Mihmandar

“Dilde gam var şimdilik, lütf eyle gelme ey sürûr

Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne” (Rasih)

Değil midir ki; dünya bir misafirhane, bizler de sınırlı ömür kervanının mahzun ve sersem yolcularıyız. Değil midir ki; ezelden ebede uzanan bu yolda, dünya; durup dinlendiğimiz bir gölgelik bizler de onun peşinde koşmaktan kan ter içinde kalmış yorgun seyircileriyiz.

Ne kadar uzun geliyor, oysa 50-60 yıllık bir yaşam ortalaması. Nasıl bürüyor insanın gözünü; dünyaya dair arzular, beklentiler, sonu gelmeyecek olan çabalar, hırs ve intikam… Aldığımız nefesi vereceğimizin garantisi yok iken nasıl da esir alıyor benliğimizi, yıllar sonrası için tasarlanan planlar. Çiğnediği lokmayı yutamadan ölmüş binlerce insan varken, tüketemeyeceği kadar mal mülk biriktirme sevdasında ömür bileti yananlar, yaşamı heder olanlar…

Göz açıp kapayıncaya kadar geçtiği rivayet edilen bu faniyata daha ne kadar bel bağlayacağız! Daha ne kadar nefsani arzularımızı gerçekleştirmek için şeytanın eteğine yapışıp kalacağız! Sırtımıza yüklenen günahların oluşturduğu kamburu ne zamana kadar görmezden geleceğiz! Ne zamana kadar ilahi emrin uymamızı istediği reçeteyi kullanmayıp köşede bekleteceğiz!..

Dua etmek için semaya açılan avuçlarımızın içi ne zaman karıncalanmaya başlayacak? Ne zaman nedamet dolu hüzün yurdu gözyaşlarımız, yanağımızdan sağanak olup yağacak?  Elimiz sağlamsa ama düşene uzanmıyorsa, gözümüz açık şayet zulümlere seyirci kalıyorsa, sesimiz gür, sözümüz kavi iken haksızlık karşısında susuluyorsa dön ve sor kendine ey nefsim bunca nimetin hakkını nasıl verecek, bunca ihmalin vebalini nasıl ödeyeceksin?

Her geçen yıl biraz daha yüzümüze oturan çizgiler de mi yetmiyor anlatmaya, zamanın aslında kaybolmadığını; aksine bizimle birlikte suretimizde yaşadığını? Yetmiyor mu her hazan ile ölüp, bahar ile tekrar canlanan doğa; ölümden sonra dirilmenin şüpheye yer bırakmadığına? Martıların çığlığı, rüzgârın ıslığı, toprağın rahatlığı ve çimenlerin ıslaklığı yetmiyor mu fikretmeye; zikrin, her canlı için hayati önem taşıdığına?

Aklımın deliğinde dönüp duruyor İsmet Özel’in anahtar mahiyetindeki şu mısraları: “Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön…” ki neymiş anlayabilesin erba-ı anasırı, insan hüsrandadır diyen sure-i Asr’ı, Musa’yı ve asasını, gözün gözü görmediği o kum fırtınasını, ölümü ve sonrasını…

Sevmeyi öğren, ayağına çelme takmak için yarışanları da… Dilerim düşme ama düştüysen de affet; telafi edilebilen hataları. Önce kendini bağışla ve sonra etrafını. Hissetmenin güzelliğini tat, sevdiklerinle aynı duyguları paylaşmanın heyecanını…  İlim beşikten mezara kadar farz, okumaktan mahrum bırakma hiçbir anını. Kuşların kanadını oku, denizin dalgasını, bir çocuğun saçlarını…

Olur ya düştüğün gün acının gamzesindeki deltaya ve battığını gördükçe çıkmak için çırpındığın her adımda; duy ve dinle, meleklerin yere her basışında çıkardığı efsunlu tınıyı. Kalbini serin kıl ve zihnini daima kararlı. Mademki ikrar ile iman ettik “ve’l basü bade’l mevt”e, mademki talip olduk kedere, eleme, her türlü eziyete, boyun eğdik “belâ” dediğimiz günle birlikte başımıza gelebilecek bütün muhtemelliklere. O halde sabret ve Rabbinin hükmünü bekle.

Beklerken eve, şarkıya, kalbine dönmeyi ihmal etme.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Mihmandar”

  1. Ne güzel sözdür o. Beklerken eve, şarkıya, kalbine dönmeyi ihmal etme… Teşekkürler gönlümüzde yaktığınız Sırât-ı Müstakîm için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.