Miran

Batmanlı Miran. Uzun boylu, esmer, sessiz sakin bir adam. Etliye sütlüye karışmaz. Batman’ın küçük bir köyünde karısı ile mutlu bir adam. Karısı sakin, hanım hanımcık… Göz göze gelip konuşurken ellerini ovalayıp mahcup bir havada hal hatır soran köylü kadın. Tencere kapak misaliler. Batman’ın küçük bir köyünde, kocaman mutlulukları ve hayalleri olan biri onlar.
Köy yerindeki bu evliliğinde de elbette bir tohumu olmalıydı. Aile, akrabalar, mahalleli… Herkes artık bir çocuk vaktinin gelip geçtiğini dilden dile yayıyorlardı. İlk olarak arzulanan gebelik, sonrasını dedikoduya bıraktı. Köy yeriydi, bir adam bu kadar bekler miydi? Bir kadının karnı bu kadar boş bırakılır mıydı? Köy halkı karar vermişti artık. Kadın kısırdı, çocuk döllemeyi bile becerememişti.
Miran, eşini doktordan doktora götürüyordu. Tetkiklerin, tedavilerin ardı arkası kesilmiyordu. Tedaviye ara vermeden, karı koca her kapıyı tıklıyordu. Adları çıkmıştı artık, çocukları olmayanlardı onlar, kısır kadındı artık kadın, bir çocuk döllemeyi, bir çocuk taşımayı becerememişti. Tedavilerin, tetkiklerin sonucu, kadında bir kusurun olmadığını gösteriyordu. Kadın, anne olabilirdi tıbben ama olamıyordu?
Aile, akrabalar, mahalleli, köy halkı… Artık Miran’ın kuma alma vaktinin geldiğini hatta geçtiğini dile getirmeye başlamıştı. Dile getirmek bir yana kulaktan kulağa herkesin dilindeydi o cümle: “O doğuramıyorsa, kuma al, kuma doğursun!” diyorlardı.
Miran; sessiz, sakin bir adamdı, köylüydü. Köylüydü ama akıllı adamdı. Karısını seven adamdı, karısını severken, çocuk için kuma almayı yüreğine ve aklına yediremedi. Düşündü, düşündü, düşündü durdu. Çare dedi…
Bir sabah kalktı Miran, aldı karısını karşısına, konuştu. “Sen her şeyi yaptın çocuğumuz olması için, her yolu denedik, sende bir kusur yok, bir de ben doktorlara gideyim, bir de beni tedavi etsinler, belki bende vardır bir şey” dedi ve ekledi, “Senin üstüne kuma alamam ben!”
Hastane koridorlarında tedavi sırası Miran’da idi. Miran; çocuk istediklerini, karısının her tedaviye gittiğini, bir kusur çıkmadığını ama yine de çocuklarının olmadığını anlattı. Köylü adamdı Miran, utana sıkıla anlatıyordu doktora her şeyi, karısının yüzü yerde, mahcup ve suçlu gibiydi dinlerken. Köylü notunu vermişti ya kadının, yüreği burkulmuş, canı yanmıştı ama kocasının yanındaydı. Doktoruna anlattı her şeyi, doktor artık bu yolun harita çizeni oldu, adımlar yavaş yavaş atıldı, neler yapacaklarını tek tek anlattı.
Miran da çıktı o hiç bilmediği yola, başına ne geleceğinden habersiz, hayırlı bir şeyin hayırlı sonuçlarını beklemeye çoktan başlamıştı. Hiçbir adımı hemen netice vermedi, her şey yeni bir şey için yeni bir adımdı ver her adım yeni bir dua, yeni bir dilek, yeni bir arzuydu, yine bir içten sessiz sedasız hayırlısı demekti.
Miran, en son kendini bir hekimin karşısında, kendinden sebep çocuğunun olamayacağının cümlelerinin karşısında buluverdi. İnsan illa karşındakinin el kaldırmasıyla dayak yemiş olmuyordu. Miran o cümleler ile yüzüne en ağır tokadı yemişti. Hayat cümleler kurduruyordu karşıdakine ama bazı cümleler de tokat gibi gelirdi sözün ilgilisine.
Miran yıkılmıştı ama mutluydu. Sevdiği kadından sebep değildi hiçbir şey. Köylünün ağzı susturulacak, herkes suspus olacaktı artık. Kuma lafı olmayacak, bir de kumanın adı çıkmayacaktı.
Miran cahildi, bilmezdi a neydi, z neyin sonuydu? Uzun boylu, esmer yakışıklı bir adamdı Miran. O küçük köyde çocuk yapmayı beceremeyen diye adı çıkan bir kadının eşiydi Miran. Yüreğindeki kadına ihanet etmeyi bilmezdi. Cahildi ama köylünün lafına kulak asmayandı Miran. Karısını ezdirmeyendi. Bir de beni tedavi etsinler, belki bende vardır bir şey var diyecek kadar yüce yürekli adamdı Miran, üstüne ekleyip senin üstüne kuma alamam diyecek kadar, herkese göğüs gerekecek kadar cesaretli bir adamdı Miran.
Kadınını sahiplenen Miran, aldı sevdiğini yanına, kocaman yüreği ile küçük köyünün yolunu tuttu. Yeryüzünde birbirine emanettiler bu yüzden takdiri gökyüzüne bıraktılar.
İki gönülde, dil bir olunca duymaz mı gökyüzü?
Dua olsun, dilek olsun, istek olsun, arzu olsun, hayırlısı olsun.
Gökyüzünün sahibi bu iki gönlün güzel niyetini duysun.

Ezgi Günaydın

HAYAT ; CÜMLELER KURDURUR,
VE BAZI CÜMLELER TOKAT GİBİDİR.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.