Gölge Valsi

GİRİŞ: Tam iki yüz kere öldüm seni göremeyince. İki yüz kere dirildim sonra. İki yüz + bir. Hepsinin üstüne bir çay lekesi fildişi kâğıtta.

Kendimden kaçıyorum, değişmekten. Kendimden kaçıp kaçıp sana geliyorum. Uzun yokuşlar boyunca yürüyorum soluklanmadan. Çaresizliğim kesiyor soluğumu. Nefes nefese bir kavgaya dönüyor arayışım kapına doğru. Sana geldikçe, o eşikte durdukça varlığımla yüz yüze geliyorum. “Sen”de “sen”den önce kendi “ben”imi buldum ben. Beni sana soran olursa söyle: Ben o eşiğim. O eşikten içeri girmeye ruhsatı olmayan adam var ya, işte o benim. Düşünmekte özgür ama konuşmakta… Bilenler sustu, cahiller aldı başını gitti. Bildim, sustum, geride kaldım, sana geç kaldım. Ah! Anlamadın.

Sende kayboldukça kendim oluyorum, kendimden ne kadar geçersem o ölçüde sana yaklaşıyorum. Sana yaklaştıkça ışığa doğrudan bakan bir acemi kuş gibi gözümün önü kararıyor. Nefesim, etrafımda toplanan meraklı kalabalığın uğultusunda kayboluyor. Bir bakıyorum o kalabalık göğü kuşatmış. Aramıza girilmiş, aramız açılmış, mesafeler çoğaldıkça çoğalmış. Kendi ciğerimi yiyorum düşündükçe. Kendi ciğerimi, sana ulaşmak için attığım her adımda.

Dönüp dolaşıp o yokuşa geliyorum.

Eşiğinden ayrılmamak için yakarıyorum.

Ağaçlar yapraklarını dökmek üzere.

Bir güz günü, her yer sarı.

Güneş batıyor.

Eylül serinliği.

Ağlıyorsun.

Uzaktan evin görünüyor, birlikte oraya bakıyoruz. Şaşırtıcı ama aynı yöne. Evdekilerin bizden haberi yok, benim kendimden. Senin başında başka mevsimlerin rüzgârları. Hevesimde boğulduğumu görüp çığlıklarımı içime gömüyorum. Ama bu safi bir saadet işte, senin yanında olmak ve bakabilmek aynı gün batımına.

Gri: Kaldırımlar, asfalt ve araba. Etrafına bakıyorsun, boynu bükük olsa da sonbahar çiçekleri sağımızda solumuzda.

“Şu çiçekler gibi büktüm boynumu, bekliyorum.”

“Çözmeye çalıştığın o yumak daha da karmaşıklaşacak, biliyorsun.”

Yol kenarındaki çakıl taşlarından birkaçını eline alıyor, dikkatle inceliyorsun. İkisini ayırıp diğerlerini yamaçtan aşağıya, uzaklara doğru fırlatıyorsun. Sesin, aramızdaki boşluğu bir süreliğine dolduruyor:

“Başımda kaç sıkıntı var bir bilsen, kaç cendereden geçmek zorundayım her gün!..”

“Dertleri saymak, sayabilmek de bir tür onaylama. Kalp yalnızca kendi derdinin bilincinde olabilir, derdin kendisinin değil.”

“Yüreğimin bordasına çarpan hırçın dalgaları sayamam. Ama sayabilmek isterdim. Buna ister hesaplılık de ister ispat. Birçok şey gibi acının da bir ölçeği olsa yaşadıklarım daha kolay olurdu belki.”

İşte ben o uzun yokuşta kalakaldım. Yolun sonunu görüyorum ama inemiyorum. İnmeye gücüm yok o uçurumdan, o saat diliminden çıkmaya benim ruhum dayanmaz. Evini, sokağını, mahalleni biliyorum. Hangi pencereden izliyorsun karşı tepeyi, hangi sandalyeye oturuyorsun kitap okurken, çay bardağını nasıl tutuyorsun ve hangi sehpayı kullanıyorsun kahve fincanını koymak için… Ne tür kalemleri seversin, defterine neler yazarsın, el yazının kıvrımları nasıldır mesela? Hepsini biliyorum ama sana ulaşamıyorum. Seninle aramızda dalgalanıp duran “dil”in yalnızca birkaç kelimesini anlayabiliyoruz. Geri kalanı sonsuzluğa uzanan kadim ve büyük bir gizem. Çözülmeyi beklemeyecek kadar uzak sonsuzlukta.

Arabaya oturuyoruz tekrar. Üşümüşsün. Güz havası çarpar tabii ki. Ellerini tutmak ve ısıtmak mümkün avuçlarımın arasına alıp. Ama yapamam. Neden yapamayacağımı ikimiz de biliyoruz. Aynı “dil”den söyleşmesek de durumu kabulleniyoruz.

Sana bakıyorum her fırsatta. Kimsenin ne düşündüğünü önemseyecek durumda değilim. Ruhum bunca ıstırap çekerken imalı bakışları dert edemem. Tertemiz bir kalbin ve ışıl ışıl gözlerin var. Bunlar sende varken şarkılar ve şiirlerin güzelliği önemsiz detaylardan ibaret. Dakika dakika bulanıklaşan görüntüler ormanı parmakların. İsmin, içimde kapattığım tüm kapıları açan bir anahtar. Kapıları açıyorum ve rüyalarım bile çalıyor seni benden. Dikenli teller çekiliyor aramıza. Saçlarının kıvrımları daima ufkun öte yanında kalacak. Adımlarımızın arasındaki boşluğa mezar taşı suratlı karanlık harfler giriyor, oradan kuşatmaya çalışıyorlar hazinelerini. Sana ulaşmaya, beni senden alıkoymaya gayretliler. Ne kadar uzaksam o kadar çoğalıyor kötü emelli yığınlar. Uyanınca senin dışında sana dair hiçbir şey hatırlayamıyorum.

Gözlerin doluyor. Ağladığını benden saklamak için o bembeyaz ve üşümüş ellerle kapatıyorsun yüzünü. Öylece bakıyorum haline. Gözpınarlarım kurumadı elbette, tepkisiz kalışım sözcüklerle ağlamamdan. Duygularımdan çok daha fazlasısın ve ben seni akıl oyunlarına ya da hayallerime hapsedemem. Akıldan bir kafes istemem düşlerine. Benim sana, seninse gerçeğin bizzat kendisine ihtiyacın var.

GEÇİŞ: Ezberlenmiş şiirler yerine başlangıcı olmayan öyküler okumak istiyorum sana. Başladığımız yeri unutalım, gittiğimiz yeri mümkünse hiç düşünmeyelim. Sadece bu küçük zaman diliminde bize ait olarak kalsın tüm yaşananlar. Yalnızca ikimizin bildiği şeyler, “yalnız”ca ikimiz, yalnız. Şu düş saatinde bütün arzularını yerine getirmek isterdim ama o zaman senden geriye bir şey kalmazdı. Solmuş bir çiçekten başka nedir tüm arzuları giderilmiş bir insan? Kaybolmanın tanımını yapmadan ona sahip olmaya çalışıyorsun ama olamazsın. Arzularını giderdikçe doğallıktan uzaklaşacak ve sen olmaktan çıkacaksın. Biliyorum. Biliyorsun. Gölgelerin çoğalması hep benim bu bilgiçliğimden.

Saçlarını uzun süredir görmedim. Göremem de. Ama biliyorum nasıl olduklarını ve rüzgârda nasıl savrulduklarını. Saçların savrulurken öyle bir bakıyorsun ki gökyüzüne, yıldızların ritmi bozuluyor. Yollarını şaşırıyor göçmen kuşlar. Salkım saçak damlalarda beliriyor aydınlığı yüzünün. Dalgın sezgilerine dökülen yaşama kabiliyetin yürek yürek çarpıyor bende. Söyleyecek çok şey var evet. Tutsaklık zincirimi kırarken sözlerime bir yön verebilmek için bakışlarına sığınıyorum. Durağanın değil, sonsuz karmaşanın içinde bulmaya ahdettiğim sükûnsun. Sessizliğimi güneşte dinlendiriyorum ve sensizlikte demleniyor duygularım parçalanmış geceler boyunca. Kimsesizliğime sırt çevirip kendimi kalabalıklara atarak arıyorum gölgenden kalan izleri.

Mecazları zihnin oyunları gibi düşünebilirsin. Nereden çıktı şimdi bu söz deme. Bilincin derecelerinin birinden çıkıp birine giriyorum. Kanca, kanlı kanca. Paslı bir çiviyle tutturulmuş duvara. Yakalayıp çekiyor kalbimi yukarıya. Farkında değilsin ama etrafını kuşatan eşya, rüyalarının başlangıcından esaslı şekilde ayrılıyor.

Gerçeği yaşamak.

Gerçekte yaşamak.

Gerçekten yaşamak.

Seni özlediğim müddetçe rüzgârın hangi yönden estiğinin ne önemi var? Sensizliğin arkeolojisi. Seni kazıyorum bulutların kesif ve mağrur katmanları arasından. Yüzümü yaşadığın şehre dönüyorum her sabah. Manzaranın akışında doğuyor kalbimin zamanı. Orada, o yokuşta, seninle beraber uzaktan evine baktığımız… Mevsimleri bakışların belirliyor, bilmiyorsun. İçimdeki tedirgin koşuşturmacanın doğal ve aşikâr sonuçlarını defnettim başucuna.

Korkularla başlattığın bir masalı huzurla bitirmelisin. Korkaklar gölgelerin huzurunu hak etmez, ürkekler müstesna. İnsanlar muhteşem hikâyeler yaşar ama anlatamazlar. En eski anlatıcıyı bulup çıkar evrak yığınlarının altından. Anlatsın halimi sana. Beni bana bırakma. Beni sensiz bırakma.

BİTİŞ: Hominem te memento! / Unutma, sadece bir insansın!

Camdan süzülen yağmur da bir öyküsü olsun ister. Kalemler şiir yazmak, kâğıtlar şiir olmak ister. Ama olmaz. İncelikler tılsımlı dantellerin tahakkümünden azade. Gergefte işlenen bir motif gibi dokunması mümkün değil gerçekliğe çıkan yolların. Herkes yaşamın büyük sırrını bulduğu iddiasında. Sırlar, önümüze yayılan gelecekte değil ardımızda bıraktıklarımızda buluyor ifadesini.

Sesini yokluğuna sayıyorum çünkü varlığın, evet kendi varlığın, seni bilmekten aciz. İsmini varoluşla çağıramam. Mevcutlar bozulacak zamanın peşinden koştukça. Ben koşamam ama beklerim. Beklemek zamanın değirmenine zincirlenmiş bir adaktır nihayetinde. Hem acı çekmenin en fiyakalı yolu vuslat umudu olmadan yaşamak.

Neden beklemeyeyim o yokuşa düşecek gölgeni?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

2 thoughts on “Gölge Valsi”

  1. Enfes. Hissederek yazılmamış tek cümle olduğunu düşünmüyorum. Yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum, severek. Kaleminize sağlık.

    1. Teşekkür ederim. Her yazıda bu teveccühle karşılaşmak çok güzel. Güzelliklerde buluşmak üzere.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.