Boşlukta Bir Çiçek

Cânım Çiçeğim

Ellerimde solduğuna şahit olduklarını söylüyorlar; herkes buna şahit, buna ellerim, buna gözlerim de şahit. Solup gittiğine sanırım bütün varlık-yokluk âlemi şahitti. Fakat kırılan dalına içimi aşıladığıma şahit olmadı kimse, belki ellerim, gözlerim de olmadı. Hayır çiçeğim; titreyen, aranan ellerim ve yaşı durmayan, uykusuz gözlerim buna da şahitlik edecektir. İçimden aşıladığım bu yaşamla var kıldın yok diye anılanı. Yeni bir zamanı, yeni bir mekânı var kıldı köklerin. Şimdi zamansız bir mekânda büyüyorum seninle.

Dünyanın en sevimli çiçeği, sen en güzel zamanı en güzel mekânı hak ediyordun, bunu biliyorum. En güzel havayı, canlılığı, ışığı, toprağı yaşıyorsun bunu da biliyorum. Bana kalırsa bütün varlık-yokluk âlemi de biliyor bunu. Nereden mi biliyorum? Bir çiçek neden gülümser solduğunda bile? İşte buradan biliyorum güzel çiçeğim. Bir selam verip geçmek için, gönüllerde güzele iyiye aşılanmak için geldiğini, sonra da asıl canlılığına kavuştuğunu biliyorum.
Şimdi zamansız bir mekân ya bu, hiç beni terk etmeyeceksin bunu da biliyorum.

Şiir gibisin çiçeğim, evet yokluğunla daha çok. Yokluk dediğime bakma, sen benim yoklukta büyütmeyi öğrendiğim en güzel çiçeğimsin. Kelimeler, benim hatıralarımdan, senin âleminden gelip yankılanıyor zihnimde. Kelimelerin ellerinden tutamıyorum, bunu öğrenemedim henüz. Bu zamansızlık içinde bir anda buluverdik kendimizi, yeni dil inşa etmek öyle kolay olmuyor; burada şiirlerin şerhi ise neredeyse imkânsız.
En güzel, en derin hisler içimde kaldı. Ne bir fotoğraf karesi bunu ifadeye yetti ne de bir şiir mısraı. En güzel duygular, derûnumda beytül gazel kaldı.

Şimdi ben küçük bir kız çocuğu gibi beceriksiz, güçlü bir anne gibi maharetliyim. İyi ve kötü arasında bu denli asılı kalmamıştım daha önce. ‘Kötü’ dedim diye sakın üzüleyim deme, sadece öncekilerden daha zor ödevler verdin bana, hepsi bu. Hayat artık neden daha zor? Çünkü değişiyorum, eksilerek büyüyorum. Aslında tüm bunları biliyor ve şu sözlerle kök salıyorsun içimde:

“İyi ve kötü arasında kaldığında çırpınma, çırpındıkça boğulursun, kaybolursun, işte o zaman yok olursun. İyi ve kötüyle yüzleş, ikisinden de öğreneceklerin var, ikisinin de sana gösterecekleri var. İkisi de sana kılavuz olacak salacağın köklerde. Bütün dalların güçlü olmak zorunda değil, bazı zayıf dalların da olacak, bazen bu zayıf dalların kırılacak da. Fakat o cılız dalın kırıldığında gövdende hissettiğin o sızı, sana hiçbir güçlü dalının hatırlatmadığı bazı güzellikleri hatırlatacak. Sızlayan yerin, sana asıl canlılığın anahtarlarını verecek.
Çünkü unutma, selam vermek için geçiyorsun sadece, ufuklara iyiliği güzelliği aşılamaya gelmiştin sadece.”

Acıdan söz edeceğim vakit çiçeğimin kulaklarını kapatıyorum ellerimle, yine de biraz işitiyor öksüz sözlerimi biliyorum. Olsun, zayıf dallarını kabul et diye de o fısıldamıştı kulağıma. Kekeme dille ne kadar tercüman olunur bir şiire bilmiyorum fakat kekeme bir dilin susuşunu iyi öğretiyor bu şiir bana. Ve boşluğa seslenmeyi de her gece;

Rüyama gel, gerçek gibi gel anneciğim, ellerini hissedebileyim.”

Buna bütün varlık-yokluk âlemi şahit cânım çiçeğim.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.