Karanlığın Götürdükleri

Bu hayatı sevmiyorum, buraya ait hissetmiyorum, İnsanların beni sevdiğine de inanmıyorum! Ben de mutluluğu o dokunmatik ekranda buldum, kendimce. Kilit tuşuna bastığım andan itibaren ebedi yalnızlığıma dönüyor olsam da sabaha kadar oynadığım oyunlar, tanımadığım insanlarla yaptığım konuşmalar beni gerçek hayatın sorumluluklarından uzaklaştırıyor.
Sabah uyanıp, tabii buna uyanmak denirse, okula gidiyorum. En arka sıradan başka yerde oturursam huzursuz, savunmasız hissediyorum. Kapüşonumu başıma geçirip kulaklığımı kulağıma takıyorum, bu sıkıcı dünyanın yine dışındayım… Bir nevi kurtuluş bu benim için. Böyle söylüyorum diye arkadaşım yok sanmayın, bine yakın takipçi sayım var, her mecrada. Sınıf arkadaşlarımla henüz yüz yüze konuşamamış olsam da sosyal medya üzerinden yaşıyorum onlarla. Öğretmenler kızıyor bazen durumuma, neymiş, saygısızlıkmış bu yaptığım. Hepsi taktı zaten şu sıralar bana. Neyse, gece alamadığım uykuyu okulda aldıktan sonra eve dönüyorum. Annem, günümün nasıl geçtiğini sorunca onu tersliyorum. Tabii tersleyeceğim, zira yorucu bir gün geçirdim. Tek bir saniye kaybetmeye tahammülüm yok, hemen odama gidiyorum. Bir elimde telefon, diğer elimle bilgisayarı açıyorum. Ah, nasıl özledim onu!
Oynadığım oyunda birçok rekor kırdım. Birkaç saniyeliğine seviniyorum buna. O sırada yemeğe çağrılıyorum. Meşgul olduğumu söylesem de beni yine kimse anlamıyor. İki dakikalığına ayrılıyorum odamdan. Yemeği annemle mi yedim yoksa babam da sofrada mıydı, hatırlamıyorum. Koşarak dönüyorum dokunmatik ekranıma.
Bu arada, âşık da oluyorum. Duygulardan kopuk yaşayamam ben… Sevdiğim kadınların hiçbiri gerçek adımı ve yaşımı bilmiyor ama ben onlarla birlikteyken çok mutluyum. Her gün bir başkasından hoşlanıyorum ve internetten bulduğum iltifatları ediyorum hepsine… İsmimi sordukları gibi bitiriyorum ilişkimizi, beni kullanıcı adımla kabul etmedikleri, sevmedikleri anlamına gelir çünkü bu… Şarjım bitti, elektrikler de kesik… Nefes alışımın zorlaştığını hissediyorum. Kim bilir ne zaman devam ederim hayatıma, kaldığım yerden! Kendime gelmek için bir bardak su içmeye gidiyorum. Salondan geçerken o simsiyah kalabalığı aşmam gerekiyor. Bu insanlar, ben yemek yerken de burada mıydı? Neyse, içlerinden biri nasıl olduğumu sormaya kalkışmadan mutfağa ulaşmalıyım.
Mutfaktan tüm eve yayılan ağır bir helva kokusu var. Bunca insan bize helva yemek için gelmiş anlaşılan. Suyumu içiyorum. Odama doğru koşarken elektrikler de geliyor. O sırada salonun ortasındaki fotoğrafa takılıyor gözüm. Babamın siyah beyaz bir fotoğrafı bu… Birlikte vakit geçirmiyoruz diye ne kadar üzüldüğü geliyor aklıma. Daha önemli işlerim olduğunu hatırlayıp bir kez daha kızıyorum babama. Tam o anda, bir sıkıntı kaplıyor içimi… Bunu atlatmak için de sanal dünyama sığınacağım. Her şey için çok geç, biliyorum…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.