Shut Up!

Birkaç söyleşi için İstanbul’dayım. Yoğun bir günün sonunda taksiye binmek yerine tramvayı kullanmak istedim. Toplu taşıma araçlarında insanları gözlemlerseniz birçok hikâye yazabilirsiniz ve ismini de “Vay Vay Tramvay” hikâyeleri koyabilirsiniz kitabınızın mesela. Konu bulmakta sıkıntı çeken yurdum şairleri de güzel şiirler kotarabilirler elbette.

(Bu fikir benim bakın, bugün yarın biri tramvayda geçen olaylar ile ilgili bir kitap yazarsa plakasını alın birlikte gidip telif alalım…)

Efendim tramvayda gayet huzur içinde tıkış yapış ilerliyoruz.

Birinin kolu ağzıma girerken diğerinin dirseği böğrüme böğrüme sokuluyor. Öndeki ablanın saçı yüzümü kapatmış, sağdaki amca her kibar erkek gibi ayda bir banyo yapıyor sanırım! Koltukaltında beslediği hayvan muhtemelen birkaç ay önce öldü ve amca evcil hayvanını çok sevdiği için gömmedi, şu anda da koltukaltında sevdiği hayvanının leşini burnuma doğru tutarak onun aziz hatırasına beni öldürmeye çalışıyor, ya da koltuk altında kimyasal bir silah çalışması da yapıyor olabilir… Her halükârda ölümcül bir çalışma yürütüldüğü ortada.

Bu şekilde huzurla ilerlerken bir durakta Suriyeli birkaç kardeşimiz toplu taşıma kültürünün ırzına geçerek bağıra çağıra, kahkahalı böğürmeli bir şekilde birbirlerine Arapça espriler yapa yapa tramvaya bindi. Takribi birkaç dakika bu bol gürültülü kahkahalı arkadaşları dinlemek zorunda kaldık ve nihâyet diğer yolcular homurdanmaya başladı.

Korktuğum başıma geldi. Arkadan bir kadın ortaya karışık “Biraz sessiz olur musunuz, sizin dışınızda da insanlar var burada” deyip çemkirdi. Yanımda kimyasal çalışmaları koltukaltında laboratuvar ortamında yürüten amca da topa girdi:
He oğlım biraz sessiz olın, bah ğanımefendi rağatsız oldı

“Yahu emmi sen rahatsız olmadın mı ğanımefendiyi karıştırıyorsun? Bu arada başın sağ olsun ölmüş galiba?”

“Yav biye niye bağırisen aha bunlara kız, hem sağ ol da neden başın sağ olsun dedin ki?”

“Emmi koltukaltında beslediğin havyan öleli çok olmuş, onu göm artık, bak bize de yazık hayvana da yazık!”

“Yav ne diyisen aha bunlara söyle vallah ben seni anlamirem.”

Bu arada, gürültü yapan Suriyeli kardeşlerimiz işin cılkını çıkarttı iyice, İngilizce konuşmaya başladılar. Arap aksanlı İngilizceyi anlamak mümkün değil!
Sol yanımda sırt çantalı bir lise talebesi var; onları pür dikkat dinliyor, belli ki benim gibi güçlü İngilizcesini pratikleştirmeye çalışıyor!

Ve liseli arkadaş, milletin homurtularının da verdiği gazla bana dönüp dedi ki abi bak nasıl susturacağım!

Ve o gürültü çetesine dönüp dedi ki:

“Shut up!”

“Hafız ne yaptın!?” demeye kalmadan gürültü çetesinden biri bu çocuğun üstüne yürümeye çalıştı, ben araya girip sakinleştirmeye çalıştım.

“Güzel kardeşim sakin olun, bakın toplu taşımadayız birbirimize saygılı olmalıyız. Biz sizi kardeşimiz olarak görüyoruz, siz bakmayın bu çocuk da art niyetli değil sadece daha düşük bir sesle konuşun demeye çalıştı, İngilizcesi biraz zayıf, biraz dediğime bakmayın bayağı zayıf. Onun suçu da yok, muhtemelen İngilizce öğretmeni kötüydü, bu çocuğa “kapa çeneni” demeyi; daha sessiz olun, alçak sesle konuşun diye anlattı…

Anlayacağın sorun daha büyük, eğitim sistemi geyiğine hiç girmeyeyim bile. İyisi mi siz bu geri zekâlıyı dövmeyin, sessiz konuşun accık… Şu amca ile ilk durakta inip koltuk altında ölmüş hayvanını gömer, cenaze sonrası taziyelerimizi sunar, dağılırız!”

Gürültü çetesinin liderini etkim altına aldım, sakinleştirdim derken yanımdaki liseli oradan atlayıp konuştu:

– Yok abi benim İngilizcem çok iyidir, dediklerine katılmıyorum!

– Evladım sus bi, burada seni dövdürmemek için büyük bir konferans verdim. Türkiye-Suriye ilişkilerini masaya yatırdım. Sen ille “dövdüreceğim kendimi, buna ihtiyacım var” diyorsan ben müzâkerelerden çekileyim, masadan kalkayım ne dersin?

– Abi Türkçe konuşuyorsun ama hiçbir şey anlamıyorum, demek ki İngilizcem çok iyi!

Yandaki emmi gazı veriyor:  “Engelezce konuş da görsünler bizim gençleri, hadi oğlım”

“Yahu amca senin taziyen var, sen sus bari. Vallahi aradan çekilirim görürsün sen uluslararası ilişkilerin nasıl çabucak bozulduğunu!”

Suriyeli gürbüz çete lideri “Abi senin hatırına susuyorum şu geri zekâlıya söyle adam gibi konuşsun.”

“Tamam güzel kardeşim merak etme, ilk durakta iner, ben onu bir İngilizce kursuna sokarım zorla, merak etme.”

“Tamam abi.”

Arkadan bir teyze bana dönüp dedi ki:

– Arapça konuşup kavgayı önledin, aferin oğlum vallahi ülkenin senin gibi gençlere ihtiyacı var!

– Arapça konuşmadım teyze, Türkçe konuştum.

– Ben bilmem, öyle müzâkere falan deyince… Zaten gerisini de anlamadım, sen olmasan bu çocuğu döveceklerdi.

Çocuk kulağıma eğilip, “Abi ben Anadolu Lisesi mezunuyum İngilizceme laf ettirmem” …

“Evladım kendini dövdürmeden Allah için shut up!”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

2 thoughts on “Shut Up!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.