Adem’in Elmaları

Değişim dendiğinde genellikle insanda olumlu şeyler çağrışır. Hayatı, zamanı öğüten bir çarka benzetirsek, o çarkın her bir dişlisi hayatı bir adım öteye taşır. Bir adım ötesi ise bir adım gerisiyle aynı değildir. Bir köprünün altından usulca akan nehrin suyu, üzerinden her geçişinizde farklı diyarlara ulaşmıştır. Şu an akan su ise oraya ulaşmak üzere yola çıkan başka bir sudur. Etrafımızı kuşatan koca bir döngünün birer dişlisi de bizizdir.
Bir elma ağacını düşünün. Elma vermesi için bir dizi değişimi aksatmaksızın bir bir aşması gerekir. Sonbaharda yapraklarını dökmesi, kış mevsimini atlatması, baharda çiçeklenip süslenmesi peşinden bağrında sakladığı elmaları dallarında görücüye çıkarması gerekir. Geçirdiği her yıl, yaşadığı her değişim, Afrikalı yerli kadınlar gibi gövdesine bir halka geçirir.
“Değişmeyen tek şey değişimdir” Heraklitos’un bu ünlü sözü tüm zamanların en geçerli sözleri arasına yazdırır kendini.
Yaşadığımız hayatları düşünürsek; yaşadığımız bir dizi olayın ardından edindiğimiz tecrübelerin toplamıdır değişim. Yaşamadan önce bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz o yolun sonuna geldiğimizde, yolu adımlamaya başlarken olduğumuz kişiyle oraya vardığımızda olduğumuz kişi aynı değildir artık. Düşünsel bir değişime uğramış, yaşadığımız değişimin adını tecrübe koymuşuzdur.
Hayatımızdaki insanlara, eşyalara, sahip olduğumuz düşüncelere karşı tutumlarımız değişir. Sevdiğimiz eşyalar zamanla eskir verdiği hazla beraber, hayatımızdaki insanlara olan duygularımız ya daha da güçlenir ya da zamanla azalarak yok olur. Düşüncelerimiz ya güçlenir ya da başka düşüncelerin gücüyle yer değiştirir.
Hikâyeler, romanlar ya da filmlerde gördüğünüz karakterlerin geçirdiği değişime hiç dikkat kesildiniz mi? Mesela Anna Karenina, kitabın başında abisinin evliliğini kurtarmak için çırpınırken, kitabın sonunda onu tren raylarına yatıran neydi?
Ya da Virginia Woolf’un ünlü bir yazarken ceplerine taş doldurup kendisini nehre bırakması neyin sonucuydu?
Bir hikâye yazmaya başladığınızda, karakterlerinize yaşatacağınız olaylardan, değişimlerden yararlanırsınız. Bedensel, ruhsal, yapısal değişimler hikâyenizin ana eksenini oluşturur.
Adem’in Elmaları filminde olduğu gibi; kahramanı hikâyenin başında elindeki bıçakla indiği otobüsü çizerken, hikâyenin sonunda aynı bıçakla bir elmalı turtayı keserken gösterebilirsiniz. Değişim işte bu iki eylem arasındaki olaylar zincirinde saklıdır.
Kuzey Avrupa’nın kendine has yönetmenlerinden Anders Thomas Jensen imzalı Adem’in Elmaları, absürt komedi tarzında çekilmiş dikkat çekici bir film. Filmi izlerken bende bıraktığı en önemli kavramlardan biri değişimdi. Aslında birçok filmi bu gözle izlerseniz aynı yorumları yapmanız kaçınılmaz.
Son üç ayını kilisede geçirmek üzere şartlı tahliye edilmiş olan Adam karakterinin başından geçenleri ve yaşadığı değişimi konu ediyor film. Belalı bir geçmişe sahip olan Adam, en kötü olayları bile iyimserlikle karşılayan, iyilikleri Tanrıdan kötülükleri şeytandan bilen kilisenin rahibinin bu inanışını yadırgarken buluyor kendini. Öyle bir hal alıyor ki buna katlanamayıp rahibi dövmeye kadar vardırıyor işi. Şiddetle işi çözemeyeceğini söyleyen kilise doktorunun söyledikleri ise sözünü ettiğim kavramla ilgili. “Onu, gerçekleri söyleyerek öldürebilirsin.” Evet, değişim; fiziksel kuvvetle değil ancak düşünce gücüyle gerçekleşir.


Rahip Ivan, engelli olduğunu kabul etmediği bir oğula, intihar ettiğini kabul etmediği ölmüş bir eşe ve zihninden sildiği tecavüzcü bir babaya sahiptir. Akıl sağlığını kaybetmemek, bütün bunlarla baş etmek için inkâr mekanizmasını kullandığını anlıyorsunuz. Bütün bunlardan şeytanı sorumlu tutarak Tanrı’ya yönelmiş bir rahiple mücadele içine giren Adam, kaçtığı ve inkâr ettiği bütün gerçekleri yüzüne bir bir söyleyerek zaferinin tadını çıkarır.
“Onu gerçekleri söyleyerek öldürebilirsin.”
İnsanların inançlarını, hayatla olan bağlarını (belki sağlıksız kurdukları), kendilerini avuttukları şeylerin aslında gerçek olmadığını söyleyerek koparabilirsiniz. Ya da tam tersini; güvenlerini boşa çıkararak, gerçekleri çarpıtarak, iç dünyalarında yarattıkları dengeyi sarsarak manen öldürebilirsiniz. Adam tam da bunu yapıyor. Bütün bu düşüncelere kulak tıkayarak yaşamını hastalıklı bir denge üzerine oturtmuş olan Ivan’ın bunlara tepki olarak kulaklarından kan sızması, her şeyle baş etmesine olanak sağlayan inançlarının sarsılmasının bir göstergesi oluyor.
Ivan’ın düşüncelerini değiştirmesi aslında Adam’ın değişiminin ilk adımlarını oluşturuyor. Bir dizi olağan dışı olay yaşanırken düşüncelerinde birtakım kırılmalar yaşıyor Adam. Filmin başından beri önüne her düştüğünde “job’un kitabı” bölümünün açıldığı İncil’in bir mesaj olduğunu ve çevresinde yaşanan her şeyin ona bir mesaj verdiğini hissetmeye başladığında, inançlarını değiştirdiği Ivan’la rollerinin değiştiğini fark etmeye başlıyor.
Filmin başında Ivan’la beraber kararlaştırdıkları elmalı turtayı filmin sonunda yapmayı başaran Adam, bu kararlılığıyla, yaşadığı değişimin bir göstergesi olan belki de birçok suç işlediği bıçağıyla turtayı kesip bunu Ivan’la paylaşıyor. Filme dair elbette birçok detay var ama bunları anlatmak filmi baştan sona anlatmak anlamına geleceği ve okuru sıkacağı için önemsediğim bir kavram üzerinden anlatmayı yeterli buldum. Yaşanan değişimleri dikkate alarak izlerseniz daha çok istifade edeceğinizi düşünüyorum. İyi seyirler…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.