Kahve

Beklemekten içimde kocaman bir sıkıntı yumağı oluşmuştu. Ayrıca rüzgâr burun deliklerimi şişiriyordu. Beynim üşüyordu. İleride camları buhar dolu bir kahve gördüm. Cebimdeki heyecanlanmayı önleyen ilacı boğazıma atıp mideme yürüttüm. Ben de rüzgâra karşı koyarak kahveye yürüdüm. İçime sıcak bir şeyler içer, gazete bakarım, benimki gelene kadar.
Kahvenin kapısı, şu zor açılan gülle kapılardandı. Kol kaslarım yırtıldı ama açtım. Starbucks’çı giyimimden içerideki kahve halkı bana karşı kilitlendi. “Selamün Aleyküm” derim şimdi, yumuşarlar. Dedim. Bu Selamün Aleyküm süper bir şey. İnsanın aklını alıyor. 2 saniye sonra açılıp önlerindeki kâğıtlara geri döndüler. Kahveci, bir adım öne çıkıp “Burası dernek genç kardeşim” dedi.
“Kız arkadaşımla şu meydanda buluşucam ama heyecandan yarım saat erken geldim yaşlı kardeşim. 1 çay içip kalkıcam” dedim.
Cevap vermedi ama ben geçtim yeşil örtülü, 4 sigara delikli masaya oturdum. Hâlâ ara ara “Yazıklar olsun sana, buraya ait değilsin” bakışı atanlar vardı. Onlara ikinci kez “Selamün Aleyküm” deyince önlerine döndüler. El parmaklarımı ısıtıp hareket ettirince giderim. Ayak parmaklar kalsın.
Çayım, üzerinde iki tane bulutuyla geldi. Onu karıştırırken karşı masadaki Sözcü’yü gördüm. Bi’ bakayım yine vergilerimle kime Mercedes almışım. Kalkmadan bardağımdan bir fırt alıp ağzımı yol boyunca oyalayacaktım ki… Ancak bir robot eli kadar açılabilen soğuk parmaklarım bardağa sarılamadı ve devirdi! Masadan yanıyor gibi duman çıkıyor. Neyse, bardağın dibinde kalan miktarı da sevdim. Onu korudum. Kâfi. Bununla okurum gazetemi. Gazeteli masaya gelip elimi atınca, masadaki sigara dumanı içinde yaşayan adam gazeteyi şırt diye çekti! Düşman hareket algılandı.
“Napıyorsun?” dedim.
“Gazeteyle çıkmaz o” dedi, düşmanca hareketini sesine de yükleyerek.
“Ben gazeteyi okumak için alıcam. Günlük gazeteyle masa mı silinir dayı” dedim.
Millet gözlerini Emma Stone gibi yapmış bize doğru bakıp duruyordu. Onlara bir “Selamün Aleyküm” yolladım. Yemedi. Adamın teki, “Niye selam verip duruyosun kardeşim, dalga mı geçiyosun” dedi. Adam gazeteyi yavaşça saldı. Gazetemle masama geri döndüğümde dibinde kalmış çayımı bulamadım! Masa yemyeşil ve bomboştu. Ben halkın haber alma özgürlüğü için mücadele ederken ocakçı almış olmalı. Evet, yolda az çaylı bardağımla giderken gördüm onu!
Seslendim: “Ben bir çay daha alabilir miyim?”
Ses seviyeme “çayı niye aldın lan” alt metnini yükleyerek. Ocakçının gözlerini göremiyordum, sırf kalın kaşlarla baktığı için. 35 kişilik kahve heyetinin bana karşı bilendiğini o an tamamen anladım. Yüzümün derisini yukarıdan aşağı doğru çekiştirip düşündüm. Yeni çayım geldi. Şu baş sayfayı okuyup gideyim. Ölmek için normal bir yaşta değilim. Ölmek için normal bir hava da yok şimdi. Babam bile gelmez bu rüzgârda cenazeme. Yeni çayımın bulutlarını elimi gevşetmek için kullandım. Bir fırt alıp dişlerimi sararttım. Boynu bükük gazeteyi silkeleyip kendine getirmek amacıyla bir çırptım ki… Elimin tersiyle bardağa vurmuşum! Çaylar masanın uçurumundan yere doğru şıplıyordu. Gazeteyi alıp bir refleksle çayların üstüne bastım! Kafamı hafifçe kaldırdığımda burunlarından kaynayan ketıl gibi duman çıkaran adamlar gördüm! Her baktığımda sayıları artıyor. Her. Tıt tıt, hayda, hoyda gibi efektler çıkarıyorlar.
Uzay boşluğuna bakar gibi duvarlara attım bakışlarımı. Toplu futbolcu fotoğrafı bile yok, nasıl köy derneği bu be. Nerde dağ resimleri? İneklerimiz? Küçük esnaf kartviziti dolu o takvim? Elimi cebime atıp bu sigara içme ve içmeyenlerden bana ne derneğinden gitmeliyim. Öyle de yaptım ama çıkardığım elime 200 TL geldi. İlk kez 200 gördüğüme üzüldüm. Adamlar iyice buraya pisliğine geldim sanacak. 2 çaya 200 TL vereni vururlar bunlar, mermi parasını da senden alırlar! Bırak zaten milletle o kadar kavga ettim ki 200’ün gerçekliğine dahi inanmazlar.
Telefonumu açtım bütün tuşlarına basarak. Benim kıza, “Yanında bozuk para var mı?” diye yazdım yolladım.
“Nee? Nerdesin sen, meydana geldim şimdi” dedi.
“Az yukardaki kahvedeyim, gel. Bana 10 lira getir acil” dedim.
Bir süre yanıt gelmedi. Meğer döşeniyormuş:
“Sen ne öküz çıktın ya. Niyetin belli senin. Daha ilk buluşmada para mı istenir? Bak bi’ kızın parasını yiyiceksen illa, sana taktik vereyim koçum: Önce yalandan bir şeyler ısmarla ki güven kazanasın.”
Önümdeki gazete çayı eme eme parçalanmaya başlamıştı. Vergilerimle sadece Mercedes almamışım, bir dinciyi villada yaşattığımı da öğrendim, ıslak, erimiş bir haberden. Ocakçıya baktım. Bari pahalı bir şeyler içeyim de 200 sırıtmasın diye düşündüm. Ama etrafta bir tane Pepsi dolabı vardı, onun içi de Erikli doluydu. Pepsi bunu görmesin. Kullanılmış hisseder.
Ocakçıya, “Abi ordan bir çay daha, duble olsun, en pahalı olandan, kokuludan kokuludan. Kaçak çaydan. Tomurcuk at” dedim.
Ocakçı, kırmızı göz damarlarıyla baktı, “1 tane içip kalkacaktın genç kardeşim” dedi.
Ses seviyesinde “defol git” yüklüydü. Kalktım. Ama ayağa. Etraftaki herkesi bir kere kestim.
“Kumar mı oynuyosunuz lan siz burda!?” dedim.
Elinde joker olanlar bile kartlarını bıraktı. Bardağı alıp Sözcü krizi yaşadığım adamın kafasına fırlattım. Bardak kafada parçalanmadı, sekip yerde bölündü. Parçaları ona, buna, şuna uçuştu.
“Herkes önce salak salak sigara içmeyi bıraksın. Bu nasıl bi’ içiştir lan her deliğinizden duman çıkıyo! Söndür, bakma söndür! Sonra kimliklerinizi çıkarıp masaya koyun. Tabii size bir T.C. numarası verdilerse.”
Söylediklerim yapılıyordu. Tıss tıss diye söndü küçük kırmızı ışıklar. Ocakçı kahveden çıkamayan duman emareleri kaçsın diye havalandırmayı açtı. Korkmuştu, bari siz kaçın gibi yaptı.
“Amirimi alıp geliyorum. Nefes bile esmeyecek burda” dedim.
Kapı çok ağırdı. Birden açıp çıkmak en iyisi olurdu ama o hareketi yapamadım. Gazete krizi yaşadığım ve kafasına çay bardağı attığım adam geldi.
“Yayları çok sert, yarın değiştireceğiz sivil memur bey” diyerek bana kapının taktiğini gösterdi. Birlikte açtık. Gülmemek için adamın kafasına bakmadım.

Koşa koşa meydana geldiğimde benimki yoktu. Rüzgâr vardı. Güneş soğuk soğuk batıyordu. Ben de eczaneye gireyim dedim, şu heyecanı yok eden ilaçtan bir kutu daha alayım. İyi geldi. Kırmızı 200’ümün bozulmasını sevinçle izleyeyim. Doğru düzgün bir yere gidip çayımı baştan sona içeyim. Bu meydanı, semti, kahveyi aklımda tutayım, bir daha hiç gelmeyeyim.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.