BİR B’AŞKA MUAMMA

Dün gördüm seni, pencerenin önünde. O kadar cüretkâr ve o kadar vurdumduymaz görünüyordun ki… Gençliğinin son demlerindeki kadın bedeninin içindeki küçük kız çocuğunu ötelercesine, dizlerini kırmış, sırtını dikleştirmiş dışarı bakıyordun. Bacakların aralık… Dünyaya meydan okuyordun aklınca. O da arkandan seni izliyordu ne düşüneceğini bilemeden. Vücuduna bakıyor, elindeki bira şişesini görüyor, ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu. İşte o zaman anlatmaya karar verdim sana bu hikâyeyi. Bütün bu görüntünün saklamaya çalıştığı şeyi kulağına fısıldamaya, yüzüne vurmaya…

İnsanlar ezelden beri yüreklerine ağır gelen dertlerini bana anlattılar. Bazen çağıl çağıl akarken bir nehir halinde aldım götürdüm sıkıntılarını, bazen de bir kuyudayken dinledim sırlarını. Benimle paylaştılar yalanlarını, hırslarını, sevdalarını… Hiç düşünmediler bana bile ağır gelebileceğini bazı anların. Oysa dünya yaratıldığından beri varım ben, her yerdeyim.

Denizdim ben, okyanus… Nice canlar besledim içimde. Sonsuz yaratılmışa can oldum. Gerçek şu ki insanın bile özünde olan ben’dim. Yağmur oldum kupkuru toprakları besledim. Farkında bile değildi insanoğlu, taşıdığım sevinçle yediklerine lezzet, bana anlatılan kederlerle aşlarına acı oldum. Benden çıktı Çukurova’nın yumuşacık pamuğu ve kutsal kitapta adına yemin edilen o zeytinin yağı.

Her yerdeydim, her şeyde… İnsanoğlu farkına bile varmadı. Güzel anlarım oldu, çağladım özgürce devasa şelalelerden… Kötü anlarım oldu nice canlar nefessiz kaldı içimin sellerinden. Sevdalara şahit olmuşluğum da var. Kerem dağları Aslı için deldiğinde vesilesi bendim. Kahırlara haşrolmuşluğum vardır benim; küçücük bedenler gasilhanelerde yıkanırken ben onlarla temizlendim. Dünyanın bir ucunda, Ganj’da ölüleri yakıp attılar koynuma. Diğer ucunda buzulların içinde yeni doğmuş bebekleri güçlü kıldım, onları hayata çiviledim. Can vermek de almak da Allah’a mahsus ama benim kadar şahit olan var mıdır bu ibdaya?

Ses etmedim izledim düne kadar; sessizce, senelerce… Dünkü yüküm de ağır geldi her zerreme. Bir adam gördüm; yüreği cüssesinden büyük. Akıp gidecektim çıplak bedeninden oyalanmadan, durdurdu yanındaki kadın beni. Beni durdurdu yani zamanı, dünyayı, nefesini durdurdu. Kalakaldım adamın bedeninde. Akıyordum gürül gürül aslında zerre yol gidemeden. Dokundum önce adamın kırlaşmaya başlamış saçlarına. Gözleri benimle doldu, yüreği geldi gözlerine, sonra sevdası geldi oturdu. Kızardı gözleri, yandı gözbebekleri, yandı tüm dünya o bakışlarda. Tuzlu gözyaşları akamadığım yolda bana yoldaş oldu. Dile geldi gözleri ağladı, bağırdı, yalvardı, kızdı, çağladı hasılıkelam beni de yaktı.

Su yanar mı, o adamın bakışlarında yandı. Dokundum sonra yüzüne, sakallarına… İndim bütün gövdesine. Kadının hiç boşluk bırakmamacasına sarmaladığı her santimine. Kavga ediyordu kadının sevdası benimle. Tek zerre yer bırakmamak için çırpınıyor, vücudunun heryeriyle adama siper oluyordu araya beni bile almadan.

Arıtmaktı vazifem, yaratılış amacım. İlk defa yapamadım. Kadın ve adamın vücutları bir oldu, sadece akabildim üstlerinden ama arıtamadım. Kadının atan yüreği adamın her noktasını zaten bana bırakmadan tertemiz yapıyordu. Onları seyredebildim sadece. Dünyadaki bütün inanışlarda benimle arınmıştı oysa insanlar. Vaftiz ederdim yeni doğanları, temizlerdim abdest alanları. İlk defa sadece şahit oldum iki bedenin, iki yüreğin benim yanımda sevdasıyla bir olduğuna, hiçbir suyun arıtamayacağı kadar arındıklarına.

Bu bedenler, diye düşündüm, gördüğüm her beden gibi sıradanlar, şu an birler belki sarmaş dolaşlar fakat seneler sonra yok olacaklar. Kimse bilmeyecek bile yaşadıklarını. Ama ben ilk defa ruhları gördüm; bir oldular, bütün oldular, yandılar, kavruldular, birbirlerinin bedeninde yeniden doğdular. Bir daha asla eski şeklini alamayacak kadar tek oldular. Biter diye düşündüğümü hatırlıyorum gitmeden önce. Daha da ötesi olan bir haşr bu dünyada var mıdır acep? Burada bu yaratılış biter, dedim. Cennette başlayan Âdem ile Havva, dünyada bunu bulmak için gönderilmedi mi? Artık insanlığın sınavı biter, dünyadaki serüven sona erer, dedim.

İşte bu ağır geldi ya bana cesur kadın. Bitmedi. Dünya devam etti, hayat devam etti. Bütün sınavlar, dertler, tasalar, hayat gaileleri devam etti. Hiçbir şeyin sonu gelmedi. Bu kadar arınmış sevdayla karılmış yekvücut olmuş sevdalılar, bu her şeyin içine atıldı tekrar. Âdem ile Havva bir kez daha cennetten kovuldu dünyaya. Şimdi ben tekrar akabilmek için fısıldıyorum bunları kulağına. Ben artık kurtuldum şahit olduğum ateşten, yanmaktan kurtuldum. Hadi sende tekrar meydan okusana hayata, dünyaya… Hadi yapabiliyorsan nefes alsana bir daha!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.