elinizde ya roman görüyorum ya öykü.”

“Aslında seviyorum ama şiir okurken daha sessiz ve kendi içime döndüğüm zamanları seçerim.”

“O zaman Birhan Keskin okuyun, seveceksiniz.”

Gözlerimi gözlerinden çekmeden sadece gülümsedim ve “tamam” diyebildim.

Seni gördüğüm her günün sonunda yine o aynı anlamsız çukurun içine düşüyorum. Kör bıçaksın, bileklerime yapışıyorsun. Tek hamlede bitirsen işimi rahatlayacağım. Her gün, her saniye azar azar. Her gün, her saniye daha derine…

Umut beni teselli etmiyor artık, tam tersi yakıp yıkıyor ne varsa. Sonra ellerin bir cellat gibi yapışıyor boynuma. İnce, güçsüz, zarif bir ölüm olacak. Yüzüme bakmıyorsun, gözlerin gözlerime değerse vazgeçersin benden kurtulmaktan. Biliyorsun bunu, biliyorum.  Ellerin çok güçlü, belki de çok acımasız. Tenime değiyorsun, ölmeden önce son bir defa (ilk kez) dokunuyorsun. Beni öldürmeye geldin demek! Azrail gibi acımasızca. Almıyorsun birden canımı. Az az, yavaş yavaş kırıklarımı eze eze yapıyorsun bunu. Canını aldığın, hayattan kopardığın ikimiziz oysa.

Sonra elimdeki kitabı kapatıyorum usulca. Yatağıma uzanıyorum. Bütün bu hatıralar, kızgınlıklar, kırgınlıklar, düşünceler her gece benimle. Gözlerin, kokun, yüreğin, hasretin benimle. Şimdi biraz uyumalıyım canım. Belki sonsuz bir uyku olur, belki yine uyanırım seninle.

Bak ne diyorum; yine Ahmed Arif söylesin mi benim yerime?

“Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.
Yarı parçan”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.