Pusula Söyleşileri 2 / Mustafa Sade

“Suya Kalem Çalan Şair”

Merhaba değerli okurlar. Aradan geçen iki buçuk yılın sonunda Pusula Söyleşileri’nin ikincisiyle nihayet karışınızdayız. Bu uzun süreli ayrılığın elbette çeşitli sebepleri vardı. Ancak hepsine kader deyip geçiyoruz. İkinci röportajımızı çoğunuzun aslında yakından tanıdığı, dergimizin şairlerinden ve dahi hemşehrisi olmakla onur duyduğumuz Şanlıurfalı şair Mustafa Sade ile yapmak nasip oldu. Röportajı yaparken fazlasıyla eğlendiğimi ve engin bilgisinden istifade ettiğimi belirtmek isterim. Şair Sade’nin Türk şiirine bakışını, hatıralarını ve şiir eleştirisinin güncel durumunu konuştuk. Keyifli okumalar…

1. Merhaba Mustafa Bey! Okurlarınız ve sizi takip edenler için kim olduğunuz malumdur. Ancak biz yine de soralım tanımak isteyenler için. Mustafa Sade kimdir?

Öncelikle söyleşi talebiniz için teşekkür ederim, şeref verdiniz.

1973 yılında Urfa’da doğdum. İlkokuldan sonra rahmetli babam hayat mektebine çırak olarak verdi beni, hâlen o mektepte emek d/okumaktayım. Urfa’da yaşıyorum, ticaretle uğraşıyorum. Evli ve beş çocuk babasıyım.

2. Şiir sizin için ne ifade ediyor?

Şiir, içinde bulunduğunuz hayatın zemherisinden yeni bir bahara pencere açmaktır bana göre. Dünya telaşesinden sıyrılıp, kendinle baş başa kaldığın ân. İşte o ân öyle güzel oluyor ki yaşadığın gezegen.

Bastığın toprağın kokusunu, yüzünü yalayan rüzgârı hissedersin. Kediler daha bir sırnaşır, çiçekler daha fazla rayiha sunar o ânda. Tabi bazen tersi de olmuyor değil. Bazen bir bakışta yolunu kaybeder, bazen bir gülüşte dünyanı değişirsin. Bir mazlum gördüğünde Zülfikar’ın sahibini arar gözlerin, deli bir küheylanın toynakları eşer bağrını. Bir bebeğin gözyaşında boğulur yüreğin. Yıldızları yalpalatır kalbinin ritmi. Daha bir insan olduğu hatırlatır sana, seviyorum o ânı.

 3. İlk şiirinizi ne zaman ve kime yazdığınızı hatırlıyor musunuz?

Tarih olarak tam hatırlamıyorum, on beş yaşlarında falandım herhalde ilk şiiri yazdığımda. Ne yazdım onu da bilmiyorum. Çoğu şairin yaptığı gibi “hamlık dönemi” şiirlerimi yırttım.

4. Gençken ya da çocukken yapmaya planladığınız meslek ile şu an yaptığınız meslek arasında bir paralellik var mı?

Genel olarak baktığım zaman, evet. Hep ticaret kafası var bende. Birçok iş, yatırım yaptım. Bazısında başarılı oldum, bazısında olamadım. Bu da normal bir şeydir, insan her zaman başarılı olacak diye bir kaide yok. Büyük meblağda zararlarım da oldu. Ama emin olduğum tek şey, hangi işi yaptımsa hakkını vererek yaptım. Olmadığı zamanlarda nasip dedim, yeni arayışlar içine girdim. Hiçbir zaman isyan etmedim, hayata küsmedim. Hamdolsun Rabbim de her zaman yeni kapılar açtı. Bugün de Ulusal bir su markasının Şanlıurfa bayisi olarak ekmek teknemi suda yüzdürmeye çalışıyorum.

Tekrar şiire dönecek olursak Türk şiirinin günümüzdeki konumunu -geçmişle kıyaslarsak- nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında günümüzde çok çok iyi kalemler var, lakin bunun yanında “sosyal medya şairi” diye nitelendirdiğimiz isimler çok fazla ve üzülerek söylemeliyim ki kendini şair diye sınıflandıran bu insanlar, gerçek şairlerden daha çok ön planda ve daha fazla popüler. Günümüzde şiir yazan çok, herkes şair (iyilerini tenzih ederim) ama şiir okuyan yok. Bir zamanlar şiir sitelerine üye oldum. Halen üyeliğim devam ediyor ama şiir asmıyorum. Nedeni: Adam gelip şiirime yorum yapıyor (kalıplaşmış, kopyala yapıştır yorumlarından) Nezaketen sayfasına gidiyorum, şiirini okuyup yorum yapmak için. Ortada şiir yok. Saçma sapan üç beş kelimeyi birleştirmiş, şiir olmuş! Altında yüzlerce yorum, “gönlüne sağlık, mükemmel, hayran kaldım” türünden. Yorum yapmıyorum tabi. Ben yorum yapmayınca bana da yorum yapılmamaya başlanıyor. Al gülüm, ver gülüm hesabı. İyi şairlerin sayfasına gidiyorum, üç-beş yorum. Kimse şiir okumuyor. O yorumu çok alanlar da çok yorum yapıyor diye alıyor. Kimse şiiri bilmiyor. Özellikle ne olduğunu halen çözemediğim “imge” adı altında yazılanları hayretle okuyorum. Türk şiirinin bekası için, günümüzdeki Necip Fazıl’ların, Abdurrahim Karakoç’ların, Faruk Nafiz’lerin M. Akif İnan’ların ön plana çıkmasını ve değerlerinin bilinmesini temenni ediyorum.

6. Adınızı sık sık şiir yarışmaları derecelerinde görür olduk. Sizce bu tür yarışmaların şiirin gelişimi ve şairin tanınırlığı açısından olumlu-olumsuz yanları var mıdır?

“Şiirin gelişimi” sorunuza cevabım: Mutlaka oluyordur. Zaten yarışmaların genel amacı budur diye düşünüyorum. “Şairin tanınırlığı” sorunuza da kendim yaşadığım bir olayla cevap vereyim.

Otuz küsur yıldır şiir yazmaya çalışıyorum. Yarışmalara katılmayı hiç düşünmezdim. 2016 yılında bir şair dostumun ısrarı üzerine bir yarışmaya katıldım. Zaten dönüm noktam bu yarışma oldu. Yarışma bir Naat yarışması ve ödül olarak ilk üçe girene Umre ödülü var. Yarışma sonuçları açıklandığında dördüncü olduğumu öğrendim. İlk üçe girenler de tanıdığım ve sevdiğim kişiler. Yarışmada birinci olan arkadaşımın sonradan öğrenip bana aktardığı aynen bu: Aslında ben yarışmada üçüncü olmuşum ve benimle beraber aynı puanı alan bir başka isim var. O isim yarışmalarda tanınmış olması ve benim ismimim duyulmamış olması dolayısıyla benden beş puan kırıp dördüncü etmişler.  İşin içinde Umre ödülünü olduğu ve bu ödülü kaçırdığım için üzüldüm açıkçası. Bu olay beni fazlasıyla hırslandırdı. “İsim duyurmak için yarışmalara katılmam gerekiyormuş” dedim. 2017 ve 2018 yıllarında otuz küsur yarışmaya katıldım bunların yirmi dördünden ödülle döndüm. Hatta bir tanesi de Umre ödüllüydü. Kutsal topraklara gitmek de nasip oldu. Bu yıl fazla katılmadım, daha seçici olmaya gayret ediyorum. Bu yıl da üç ödül aldım.

 7. Şiirlerinizde kullandığınız ölçüden hareketle hece ölçüsünün şaire sağladığı kolaylıklar var mı? Zamanında söylenen “parmak hesabı” tabiri sizce doğru mu?

Şiirin bir ritmi, bir ahengi olmalı. Çünkü şiir bir ölçü işidir. “Parmak hesabı” tabiri, genelde serbest şiir yazanların hece vezniyle yazanları küçümsemek adına söyledikleri bir cümle. Aslında serbest şiirde de ölçü vardır. Çünkü serbest şiir denmez “Serbest vezin” denir. “Vezin” ölçü demektir. Ölçüsüz şiir olmaz, nesir olur.

8. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla son yıllarda Aruz Ölçüsü bir hayli ilgi görüyor. Sizin de kullandığınıza şahit olduk. Dergimizin ağabeyi Halil Cengiz bu işin üzerinde fazlasıyla duruyor. Genç Kalemler’ce tarihe gömülmeye çalışılan Aruz Ölçüsü neden ilgi görüyor?

Aruz veznini çok seviyorum. Nasıl ki divan edebiyatında bir gazelin en güzel beytine “şah beyit” deniliyorsa, şiir türlerinin şah beyti de Aruz’dur diyebilirim. Halil Cengiz dostumdur, iyi bir şair. Genç kalemlere Aruzu sevdirmeyi kendine misyon edinmiş ve bu işi hakkıyla yerine getiriyor. Elimizde Halil Cengiz gibi değerler olduğu müddetçe Aruz ve edebiyat türlerine olan ilgi daha da artacaktır.

9. Aruz ölçüsünden bahis açılmışken bazı şairler aruz ve hece ölçülerine aynı anda tek şiire uygulayabiliyor. Açıkçası bu üstün yetenek karşısında büyülenmemek elde değil. Size göre bu durum sıradan mı?

Bu sorunuzla aruz bilmediğinizi de aşikâr ettiniz. (Gülüyor)  Çok basit aslında.

Örneğin;  — — • / • — — • / • — — • / • — —  kalıbını ortadan böldüğünüzde 7+7 = 14 heceli şiir ortaya çıkar.  Bütün dörtlükleri bu kalıba göre yazdığınız zaman hem hece hem aruz şiiri meydana gelir.

10. Peki, benim gibi aruzu kullanmayı beceremeyenler için bir tavsiyeniz olacak mı? 🙂

En yakın zamanda Halil Cengiz’e müracaat etmen gerekiyor. (Gülüyor)

 11. Sevdiğiniz şairleri söylemenizi istesek?

Genelde tüm şairleri severek okumuşumdur, ilk aklıma gelenler: Necip Fazıl, Yahya Kemal, Abdürrahim Karakoç, M. Akif İnan, Şair Nabi…

12. Son sorulara yavaş yavaş geçelim. Mustafa Sade’nin yayımlanmış ya da yayımlanacak kitapları var mı?

2013 Yılında “Beklenen Şafak” isimli şiir kitabımı çıkardım. Yukarıda da belirttiğim gibi maalesef ki şiir okunmuyor. Hem bu nedenle hem de kitabımı çıkardığım yayıneviyle yaşadığım sorunlardan dolayı bir kitap daha çıkarmayı göze alamadım. Bakalım nasip, belki ikinci kitabı çıkarırız.

13. Keşke döneminde yaşasaydım dediğiniz ya da mektuplaşma imkânı olsaydı hangi şairle mektuplaşmak isterdiniz?

Kesinlikle Necip Fazıl.

14. Evet, son sorumuzu sorarak röportajı noktalayalım. Şiirle yeni yeni tanışan, sesini, yolunu bulmaya çalışan genç şairlere tavsiyeleriniz olacak mı?

Kesinlikle çok okumalı, çok araştırılmalı. Özellikle şunu belirtmek isterim ki; geniş kitlelere ulaşmada sosyal medya güçlü bir vasıta. Lakin sosyal medyada havada uçuşan “Üstatlar, Hocamlar” sözlerine aldanıp ben “oldum” demesinler.Eleştiriye sürekli açık olsunlar. Yine kendim yaşadığım bir olayı anlatayım size: Arada özelden bana şiir gönderen kardeşlerim oluyor. Zaman olarak çok müsait olmasam da şiirleri okumaya, haddim olmayarak yorum yapmaya çalışıyorum. Yine bir gün  bir kardeşimiz birkaç şiirini gönderdi, “Hocam şiirlerimi okuyup yorum yapar mısınız” dedi. Ben de kırmamak adına şiirleri okuyup, şiirin duygu yönüne hiç dokunmadan hece hatası & hatalarını münasip bir dille yazdım. “Hece şiirinde, eksik veya fazla hece ağır kusurdur” bunlara dikkat edilmesi konusunu anlattım. Genç kardeşim bunları okuduktan sonra teşekkür edeceği yerde beni engelledi. Muhtemelen, şiirini gönderdiği kişiler ona “Üstadım harika” gibi laflar sarf ediyordu, ben de eleştirince engeli yedim. Ben halen “Benim hatamı söyleyenden Allah razı olsun” derim. Yeni şiir yazmaya başladığım yıllarda “keşke iyi bir şairle tanışsam, şiirleri göstersem” diye can atardım. Ama çevremde şiirle meşgul olan kimseler yoktu, tabi böyle sosyal ağlar da yoktu. Şimdi kimsenin şiirine yorum yapmamaya gayret ediyorum, zaten yoğun bir tempoda çalışıyorum.

15. Mustafa Bey, çok teşekkür ederiz. Bizi kırmadınız, mekânınızda ağırladınız. Kadran Dergi ailesi ve okurları adına size teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim, onur duydum. Kadran Dergi ailesine ve okurlarına selam ediyor, saygılarımı sunuyorum.

 

 

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.