Neri’yi Dinliyorum

Gündüzünde sınavımın olduğu ve benim matematik defterine gömülmem gereken veya hadi uykumun tadına varacağım bir vakitte diyelim, sabahın 5:20’sinde kendimi Neri’yi dinlerken buldum.
Neri böyledir; zamansız (neye göre?) gelir, ezberlemekten aciz kalacağım düşüncelerle doldurur zihnimi. Ben de gelip yazmaya çalışırım aklımda kalanları. Öyle bakmayın, benimle paylaştıkları hafife alınacak gibi değil. O kadar ki öncekileri hatırlamaya çalışırken ben, o hâlâ konuşup duruyor arkadan, yenilerini boca ediyor zihnime. “Dur Neri, şimdi yavaşlayalım. Olur, hafiflemek olarak da ifade edebiliriz, sen nasıl istersen.”

Ne diyorduk? Ne yapıyorduk? Saat bilmem kaç olmuş, elimdeki bulaşık deterjanı, sonra ayağımdaki terlikler dikkatimi çekmiş, insanın dikkatini böyle sıradan şeyler elbette çeker. Benim dikkatim sıradan şeylerin anında asılı kalır çoğu kez. Ya da bu sıradanlık, dikkatimi kendine maruz bırakır demeli belki. Bu sıradanlıkta köpüklü elimi göğsüme götürdüğümü anımsıyorum. Orada, etin ötesinde dokunamadığım bir varlıktan hisseler vardı; insan neslinin asırlardır göğsünde bir yerlerde hep var olmuş hislerin hisselerinden sadece benim payıma düşeni.

Ara sıra, birden ciddi konuşabilirim Neri, anlatıda hata, üslupta uyuşmazlık gibi düşünmeyelim, bilirsin işte; Edebiyat filan.

İçinde bulunduğumuz an’da varlığı olmayan fakat işte şu anda sözünü edebildiğimiz varlıkları hissediyoruz. Şimdiki zamanda, mekânda yeri olmayan (bize göre) bu varlıkların geçmiş zamandan zihnimize bıraktıkları izlere, göğsümüzde bıraktıkları hislere dokunabiliyoruz gibi. Zihnimizde, iç’te bir yerlerde varlıkları devam ediyor demek ki. Okuduğum kitapta bu gibi düşünceler yas ve melankoli kavramları ile anlatılmıştı. Okuduğum kitabın yazarı çok bilge bir insan ve kendisi yas ve melankoli hakkında pek hoş sözler etmiyordu. İnsanın karakteri açısından olumsuz anlamlar taşıyordu bu kavramlar. Öyleyse ben şimdi bilgelerin bir bildiği olduğuna inancımla elimi göğsümden indirmeliyim. Elimdeki köpüklerle zihnim arasında bir bağ oluşmuş. Zihnim beni yıllar öncesine götürmüş. Çocuk aklımı anımsayamasam da kız çocuk olmak hep kere farklı olmuş. Bunu biliyorsunuz, bunu yaşadınız. Bu, insanların dâhil olduğu ilk zamanlardan beri yaşandı bir yerlerde. Yani evet, bir yerlerde kadın olarak yaşam sürüldü, yaşamdan pay almaya devam ediyor kadın insanlar. Yaşamdan pay almak tabiri için uyardı Neri beni. “Kendilerini yaşama böldüler çoğu kez, yaşama pay verdi kadınlar. Yaşamın onlara verdiği pay ise kadınlık kimliğiydi. Kimliğin getirdikleriyle yine yaşamın kendisine verilecek bir pay biçiliyordu onlara.”

Zamanda geri gidebiliriz; yaşamın, tarihin bir yerinde, bir şekilde yer edinmiş bir sayfasını açabiliriz. Tarihin antik takvimi, tarihin karanlık sayfaları kadınların verdiği paylarla dolu. İnsan paydada buluştuğumuz fakat diğer cinsten olan erkeklere ne verdiysek yetmemiş. Vermek konusunda uyarıldım yine: “Kadınlar vermedi, erkekler almak istedi, hep aldı. Sanki alamamışçasına bir ısrarla, alacağı kalmayana kadar aldılar.” Neri’nin sözleri bitmemiş gibiydi ama söylenecek olan da hep biraz eksiktir zaten. Paylarımız adaletsiz bir alış-verişin içinde devam ediyor bölünmeye. Alınmış; karşılıksız, yetmemecesine ve hep alınmış kadınlardan.

Çocuk zihnime ağır gelen bu kimlik beni şimdiki zamana taşıdı. Ellerimdeki köpükler kurumuş, matematik defterime yansıyan masa lambam ısınmış, tüm zihnim köpükler içinde kalmış. Kadın insan, öğrenci, talebe, talep eden, okur kimliğimle aydınlık gökyüzüne bakıyorum. Gök’ten, göğü okumayı talep ediyorum. Göğün şahit olacağı aydınlıklardan pay almayı talep ediyorum. Aydınlıkta Neri’nin hissesi var. Aydınlıkta benim de hissem olmalı. Sizin de olmalı. Tarihte alacaklılar olarak varız. Sanırım sizden ricam olacak; dikkatleriniz sıradanın ucundaki ışığa asılı kalsın. Okuduğum kitabı yazan bilge insana saygım sonsuz fakat elinizi göğsünüze götürmelisiniz, etin ardındaki hislerin zihninizdeki yankılarıyla tanışmalısınız. İçeride bir yerlerde var olan bir şeyler var. Neri’nin elleri gibi. Onlardan işiteceğimiz, sonu gelmeyen bir ses var.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.