DELİ TAPINAĞI

Günlerin gecelerine dargın,
Sen yaşlarında bir kadınım.
Her şey bu kapının arkasında yaşandı diye, bir odadan diğerine geçerken başladı düşsel intiharlar. Seni yarıya böler yarım dediğin giderken, yarın olunca bir deli tapınağında ölüne denk gelirsin. Gün demini alırken, eşikten başını uzatır gece. Bir gününü bin gün sayar dururlar ve gururla sunarlar içi boş meziyetlerini.

Şuuruma dokunuyorsun…

Şuuruma dokunuyorsun da şu uğrunda heba edilmiş belki veda süsü verilmiş, can havliyle kaçan canımı görmüyorsun. Hadsizce inliyorum. Hades çekerken ayağımdan, az ötede savrulurken saçlarım can kulağıyla hâlâ seni dinliyorum. Bilmem kaçıncı uykudasın, ben istifa ederken uykularımdan. Sen hangi haziran sabahındasın da unuttun ayazı? Aldım elime sazı. Yalnız kalabileyim derken kabileler halinde göç ettim yurduna; az gittim uz gittim ve hala uzanamamışken sana, dudağımda, güç varır mıyım toprağına endişesi.
Bak bu hikâyede herkes iyi.
Ben deli,
biraz fazlaca…

Akli muvazenemi gömdüğümden beri, dengim olmayan hudutlardan göz kırpan fotoğrafın sen olma şaibesi. Kipime ‘gel!’ olmadıkça -acak/-ecek tahammülü kalmamış bir umut payesi. Yine de uzak uyanmak yeis, git’me denmediği için dönülmeyen dünden ve gün ötesinde teneşire gelecek gibi bakan bir çift gözün hikâyesi.
Ama gerekli bir memba değil mi bu satırlar ki cüda ediliyor sayfalardan. Sudan saiklerle üstelik. Bu hikâyede bir ben miyim yitik? İçimden gelirken gücüme gitmen niye peki?
Gücüme gitmen niye peki?
Gitmen niye peki?
Niye?
Peki…

“Yatcaz, kalkcaz!” bir ömür kalacak deseler… İşte bu tapınakta bir benim deli. Aklım da bu yüzden firari. Felçti belki geçirdiği sabrımın, dil’den aşağısı tutmuyor şimdi.
Ama bu hikâyede herkes mi sahici?
Ben belki, biraz müstehzi,
Ben diyorum, sen kadar eksikçe.
Eksilttikçe bir anıyı çıkmadan gün yüzüne, gökyüzüne dolmuş da utanmış gibisin.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.