Kuğu’dan Kara’ya

Okur olarak bir romandan beklentimiz nedir?

Ahenkli ve deruni cümleler, kusursuz bir üslup, doğruluk payı yadsınamayacak olaylar ve anlatılanı zihnimizde canlandırmamıza yardımcı tasvirler; vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacağımız sürükleyici bir serüven, ara sıra kalbimizi yoklamamıza, hatıraların üstündeki tozu silmemize vesile olacak hisler, az biraz kurgu ama ağırlıklı olarak gerçeklerle örülmüş bir ağ; kelime dağarcığınızda yeni yerler açmaya sizi mecbur kılacak tabirler… Üzerinde durup tekrar tekrar düşünmeye sevk eden ve içinde bulunduğumuz topluma daha eleştirel, daha yansız bir bakış açısıyla yaklaşmamızı sağlayan olağan ama olmaması arzu edilen gelişmeler… Ve bu liste, bizler okurluğa gönül vermeye devam ettiğimiz müddetçe uzayıp gider.

İşte Kara Kuğu hiç bitmeyecek olan beklentilerin aslında bitmekten, tükenmekten kaynaklanan bir sancının doğum belirtileri olduğunu öğretiyor bize. Ne salt anlamda bir aşk romanı, ne saplantılı toplumsalın savunucusu ne de bireyin yalnızlığını ele alan yahut hamaset naralarıyla mübalâğanın dibine vuran bir eser. Edebiyat kuramları açısından değerlendirdiğimizde çok katmanlı değil belki ama çok fonksiyonlu diyebileceğimiz Kara Kuğu romanı, (adını da eserde geçen bir yerden alıyor) yaşanması %99 oranındaki içeriğiyle aslında yaşanmaması gerekenlerin gözler önüne serilişinin edebi bir ifadesidir.

İşlevinin zenginliğinden kastım aslında ele aldığı konuların mahiyeti ile ilgili. Neler yok ki içinde… Aşk, hasret, hayal kırıklığı, hastalıklar, ölüm, ayrılıklar ve nasip olmayan kavuşmalar… Çok geç farkına varılan yanılgılar ve dolayısıyla pişmanlıklar; buldum zannederken kaybedişler… En çok da doğa; bin bir tonuyla, çiçeğiyle meyvesiyle, güneşiyle yağmuruyla; içimize buram buram dolan, kocaman bir nefes alıp ciğerlerimize çektiğimiz oksijeni bol mısralar…

Kitabın neredeyse bütününe hâkim olan yeşil ile mavinin eşsiz birleşimini yüreğinizde hissedip, gözlerinizin önüne getirdikçe Karadeniz’e bir kez daha âşık olacak, daha evvel olmadıysanız da geç kalmışlığınıza yanacaksınız. Bilirsiniz doğanın sevdası baharadır. Yazarımız da buradan esinlenmiş olacak ki başkahramanın ismini (Mesut), Bahar adında bir güzeller güzeli aynı zamanda da edepli, zeki bir kızla bağdaştırmıştır. Zira nasıl ilkbaharsız dünya olmazsa Bahar’sız da Mesut olunamayacaktır.

Güzel şeyler birdenbire olmaz bilirsiniz, emek ister, azim ister, sabır ister… Yani ister de ister. Ama en sonunda öyle bir verir ki kendini size, öyle bir teslim olur ki tüm benliğiyle işte dersiniz sadece şu lahzayı tatmak bile bir ömre değer. Hele ki mevzu sevdaysa, bedensel arzulardan, çıkarcı ve pragmatik yaklaşımlardan uzakta, derinlere bir yere, kalbe doğru yol almışsa işte orada durup düşünmek, düşündükten sonra tekrar durmak gerekir. Beklemek lazımdır zira devam edilecekse de her türlü sona karşı hazırlıklı olmak gerekir.

İnsan vücudundaki en karmaşık iki organdan biri kalptir hatta bence birincisidir, ikincisi ise beyin. Hakan Akdeniz, bu romanında kalbiyle zihni arasındaki denge köprüsünü kurmaya çalışan bir kahramanla misafir oluyor bize. Yahu mantığı bırak duygularına güven diyemiyorsun veya tam tersi hislerini görmezden gelip sadece aklını da dinleyemiyorsun. Ve maalesef her sevda bitmiyor değil mi mutlu sonla.

Kara Kuğu sizi platonik görünümlü fakat ardı sırlarla dolu, bir o kadar da dramatik bir gönül hikâyesi vadisine çekiyor. Roman bitiyor, kahramanla birlikte merakını taşıdığınız gerçekler gün yüzüne çıkıyor, son sayfa okunup kapak kapatılıyor. Kahramanın gözlerinden damlayan yaşlar sizin de yüreğinize doğru ılık bir iklim kuşağından çıkmış gibi süzülüyor. Böyle olmamalıydı diyorsunuz fakat böyle olmalıydı, bunu da en iyi siz biliyorsunuz.

Bir hayat bitiyor ve ona bağlı diğer hayatlar yarım kalıyor. Belki tekrar tamamlanacak yeni ruhla belki de hep sızlamaya devam edecek bu hazin yara, şimdilik bilmiyoruz. Roman beklenen sonuyla bizi şaşkınlığa sürüklemeden sonuçlanıyor. Çünkü o bizden biri, o yaşam bizim, o kahramanlar biziz, o yazar bizim içimizden. Durum böyleyken nasıl şaşırabiliriz değil mi? Derken 200 küsur sayfalık bir serüvenin sonuna geliyorsunuz, roman bitiyor ama siz eliniz kalbinizde, gözünüz son dizelerde takılı halde kalıyorsunuz sevgili okur. Dileriz sizin yaşamınız arzu ettiğiniz gibi sonlansın dolayısıyla da hiç son bulmasın. Sevgiyle, güzellikle, mutlu ve esen kalın.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.