ÖZGÜRLÜKTEN ÖZGÜNLÜĞE

“Özgür düşünce” üzerinde zihin yoruyorum son zamanlarda. Özgür kelimesine odaklanıyorum önce. Bu kelimenin karşılık geldiği bir gerçeklik bulmakta zorlanıyorum sonra. Bu kadar çok kuşatılmışlığın arasında nasıl özgür olabiliriz ki diye soruyorum kendime.

Sahi hakikaten salt bir özgürlükten bahsedebilir miyiz?

Bazı filozoflar insanı beyaz bir kâğıda (tabula rasa) benzetir. İnsanın dünyaya fırlatıldığında herhangi bir düşünceden bağımsız olarak doğduğuna inanır. İçinde doğduğu aile, toplum ve kültür bu “hammaddeyi” zamanla işler diye de bir tespitte bulunur. Buradan hareketle diyebiliriz ki insan özgür doğar, yaşama adım attığı ilk günden itibaren ise kuşatıldığı çevrenin güdümü altında seçimler yaparak yol alır. O zaman “özgür irade” konusunda da sıkıntı yaşıyoruz demektir. Bunun bir uzantısı olarak  “ben”e ait nötr bir iradenin varlığı da şüphe götürür. Toplumsal bir varlık olan insan, her ne kadar özgür olduğu yanılgısına kapılsa da aslında zihninin bir köşesinde referans almak zorunda hissettiği davranış kodları ile yönetilir. Hatta bunu bir zorunluluk olarak hisseder. Uymakla yükümlü yazılı kurallar olduğu kadar ortak akıl ve kültüre göre şekillenmiş temayülleri de gözetmek zorundadır. Bunları gözetmeme durumunda ise eylemlerinin sonuçlarına katlanmakla yükümlüdür. Zira her bir eylemin olumlu ya da olumsuz sonuçları vardır ve kişi yaptığı her seçimin sorumluluğunu almakla yükümlüdür. Burada esas mesele böylesine ciddi bir kuşatılmışlığa rağmen “özgün/yaratıcı” fikirler üretip üretemediğimizdir. Ve üretkenliğimiz/yaratıcılığımız ölçüsünde de özgürüzdür aslında.

Şimdi de “düşünce” kelimesi üzerine yoğunlaşalım:

Eyleme geçmemiş fikir, hayal edilen, istenen, gerçekleşmesi durumunda hayata olumlu ya da olumsuz katkısı olabilecek önermeler manzumesidir. Dünyadaki insan sayısı kadar düşünce vardır. Bir düşüncenin kalitesi ve rengi tartışılabilir ama dile getirildiğinde bir ya da bir kaç önerme içeriyorsa o düşünceyi yok sayamazsınız, saymamalısınız. Size ters gelse bile anlama çabası göstermelisiniz. Karşı olduğunuz noktaları dile getirirken düşünce sahibinin kişiliğine/kutsallarına “saldırmak” yerine söylediklerine odaklanmalısınız. Ki aynı duruma kendiniz düştüğünüzde saygı duyulmayı talep etmeye hakkınız olsun. Tutarlılık bunu gerektirir.

Her ne kadar siyasî erkin rengini sizin benimsediğiniz ideoloji belirlese de sizin gibi düşünmeyen/inanmayan insanları kendi düşünce tarzlarından men edemezsiniz. Bu “Siz var olmayın, sizin var olmaya hakkınız yok” demek anlamına gelir. Deve kuşunun başını kuma gömmesi ne kadar işe yarıyorsa sizin “ötekini” yok saymanız da ancak o kadar işe yarayabilir. Beraber var olmanın bir yolunu bulmak zorundasınız.

Şimdi de şu sorulara cevap aramaya çalışalım:

“Fikir özgürlüğü” kavramını baş tâcı eden Batı, buna karar verdiği andan itibaren kendi içinde bir aydınlanma yaşadı. Ve bugün geldiği nokta itibariyle bilim, sanat, felsefe, edebiyat alanlarında diğer kültürlere göre ciddi anlamda ileridedir. Bu hakikati teslim etmek durumundayız. (Batı’nın sömürgeci tarihini paranteze alıyorum. Zira tarihinde sömürü kavramıyla yan yana gelmeyen hiçbir medeniyet yoktur. Burada referans almak istediğim Batı, Rönasansla birlikte yaşam standartlarının çıtasını yükseltebilmiş Batı’dır.)

Peki bizim topraklarda “fikir özgürlüğüne” geçit verecek bir iklim oluşabilir mi? Bunun gerçekleşmesi durumunda Batı’nın yakaladığı ivmeyi yakalayabilir miyiz? Yirmi bir yıldır Kanada’da yaşayan birisi olarak bu sorulara şöyle bir cevap verebilirim:

Bizim topraklarda özgün düşünce itibar görmüyor. Ezberlenmiş düşünceler kâfi addediliyor. Çok ciddi bir gruplaşma var ve kendisini geliştiren, çok yönlü, okuyan, ufku geniş, kuşatıcı üslupla yazan, konuşan aydınların sayısı çok çok az. Akademi dünyası, neredeyse “kopyala, yapıştır” usûlü ile iş görüyor. Hâl böyleyken geleceğe umutla bakmak da zorlaşıyor. Ancak bu durum bir “kader” olarak algılanmamalı. Kaderin gayrete âşık olduğu hakikati zihinlere nakşedildiği sürece, inanıyorum ki, bir gün istenilen hedefe ulaşılacaktır.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.