Azerbaycan’da Hasret Edebiyatı

Dünya edebiyatı içerisinde sıralanan hasret edebiyatı bütün Türk dünyasına, özellikle Azerbaycan halkının boyuna biçilen bir edebiyat numunesidir. Azerbaycan halkı tarih boyunca zulme, adaletsizliğe, ayrılığa maruz kalan bir millettir. Büyük turan ve Türk dünyası paramparça olan Azerbaycan’ın mukaddes toprakları da kurbanlık eti gibi paypüş (parçalandı) olundu. Ana baladan (yavrudan), kardeş kardeşten uzak düştü. Vatanı parçalayan serhat (sınır) direkleri, yüreklerimizi sızlattı; gür ocaklarımız söndü, vatan toprağı işgalci güçlerin kirli ayakları altında taptalandı (çiğnendi), dedelerimizin kılıçları kınından düşüp, analarımızın gözyaşları kurudu. Yiğitlerimiz dar ağacına selam verdiler, babalarımız bu acıya dayanamayıp, hasret adlı bir kelimeye kurban gittiler.
Kan ve kılıçla kazandığımız topraklar, iki sözleşme, iki imzaya pay verildiler. Gülistan ve Türkmençay sözleşmelerine esasen Araz Çayı vatanı ikiye bölüp, serhat (sınır) ilan edildi. Azerbaycan toprağında kıyamet koptu, herkes bir yana kaçar, arkada düşman güllesi önde Araz’ın taşkın suyu; anayı balasından ayırır, körpeler, kız gelinler düşman elinde esir olmasınlar diye özlerini Araz’ın taşkın sellerine kaptırırlar, yaşlılar çağırıp bağırırlar, baise (mevzuya) lanet okurlar ancak bu acı hadise, dünya edebiyatında, hasret edebiyatı adlı bir bölüme imza attı. Bu ağır ve acı ayrılığa, birçok şiirler, yazılar, şarkılar ve türküler yazıldı.
Hasret edebiyatı, analarımızın göz yaşında boğulan, şair ve yazarlarımızın acı duygularında doğulan bir edebiyatıdır. Gözyaşı, acı, hasret, duygu, gurbet, toprak, vatan, ana bu edebiyatın esas mahiyetidir. Azerbaycan edebiyatında, hasret edebiyatı ve hicret (göç) edebiyatı önemli bir yere maliktir. Hicret (göç) edebiyatı hasret edebiyatının ikinci yüzüdür yani o da hasret edebiyatı gibi acı ve duygulu kelimelerle izah olunur. Pek çok şahın eli içtimai inkişafın yolundan geçmiştir. Rengârenk üslubayla ve idealarla zengin Azerbaycan edebiyatının tarihinde hicret zamanlarında yaşatılan bu bedii edebiyat numuneleri ehemiyyetli (önemli) yer tutar.
Azerbaycan hicret (göç) edebiyatı zengin olduğu kadar de kadimdir (eskidir). Orta nesillerde Azerbaycan’ın görkemli kalem sahiplerinden Hatip Tebrizi ve İmadeddin Nesimi vatandan uzakta yaşayıp eserlerini yaratmışlardır. 20. asrın evvellerinden itibaren Azerbaycan hicret (göç) edebiyatı tam formlaşmaya başlamıştır. Azerbaycan hicret (göç) edebiyatını muhtelif içtimai siyasi sebeplere bağlı olarak ülkemizin haricinde ülkelere giderek orada yaşamağa mecbur olan yaratıcı güçler formlaştırmışlar.
Bu sebepler arasında Rusya’nın müstemlekecilik siyasetinin eski bölgeye dayanması, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti yaratıcılarının Bolşevikler tarafından takip edilmesi mühim yer tutar. İkinci Dünya Muharebesi zamanında meydana çıkmış olan esirlik ve sürgünlük hayatı da hicret (göç) edebiyatının inkişafında müeyyen rol oynamıştır.
Hicret (göç) edebiyatında vatan hasreti, gurbet duyguları, tarihi hadiselere yöneltilen farklı edebi bakış açıları kuvvetlidir. Çetin şeraitte (şartlarda) gerçekleşen hicret (göç) edebiyatı aynı zamanda Azerbaycan’ı dünyaya tanıtmaya da çalışmıştır.
Azerbaycan hicret (göç) edebiyatı dört etapta inkişaf etmiştir:

1. Etap
1909-1910 yıllarında Rusya Hükümeti Kafkas’ta bazı ıslahatlar hayata geçirmeye başladı ve bu ıslahatlarla alâkadar olan hükümet Azerbaycan’ın azat fikirli ziyalılarının (aydınlarının) faaliyetine güçlü nezaret ederdi. Bu sebepten de birçok kalem sahipleri Azerbaycan’ı terk etmeye mecbur oldular. 1. merhalede Azerbaycan hicret (göç) edebiyatının esası koyuldu ve bu devrin nümayendeleri (temsilcileri) hicret (göç) edebiyatı ideolojisinin formlaşmasına büyük tesir gösterdiler. Bu merhalenin görkemli nümayendeleri (temsilcileri) arasında Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Bey Ağaoğlu ve Muhammet Emin Resulzade’nin isimleri başı çeker. Kaydetmek lazımdır ki İran’da yaşadığı müddette M. Resulzade doğuda ilk Avrupa standartlarına uygun “İrane-novin” gazetenin neşrine başlamıştı. Sonra Azerbaycan’da ve Türkiye’de neşrolunmuş bir sıra eserlerini de muhafaza edip İran’da olduğu devirde kaleme almıştır. A. Hüseyinzade ve A. Ağaoğlu bu devirde İstanbul’da yaşarken “Türk Ocağı” ve “İttihad ve Terakki” cemiyetlerinde faaliyet gösterdiler.

2. Etap
Bu etapta Sovyet hakimiyetinin ilk yıllarından itibaren 2. Dünya Muharebesi’ne kadar olan devri ihtiva eder. Bu devirde Bolşevikler müsavatçılara, ittihatçılara ve azat fikirli şahsiyetlere karşı güçlü terör tedbirlerini hayata geçirdiler. Bunun neticesinde birçok görkemli ziyalılar (aydınlar) Azerbaycan’ı terk ettiler. Onlardan sonra M. B. Mehemmedzadenin, A. Yurdseverin, A. Topçubaşovun, Y. V. Çimenzeminlinin, C. Hacıbeyovun, A. Caferoğlunun, K. Öderin, H. Baykaranın, A. Yıldırım’ın ve başkalarının adlarını çektiler. Bu merhalede, Azerbaycan hicret (göç) edebiyatının görkemli numayendeleri gurbette hakseverlik duyguları, vatan hasreti ile eziyetli, acı bir halde yaşamışlardır.
Sovyet devrinde adları anılan şahsiyetler öz vatanlarında, vatan, millet haini ilan edilir, onlar hakkında düşman tasavvuru yaratılırdı. Sovyet matbuatında muntazam olarak “mektuplar” teşkil olunur, onlar “halk düşmanı”, “vatan haini” damgası ile “ifşa” edilirdi.
1922 yılında neşrolunmaya başlayan Azerbaycan gazete ve jurnalları (kötüleme yazısı) hicret (göç) edebiyatının inkişafına (gelişimine) büyük yön verdi. Bu devrin nümayendelerinin eserleri Türkiye’de, Avrupa’nın birçok ülkelerinde okunur ve yayılırdı. “Yeni Kafkasya”, “Azeri-Türk”, “Odluyurd”, “Azerbaycan Yurt Bilgisi”, “Kurtuluş”, “Kimi Jurnallar”, “Bildiriş”, “İstiklal” ve kimi gazeteler Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde neşrolunurdu.

3. Etap
Bu etabın başlangıcı 2. Dünya Muharebesi’nin başlanması ile aynı vakte düşmüştür. Almanlar tarafından esir götürülmüş birçok Azerbaycanlılar siyasi sebepler yüzünden vatana dönememişlerdir. Sovyet Hükümeti, Almanlara esir düşmüş Sovyet askerlerinin sonradan Alman keşfiyat organlarına hizmet ettiklerini zannederdi. Ona göre de esirlikten vatana dönen askerlerin birçoğu ya yeniden sürgün olunur ya da hapis edilirdiler. Onların arasında muharebeden sonra Sovyet İttifakına dönmeyerek hariçte yaşayan ve Azerbaycan hicret (göç) edebiyatının gelecek inkişafını müeyyenleştiren yazarlar ve şairler de vardı. Onu da kaydetmek lazımdır ki evvelki devirlerle mukayesede bu devrin yaratıcı potansiyeli o kadar da büyük değildir. Lakin bütün çetinliklere bakmayarak muhacir ediplerin bu nesli de edebiyatımızın inkişafında az iş görmemiştir. Bu devir yazarlarının eserleri hem Almanya’da neşrolunan “Azerbaycan” gazetesinde, hem de Çin’in Türkiye matbuatında ışık yüzü görürdü. En görkemli nümayendeleri arasında M. Kengerli, A. Dağlı, S. Tekiner, M. Musazade sayılabilir.

4. Etap
Kaydetmek lazımdır ki bu devir hicret (göç) edebiyatının tamamlanması için müeyyen zamana ihtiyaç vardır. Seyid Cafer Pişeveri, Muhammet Biriya, Hemze Fethi, Hüküme Billuri, Balaş Azeroğlu, Medine Gülgün, Gulamrıza Sabri Tebrizi, Gulamhüseyn Saedi, Muhammet Ali Mahmud, Hamid Nitgi ve başka yazıcı ve şairler İran hükümetinin despotizminden yaka kurtararak dünyanın muhtelif yerlerine, bir hissesi ise Şimali Azerbaycan’a hicret etmiştiler. Bu proses 1945-1946’lı yıllarda Cenubi Azerbaycan’da Milli Hükümet’in sugutundan sonra başvermişti. Bununla da Azerbaycan edebiyatında “Cenub mevzusu” yaranmaya ve inkişaf etmeye başladı. İkiye bölünmüş Azerbaycan derdi, yurt, el oba hasreti bu poeziyanın (şiirin) dokunduğu esas mevzu olarak ortaya çıktı.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.