Son Varis “Ötüken’e Yolculuk”

Hayalin gerçekle, mitin efsaneyle yarıştığı; ayın yıldızla birleşip güneşe karıştığı, yerden göğe kadar Türklük kokan; yer yer okun, gürzün, kılıcın seslerini duyacağımız, göğü titreten nal sesleri arasında nefes nefese kalacağımız, ilk mısrasından son hecesine değin merakımızı, iştiyakımızı, heyecanımızı had safhada tutan bir roman: Son Varis.
Aral Gölü civarında, uçsuz bucaksız bir bozkırda, Ak Togan’ın otağında başlayıp atalar yurdu Ötüken’e doğru uzanan kutlu bir yolculuğa çıkarıyor bizi yazarımız M. Hamza Gürsoy. Anlatılan olaylar, kullanılan adlar, yapılan betimlemeler tam bir Türk’e yakışırcasına özenle seçilmiş ve bir yapbozun parçalarını tamamlarcasına uyum içinde sergilenmiş. Kısa ama öz cümleler konunun bütünlüğünü bozmadan, olay örgüsünden uzaklaşmadan eser üzerindeki hâkimiyetimizi korumamızı sağlarken eserin bütününe hâkim olan diyaloglar da bizi hareketliliğin içine çekmeyi başaracak şekilde ustalıkla düzenlenmiş.
Kışın son, baharın ilk günlerini yâd eden cümlelerle başlayan eser aslında bu girizgâh ile içeriği hakkında da bize ipuçları veriyor. Oğuz’un 17. yaş günü; geride kalan toyluğu, çocukluğu yani kışı simgelerken aynı zamanda yeni basacağı yaş da hayatının geri kalanındaki çiçeklenmelerin, yeşerip canlanmaların, özünü bulma çabalarının yani bir nevi baharın simgesi olma görevini üstleniyor.
Geçmişteki olaylara atıfta bulunarak onları anımsatma sanatı dediğimiz telmih sanatından da faydalanan yazarımız bunu yaparken ele alınan konu benzer olsa dahi üslup noktasında tekrara düşmekten özenle kaçındığını ve bunun da söz konusu yapıtın değerine değer kattığını samimiyetle ifade edebilirim.
Bazı sayfalarda kendinizi Dede Korkut Hikâyeleri’nin içinde dolaşır gibi hissederken bazı sayfalarda yüzyıllar öncesinde yaşanan Musa (a.s) ile Firavun’un hikâyesine dalmış buluyor sonra birden bilmediğiniz bir âlemde tanımadığınız doğaüstü güce sahip varlıkların içinde gözlerinizi tekrar açıp kendinize gelmeye çalışıyorsunuz.
İşin takdire şayan olan yönlerinden biri şudur ki: Bunca katmanlılık, çeşitlilik ve bunun getirdiği karışıklık içinde asla dikkatiniz dağılmıyor, konu bütünlüğü bozulmuyor ve okumaktan sıkılmıyorsunuz. Enteresan değil mi? Bu hâl, yazarımız da doğaüstü bir güce mi sahip acaba, sorusunu zihnimizde uyandırmıyor değil hani. Her şey zıddıyla daim ve kaimdir sözünün gereği zıtlıkların birbiriyle nasıl bir denge içinde verildiğini görüyor ve yazarımıza hayranlık duymadan edemiyoruz.
Türk gelenek ve göreneklerinin aslına uygun şekilde sergilenmeye ve aktarılmaya çalışıldığı bu eser aynı zamanda tarihini yeterince bilmeyenler ve merak edenler için de bir kaynak teşkil edecektir. Neler yok ki bu kitapta? Göçebe yaşamın zorluğu, halka ve hana yüklenen sorumluluklar, bir kağanın obası için verdiği mücadele, bey evladı Oğuz’un kağan olmak için yerine getirmesi gereken vazifeler, aşkın en saf ve en cesur hali, savaşın heybeti, barışın lezzeti, vefanın güzelliği, kardeşlik duygusunun asaleti, büyüklere hürmetin bereketi, küçükleri korumanın heybeti…
Yıllar sonra gerçek ailesinin aslında içinde bulunduğu hane olmadığını öğrenen buna rağmen saygıda kusur, vefada nankörlük etmeden hakikatin peşine düşen Oğuz’un; baba bildiği otağdan ayrılıp sevdiğine, yurduna, büyüdüğü topraklara, koştuğu çimenlere, kokladığı çiçeklere veda ederek ata yurdu Ötüken’e dostlarıyla birlikte yolculuğa çıkışının anlatıldığı bu eser, kadim tarihimize dair önemli mesajlar ihtiva etmektedir.
Oğuz’u gerçeğe ulaştırabilecek tek alet efsunlu Gümüş Pençe, Hızır a.s. ile özdeşleştirebileceğimiz İhtiyar Bilgin, görevini ve kabiliyetini kötüye kullanan, zamanında hastaların hekimliğini üstlenirken yaşanan kötü olayların ardından topluma diş bileyen ve intikam duygusuyla beslenen şamanlar, doğaüstü güce sahip iyi ve kötü varlıklar, misafir olunan yeni obalar ve tanışılan yeni insanlar arasında geçen olaylarla örülü bu eseri bir solukta okuyacak ve yazarın ikinci kitabını bir an önce tamamlaması için siz de dua etmeye başlayacaksınız sayın okur.
Bu eserle bize hem zamanda bilgi dolu, keyifli bir yolculuk yapma hem de içinde bulunduğumuz dönemle yakın tarihimizi bilinçli bir şekilde mukayese etme imkânı sunan yazarımıza teşekkür eder ve daha nice güzel yapıtlara imza atmasını dileriz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.