Cinayet Bulmacaları, Halil Cengiz

Yazınsal türler arasında farklı bir yeri ve tarzı olan polisiye türü ve bu tarza yeni bir perspektif kazandıran Cinayet Bulmacaları bahsimiz. Polisiye kavramı ile ilgili genellikle ilk aklımıza gelen şey; dedektif, polis, katil ve maktul unsurlarıyla örülü bir anlatı türü ve bunun kitabın ötesinde, filmlerle de karşımıza çıkıyor oluşudur. Sherlock Holmes, polisiye türünde mite dönüşmüş bir tiptir ve okuyucu- izleyici kitlesiyle ilgileri farklı dönemlerde etrafında toplamıştır. Bunun yanında kitap endüstrisinin yaygınlaşmasıyla polisiye türünün de diğer yazınsal ürünlerde olduğu gibi niteliğini kaybettiğini görmekteyiz. Bilhassa genç okuyucu kitlesi, günümüzde değerini yitirmiş bir edebiyat anlatısıyla karşılaşmak zorunda kalıyor. Hızın, niteliğin önüne geçtiği kitap endüstrisiyle gençlerin önüne birçok gereksiz ve dolayısıyla faydasız bilgi boca edilmiş oluyor.
Halil Cengiz, Cinayet Bulmacaları eserini kaleme alırken kitabın önsözünde de yer verdiği şu düşünceleri dikkatimizi çekmekte:

“Modern zamanlarda, teknolojinin, maddesel perspektiflerin kıskacında sıkışan bir dünyanın ancak ve ancak sanatla, edebiyatla iyileşeceğini düşünen biriyim. Bu kitabı yazmaya karar verdiğimde genç ve orta kuşağın edebiyatla arasında uzun bir mesafe olduğunu, bu mesafenin sonucunda asosyal ve hatta birbirinin klonu olan tekdüze bir topluluğun vücut bulduğunu gördüm. Amacım; her ne kadar elimde devasa,  büyülü bir değnekle, edebiyata yüz çeviren kayıp bir nesli, roman kahramanlarıyla söyleştirmek olmasa da insanların kitaba karşı olan ön yargılarını bir parça kırıp, zihinlerini ve duygularını bambaşka bir dünya tasavvuru içinde renklendirebilmek. Bu türü seçmem, türünün ilk örneği olan bu kitabın yukarıda değindiğim meseleyi de çözme kabiliyeti olduğundan; yani okur ile yazarın el ele metnin içinde gezdirdiğinden, bundan sonraki çalışmalara da ışık tutacaktır.”

Öncelikle, polisiye türü, cinayet-olay örgüsü cesaret isteyen bir iş ve yine Sherlock Holmes ise kurgusunun zorluğundan dolayı, bilinen bir karakter olmasına rağmen cesaret gerektiriyor. Cinayeti görsel anlatmak kolaydır, diziler ve filmler bunu yapıyor fakat kitapta işlemek çok daha zordur. Yazar delili okuyucuya fark ettirmemeli, gizlemeyi başarmalıdır, polisiyelerde anlatının sonucunu okuyucu tahmin etmemeli, en iyi hikâyeler bu şekildedir.

İstiyorsanız, Cinayet Bulmacaları’nda yazar nasıl bir yol izlemiş, buna değinmeye çalışalım. Halil Cengiz, okuyucunun farklı bir karaktere aşina olmasının zorlu bir süreç gerektireceğini düşündüğünden Sherlock Holmes’ü  bu kurgunun merkezine aldığını dile getiriyor. Fakat Sherlock Holmes, bu kitapta alışılmışın dışında İstanbul’da karşımıza çıkıyor. Cinayet Bulmacaları kitabında klasik Sherlock karşımızdadır, esprili ve ironik diliyle. Ona eşlik eden Doktor Watson ise kimi zaman olayların direkt merkezinde, kimi zaman da yardımcı bir unsur olarak hikâyeler boyunca eski dostuna eşlik etmekte.

Kitapta 33 farklı cinayet var, dikkatli okuyarak satır aralarındaki delilleri bulmak okuyucuya düşüyor, her cinayetin sonunda Sherlock’un bulduğu katili okuyucunun da bulması bekleniyor. Tabii, şöyle bir kolaylık var ki cinayet bulmacalarındaki her hikâyenin cevabı kitabın arka sayfasında açıklanmış bir şekilde verilmiş. Odaklanarak iyi bir okuma yapmayı gerektiriyor bu bulmacalar ve böylece birçoğumuzun yaşadığı dikkat eksikliğine de bir egzersiz sunulmuş oluyor. Sherlock’un İstanbul’da olması ve her kesimden insanın olaylarda gerek katil, gerek şüpheliler olarak karşımıza çıkarılması bize daha yakın geliyor.
Kimi bulmacada “Sümbül Apartmanının çaçaron teyzesi Makbule Hanım” karşımıza çıkıyor, kimi bulmacada yolculuktan yolculuğa koşan bahtsız bedevi Sarhoş Apti’nin başından geçenlere tanık oluyor, kimi bulmacada ise süper zekâlı olduğu özellikle vurgulanan Emniyet Müdürü Saffet Bey’in sıkışıp kaldığı vakalarla bol bol eğleniyoruz. Kimi zaman bir otel odasındayız bir maktulün başında, kimi zaman emniyetin tozlu arşivinde unutulmuş gitmiş eski bir dosyanın satır aralarında, kimi zaman da uçuk bir maceranın dudaklarda bıraktığı tebessümündeyiz kitap boyunca. Birçok algoritmik düşünce, şifre, akıl oyunları, şaşırtmacalar, yani polisiye türünün tüm unsurları bu eserde karşımıza çıkıyor. Şunu belirtmeliyim ki bu bulmacalardan bir iki tanesinde sonuca yaklaşmış olmaktan ileriye gidemedim. Yani hiçbirinde katili bulamadım, hâlâ defalarca okumaya devam ettiğim sorular var. Halil Cengiz, ikinci kitabını tamamlamak üzere olduğunu ve ikincisindeki bulmacaların bundan en az yirmi kat daha zor olacağını ifade ediyor. Anlayacağınız, benim zavallı zihnim için ızdırap, ikinci kitapta katlanarak devam edecek ve ben çözemesem de aldığım zevk de aynı oran da artacak gibi görünüyor.

Polisiye, günümüzde popüler kültürün dayatması gibi sunulmakta. Oysa modern yazım türlerinin tamamından daha eski olan bu tür aslında edebiyatın ta kendisidir. Hem Batı dünyasında hem de bizde birçok büyük edebiyatçı polisiye türünde eserler vererek kalem kabiliyetlerini ispat etmeye çalışmışlar, kurgu yeteneklerini geliştirmeye uğraşmışlardır. Günümüz edebiyatında en sık rastlanan şey süslü cümleler, uzun tasvirler olmasına rağmen en az rastlanan şey ise başarılı bir kurgudur. Halil Cengiz, hemen hemen her hikâyede güçlü bir kurgu ortaya çıkartarak, popüler kültürden bağımsız bir şekilde edebi sahada rüştünü ispat ettiğini bizlere gösteriyor.

Eserin, polisiyenin yeni bir türü olmasından dolayı mı, kurgunun gücünden dolayı mı ya da bulmacaları çözemememden dolayı mıdır bilinmez, son derece zevk aldığımı belirtmeliyim. Siz sevgili okuyucu, size de tavsiyem Sherlock’un büyülü dünyasında geçen bu büyük serüvene katılmanızdır, pişman olmayacaksınız…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.