Sobe

Dilime sardığım yastan paslanmış o kumaşın dantellerine işledim diye mi adını, esirgedin benden en muhtaç olduğum anda imdadını. Oysa nedenlerine kelepçelenmiş bir aklın silsilesinde sallanırken içimdeki rıhtım, perçinlendikçe çimleniyordu bu hayatta edenin bulacağına dair inancım.

Gecenin bilmem kaçıydı hatırladım, kıraattaydım. Hem sonra kalben azap çeksem de firar eden ruhumu kovaladığım için aftan muaftım. Ununu elemiş eleğini asmış gence, ihtiyari bir bakış fırlattım, rahattım. Evet bu kez belki biraz attım, fikrimi zikrin hendesesinde ilerleyen kervana kattım. Yarım yamalak düşlerimle çıktığım yolun miadında kaldım, derinlere daldım. Açıldığım enginlere sığmayan sığ bir çoraktım. Çın çın öten kubbelerin minaresinde yan gelip yattım. Ninnilerle uyuttuğum bez bebeğime cebren ve hile ile yemek yedirmeyi bıraktım. Gözlerinin içine baktım ama sormayın bu k/arada ne aktım!

Y/aralandım. Sızladıkça ar damarım daha çok azıttım. Aklım beş karış havada uçmanın güzelliğini tattım ve bütün kanıtları bulutların kurşuni gövdesine kazıttım. Kâl diliyle değil hâl diliyle çözümleyebileceğin bir bengü yazıttım. Açtın, baktın ama okumadın. Çaldığın kapının ardındaki anahtarı kendi ellerinle tutup fırlattın. O kadar çok şey vardı ki isyanı gerekli kılan ama sen her seferinde her birine ayrı ayrı dayandın. Işıklar yanıp söndü beyninde, çalan çanları kurtuluş müjdesi sandın. Dın dın dın…

Yokluğunda susmanın ehemmiyetine emri vaki bir ikazla ehliyet aldım. Ehli değildim sevmelerin, çokluğun çoğulculuğundan da çoğul eklerinin manayı değiştirmeyen ruhsuzluğundan da usandım. Bu da gelir geçer sandım. Ben senin dünya denen pazarda yükte hafif pahada ağır arsandım. Bu yüzden belki günün geçer akçesini hep ar sandım.

İlmek ilmek söküldü dikilmekten didik didik edilen tenim. Ey benim cennet bahçesi sesinde serçeleri raks ettiren velim. Sen, mahşeri yangınlara su serpen ahretliğim; sulara serinlik bahşeden gönlüne imrendiğim, ibretliğim! Serdiler önüme dünya ziynetlerini: Yakut, elmas, altın, sim… Dile benden ne dilersen: Taht, taç, şöhret içinde yaşayacağın bir mevsim ve içinde bahtiyar pozlar vereceğin en güzel resim…

Dedim aldanma nefsim köşene çekil, içine sin. Her şeyin ve herkesin o mutlak muammaya yürüdüğü bu yolda söyle ne var ki kesin? Böyle devam eden istifhamlar dillensin, galebe gelsin.

Aldırma, gördüğünü sanan âmalara onlar istediğini desin. Ağzın, kulaklarına varmanın sadakasını şükrederek versin. Âlimin ilminden payelenmeyi gaye edinen önce kendinden nasiplensin. Zira hayat dediğin bir körebe ve sen kendini sobeleyen o ebesin.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.