Benim Çocuk Dünyam

Sene bilmem kaç… Boyumun bacak kadar, dilimin boyum kadar olduğu zamanlar…

Hangi filmden, hangi diziden etkilendiğimi hatırlamıyorum. Kendimi çok daha iyi yerlere layık gördüğüm, zengin bir kadının, bir gün karşıma geçip: “Senin annen benim yavrum!” diyeceği günün heyecanıyla bir o tarafa bir bu tarafa savrulduğum zamanlar…
Evin içinde gariban; sokakta arkadaşlarına karşı Aristokrat takıldığım zamanlar… Babamın işi dolayısıyla başka memlekette yaşadık. Artık hangi sebepten bilemiyorum ama ezikliğin nirvanasını o günlerde görmüştüm. Hakkında en ufak bilgim olmayan memleketimizle ilgili acayip şeyler anlatıyorum arkadaşlarıma… Doğu’nun bir şehrinden değil de, Amerika’nın Mayami Eyaletinden bahsediyorum. Valla deniz bile var anlattığım memleketimde. Ulan iyi ki çocukmuşuz, coğrafya bilgimiz yokmuş!
Siz nereden geldiniz? Nerelisiniz? Sorularını soran kişiyi pişman etmeye ant içmiş gibiydim. Karşımdakini ezmenin keyfini yaşarken kendi ezikliğimi fark edememişim… Arkadaşlarım beni dinlerken mest oluyorlardı tabi. “Ne zaman tatile gideceksiniz?” sorusu kafamdan aşağı dökülen kaynar su etkisi yapmıştı. “Ne tatili lan!” dedim içimden. Trenle kusa kusa gittiğimiz memlekete hiç tatil gözüyle bakmamıştım…
Aradan bilmem ne kadar zaman geçti. Memleket yolu göründü bize. Bir yandan sevinirken bir yandan üzülüyordum. Uydurduğum yalanlara belki de en çok ben inanmıştım. Bi kere küçücük bi çocukken gittiğim memleket hakkında aklımda tek kalan şey, yolculuk boyunca trende kustuğumdu.
Neyse, yola revan olduk. Tabi, gene trenle… Tren arada fren tutuyor, benim midem ağzıma geliyor. Ama ağzıma gelen midemden kelebekler fışkırıyor… Heyecanlıyım, Pağis’e gidiyorum adeta. Kardeşlerimle yol boyunca konuşuyorum. Geldikten sonrasının planlarını giderken yapıyorum.
Memleketten geldikten sonra, Zehragil ile mesafeli olacaz diyorum. Konuşunca kibar olacaz… Saçımıza başımıza çeki düzen verecez. Zenginler gibi yapacaz diyorum. Onları böyle örgütlerken karnıma kramplar giriyordu heyecandan. Kâh kusarak kâh uyuyarak yolculuğu bitirmiştim. Tüm sülale bizi karşıladı. Etrafı meraklı ve küstah gözlerle temaşa etmeyi ihmal etmiyorum tabi. Deniz yoktu, villa yoktu, araba yerine atlar vardı ama yeşilin hâkim olduğu, toprak kokusunun tezek kokusuna karıştığı bi yer…

Tulumbayı, inekleri, tandırı ve dışarıda pişen yemeği ilk o zaman gördüm. Sanki Akdeniz’in ücra bi kasabasından değil de New York’tan gelmişim gibi havalar bende. Kuzenlerimi ilk o gün gördüm. Hiç yabancılık çekmediler, sıkıca kucakladılar bizi. Bu kadar candan samimi insan benim ailemdi. Tüm yalnızlığım gitmişti. Kendimi kabul ettirmeye çalıştığım üç beş kişiyle uğraşmama değmezmiş. Benim; benim gibi olan bi sürü arkadaşım varmış…

Nazımı çeken, her şeyini paylaşan, hor görmeyen, etnik kökenini sorgulamayan her halimle beni bağrına basan arkadaşlar… Neyse, benim kafa hâlâ dank etmedi, ta ki ahırın içinde tek tek yıkanan kardeşlerimi görene kadar. Yerimde zıplıyor, feryat figan ediyorum “Ben burada yıkanmam” diye. Peh! Sanki başka seçenek varmış gibi. Hani burası Mayami gibiydi? Hani her şey çok güzeldi? Kendime sorup kendime kızıyordum…

Zehragil’e hava atacaktım güya… Yıkılmıştım, kahrolmuştum ve ihanete uğramış gibiydim. Kendimin, kendime ihanetiydi bu. Ama her ne yaşarsak yaşayalım Zehragil’e tıpkı filmlerde gördüğümüz ve özendiğimiz hayatı anlatacaktık. Böyle anlaştık kardeşlerimle… Biz çok dinledik onların Pağis’ten gelen amcasigilin getirdiklerini, götürdüklerini… Sıra bizdeydi, kâbus gibi geçti günlerim. Sinek ısırıklarından alerji olduğuma mı, tuvaletlerinin bahçede oluşuna mı, tezekle yakılan tandırda pişen ekmeğe mi yanayım… (Keşke tüm bunlar şimdi de olsa.)

Evimize perişan halde döndüm. Yüzüm tanınmaz halde ama gururumdan geçilmiyor. Sabah olsa da Zehragil’e anlatsam; hayalimdeki memleketi ve sadece hayalimde yaşayabileceğim şeyleri. Kardeşlerimi iyice tembihledikten sonra kafamda senaryo yazmaya başladım. Öyle güzel yazdım ki ben bile inandım. Bence Zehragil hâlâ inanıyor!

Hiçbir zaman öyle bi memleketim olmadı. Kraliyet ailesinden bi kadın da gelip annem olduğunu söylemedi. Mısır’da yaşayan dedem de yok. Bu gerçekleri kabul etmem hiç zor olmadı. Çocukluğumda yaptığım her şeyi çok seviyorum ve hiç pişman değilim. Bütün çocukluklarımı, çocukluğumda yaşadım bitirdim. Bazen Pamuk Prenses bazen Kraliçe ama genelde Sindirella oldum!

Şimdi mi? Sadece kendim olmaya çalışan biriyim…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.