Yaşayan Ölülerin Gecesi

Ölüler geziyor sokaklarda, görüyor musun? Silüetlere benzer gölgeler hâlinde hepsi. Gözbebekleri yerlerinde değil. Ağır aksak, yavaş yavaş, süklüm püklüm yürüyorlar bilinmezliğe. Kırık aynalar da görüyor, ıslak pencereler de. Kabir taşları koltuk altlarında, ateş ve buzdan hasılatları avuçlarında. Cinler, davul çalıyor resmi geçitlerine. Kefenlerinin kokusu her yer. Kimi çürümüş, kimi kesik başlı, kimi hâlâ kanıyor toprağa. Vampirlerin ağzı sulanmış, fareler kemirme iştihasında, yılanlar aç-bilaç. Umrunda değil hiçbirinin. Ayın şavkının aydınlattığı rotalarında, ne bir ağlayanı var gidişlerine, ne de bir el sallayanı. Ölüler yürüyor sokaklarda; zayıf, yapayalnız, çırılçıplak… Görüyor musun?

Ölüler geziyor sokaklarda, duyuyor musun? Öyle hiddetli, öyle kasvetli, öyle lânetli ki serencamları, izbeler bile ürperiyor. Şehri grift bir sis kaplamış. Beyaz… En zifir karanlıktan daha beyaz. Zehirli, ölümcül bir sis. Rüzgâr, çığlıklarını yayıyor yedi düvele. Dilim dilim kesilen etlerinden dökülen korkunç çığlıklarını. Sükûtlarında azabın izleri. Cehennem vadisinin kaçkınları bağırıyor, haykırıyor, yalvarıyor, ağlıyor. Ne bağırdıklarını, ne haykırdıklarını, ne yalvardıklarını, ne de ağladıklarını bilmiyor hiçbiri. Varlıkları, yokluk okyanusundaki tüm varlara varıyor. Tufanlar, fırtınalar, kasırgalar diliyor yaşanmışlıkları. Yenidenler, keşkeler, eksilmeyen ahlarla, pişmanlıklarla, günahlarla akıyor kervanları. Kırbaçlanıyor yavaşlayan her eksik ceset. Ne kurtuluşları var çukurlarından, ne de kurtaracak bir el. Ölüler yürüyor sokaklarda; çaresiz, kırılgan, ezik, kara kara ölüler… Duyuyor musun?

Ölüler geziyor sokaklarda, biliyor musun? İskeletleri sağa sola çarpıyor. Kuru balçık yığınları tezeklere benziyor her sapakta. Kaldırımlarda yığılıp kalmış kuşlara basıyor yosundan adımları. Mors alfabesiyle uyumlu ayak sesleri. Kimi telaşlı, kimi vurdumduymaz, kimi perişan. Çocukları, torunları, yedi kuşak ilerdeki soyları da yanlarında. Değdikleri her yere Azrail de değiyor. Çöp kutularına, sokak lambalarına, köpeklere terk edilmiş soğuk parklara, köşe başlarının tahmin edilemez dönüşlerine. Zebaniler sırayı bozdurmuyor hizada. Ufku kaplayan gövdelerine vuruyor rıhtımdaki unutulmuş yaz aşkları. Tabutlarının tahtalarındaki paslı çiviler sızım sızım sızlıyor. Uykular çıldırıyor, arzular deliriyor, umutlar parçalanıyor, nefesler tükeniyor. Ne akılları başlarında, ne başları akıllarında. Üstelik, hiçbiri de bilmiyor çoktan öldüğünü. Ölüler yürüyor sokaklarda, sen biliyor musun?

Ölüler geziyor sokaklarda, seziyor musun? Evlerin çatıları, kiremitler, kuş pisliğine bulanmış parkeler, susuz granitler ve virane köşkler duyuyor ihtiraslarını. Acılar, tebessüm oluyor acı tebessümlerde. Her biri bir cinayete kurban gitmiş faili meçhullerin meçhulleri işte. Her biri hatırlamıyor, hatırlayamıyor, hatırlanamıyor kayıp kalpler kitabında. Her biri tozlu gömüler, isli resimler, yitik yaşamlar artık kimselerin bilmediği, kimselerin anmadığı, kimselerin anmayacağı. Kolları dirseklere kadar kopuk çoğunun. Yüreklerini kuzgunlar yemiş, ciğerlerini kargalar. Ne mucizeler yetişiyor idamlarına, ne de yağız atlı, muhterem kahramanlar. Arkalarında servetleri, evleri, şehvetleri, suçları, saltanatlarıyla, eşleri ve evlatlarıyla, yedikleri, içtikleri ve tüm haltlarıyla; çok uzaklara, uzaklardan da uzaklara gidiyor cenaze törenleri. Ölüler yürüyor sokaklarda; gösterişsiz, yorgun ve anadan doğma… Geliyor musun?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.