Cinayet Bulmacaları

KOMA

Sherlock Holmes’ün komaya girdiği günü anlatmış mıydım sizlere? Öyleyse sıkı durun, bu hikâye tam sizlik.

Sendromuna henüz tutulmadığımız bir pazartesi günüydü. Emniyet Müdürlüğüne, bir gün önce işlenmiş bir cinayet vakasını çözmek için davet edilmiştik. Saffet Bey, her zamanki gibi tersinden kalkmış, Sherlock’un deyimiyle ” Çalışmayan kafasının yerine, çalışan çenesini ” çalıştırmakla meşguldü. Dâhi dostum, onunla pek ilgilenmiyor, açıkçası biraz keyifsiz görünüyordu. Dosyayı açtı, şüpheli ifadelerine şöyle bir göz attıktan sonra birden durdu. Boşlukta sabit bir noktaya bakışlarını kilitlemişti. Ben, bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım aslında. Ama bana fırsat kalmadan, yavaşça yüzünü döndü, ağzından birkaç kelime zar-zor dökülüverdi. Sonra, bir ağacın devrilmesini andıran bir şekilde koltuğundan yere düştü:

-Watson, zehir… İsim…

O anda neler hissettiğimi kelimelerle ifade etmem çok güç. En yakın arkadaşım gözümün önünde ölümle pençeleşiyordu. Hastaneye yetiştirdiğimizde gerekli tüm müdahaleler yapılmış, ancak zehir bir türlü tespit edilemediğinden, suçun yılmaz düşmanı, tedbiren yapay komaya sokulmuştu. Bu, en azından zehrin ne olduğunu ve panzehiri bulana kadar bize zaman kazandıracak, elimizdeki yegâne seçenekti.

Bu zehir neydi, nasıl can dostuma zerk edilmişti? Kafamın içi böyle onlarca soruyla zonklarken, zihinsel bir aydınlanmaya tutuldum birden. Beynimde çoktandır yakmaya ihtiyaç duymadığım bir ampul yanıvermişti. Evet, bu işi, Sherlock’un yöntemleriyle çözecektim. Hemen, Saffet Beyle yola koyulduk. Neticede ben bir doktorum, Sherlock dün bu zehre maruz kalsaydı, belirtilerini o ya da ben kesinlikle daha önceden fark ederdik. Demek ki her ne olduysa bu sabah, evimizle Emniyet Müdürlüğü arasında olmuştu. Peki ama dün, dâhi dostumun vücuduna zerkettiği iğne neydi? Görmüş ve sormuştum ama cevap vermeye tenezzül etmemişti inatçı keçi! Yoksa…

Saffet Bey, aklımdan geçen saçma teoriyi neyse ki çabucak çürütmüştü:

– Abartma doktor! Sherlock kadar kendini çok seven narsist bir adam, asla kendini zehirlemez. Eleyelim bu ihtimali.

Evet, kafası az çalışan müttefikim haklıydı. Peki ama dün ile bugün arasında ne fark vardı ki başımıza böyle bir olay gelmişti? Sonunda, bir konuda uzlaşmıştık, her ne olduysa, henüz bir türlü bakamadığımız, dün işlenmiş o cinayet dosyası sebebine olmuştu. Demek ki arkadaşımı kurtarmanın tek yolu, bu vakayı çözmekten geçiyordu…

Tahminimce, zehirlenme olayı, evimizin biraz ilerisinden aldığımız iki poğaça yüzünden olmuştu. Aslında Sherlock, adeti olmadığı halde ısrar etmiş ve takside atıştırmıştık. Ancak, o zehirlendiği halde bana bir şey olmaması da ayrı bir gizemdi doğrusu. Kadim dostum, kendisinden beklenmeyen bir cömertlikle yediklerimizin ücretini bizzat ödemişti üstelik. İşin kötüsü, ne ben o seyyar satıcıyı hatırlayabiliyordum, ne de Saffet Beyle izini bulabilmiştik. Kafatasımın içinde bir kurt geziniyordu. Sherlock’un kendine yaptığı iğne neydi? Neden bana ne olduğunu söylememeyi tercih etmişti? Elbette bu soruların cevabını evimizde bulabilirdim. Hızlıca eve geldik. Güç bela şırınga kutusunu bulduğumda içinde bir nottan başka hiçbir şey olmadığını görünce biraz hayal kırıklığına uğradığımı kabul ediyorum. Fakat kutuda bulunan kâğıdı açıp okuduğumda, doğru iz üzerinde olduğumuzu anlamıştım. Notta aynen şöyle yazıyordu:

“Sevgili Watson! Eğer sen bu notu okuyorsan, planlarımda beklenmedik bir hata olmuş demektir. Bir süredir izleniyorduk. Bizi izleyenler son derece profesyonel olduklarından senin fark edememen doğal, lütfen kendini suçlama. Neticede sen de zihin ölçüleri sınırlı birisin! Bizi takip edenleri zamanla ben de takibe aldım. 5 kişilik bu ekip MİT mensubuydular ve aslında bizi gözetleme ve koruma görevindeydiler. Bir tanesiyle arkadaş bile olmayı başardım. İsmi Levent’ti. Yirmi üç yaşında, son derece dürüst biriydi. Ve sabah televizyondan öldürüldüğünü öğrendim. Tabi, öldürülen şahsın istihbarat elemanı olduğu söylenmiyordu. Yüksek ihtimal bu dosya yarın bizim önümüze gelecek. Ve yine yüksek ihtimal, çenesi kafasından fazla çalışan Emniyet Müdürü, maktulün bir istihbaratçı olduğunu bilmeyecek. Dosyada da bu gizlenmiş olacak. Katilin, Levent Beyin çalışma arkadaşlarından biri olduğuna eminim. Hatta kim olduğunu da çözdüm. Fırsat bulursam sana da söyleyeceğim. Ancak bugün için seni riske atmayı düşünmüyorum. Çünkü bu olayın failinin daha ne kadar ileri gidebileceğini kestiremiyorum. Kendine dikkat et ve Saffet Beyden başka hiç kimseye güvenme!”

Kafamızda her şey oturmaya başlıyordu. Saffet Bey ise notun sonlarındaki güvenilecek tek kişi olma payesinden memnun olmuş, boş boş sırıtıyordu.

Gün içinde, büyük zorluklarla, Levent Beyin dosyasına ulaşmış ve beraber çalıştığı ekibini getirtmeyi başarmıştık. Levent Bey de zehirlenmiş ve büyük bir olasılıkla bu şekilde öldürülmüştü. Fakat şüphelilerin sorgusunu biz değil, kendi amirleri, Mithat Bey bizzat yapacaktı. Emniyet ile İstihbaratın anlaşması bu yöndeydi. Biz, cam bir bölmenin ardından sorguyu izlerken, vakit de dâhi dostum için gittikçe azalmaktaydı. Şüphelilerin ifadeleri alınmaya başladı:

Süleyman Anıl Bey: Ben harp okulunda Levent’ten bir dönem önceydim. Buna rağmen, saha görevinde benim amirim olmasına içerlediğimi kabul ediyorum. Yıllar önce, eğitim esnasında onu yanlışlıkla vurduğumu, o da diğer amirlerim de biliyor. Ancak geçti-gitti ve aramızda bir husumet oluşmadı. Bir hafta önce izleme görevimiz bitmiş ve ayrı ayrı başka vazifelere verilmiştik.

Ekrem Şimşir Bey: Geçen yıl, balkonumda, Hint Yağı bitkilerinin arasında kenevir büyüttüğüm için ceza almıştım. Beni ihbar edenin Levent olduğuna emindim. Ancak teşkilattan atılmama engel olup az bir ceza almamı sağlayan da yine o oldu. Kendisine kin gütmedim, hiç düşmanlık etmedim. Zaten bir haftadır da Levent’i görmüyorum.

Mustafa İpek: Levent, benim çocukluktan beri arkadaşımdır. Hatta eşimle de arkadaştır ve tanışmamızı o sağladı. Ama geçen hafta eşimle basit bir nedenden dolayı tartışmış ve ona benim kaldıramayacağım bazı hakaretlerde bulunmuş. Evet, bunu duyunca şiddetli bir kavga ettik. Ama daha sonra hem benden, hem de eşimden özür diledi, konu kapandı. Ölümüne çok üzüldüm. Üç gündür onu görmüyorum.

Nail Erdem Öztürk: Levent ile geçen haftaya kadar hiçbir problemim olmadı. Yaşı benden küçüktü ama çok başarılıydı. Geçen hafta, takip ettiğimiz Sherlock Holmes ile bir teması olduğunu öğrendim. Görevimiz gereği, bu durum kabul edilemezdi. Hatta Bay Sherlock’a içimizden birinden çekindiğini falan söylemiş. Bizzat kendisi açıkladı bana. Ama kim olduğunu bilmiyorum. Bu olayları üstlerime bildirdim ve hepimiz görevden alınıp başka vazifelere verildik. Levent’i beş gündür görmüyorum.

Samet Beşikçi: Levent beni eskiden beri kıskanırdı. Amirim oluncaya kadar çok kavga ettik. Ama amirim olduktan sonra asla ona itaatsizlik etmedim. Terfim için gerekli raporu geciktiriyordu, bu doğru. Ancak olumlu bir rapor vereceğinden şüphem yoktu. Zaten dört gündür görmüyordum kendisini.

Veysel Uğur: Levent ile aram çok iyiydi. Hiçbir problem yaşamadık, her zaman beni korudu ve kolladı. Ölümüne gerçekten çok üzüldüm. Zaten bir haftadır görüşemiyorduk.

Tam ifadeler bitmişti ki Levent Beyin otopsi raporu elimize ulaştı. Tüylerim diken diken olmuştu. Zira maktulün vücudunda eser miktarda risin zehri tespit edilmişti. Ve kuvvetle muhtemel, Sherlock da aynı maddeyle zehirlenmişti. Asıl korkunç olansa, bu zehrin tedavisinin mümkün olmamasıydı. Neler hissettiğimi anlatarak vaktinizi almak istemiyorum. Sadece tarifsiz bir durumda kaldığımı bilin yeter.

Katilin ve arkadaşımı zehirleyenin kim olduğunu çözmemiz fazla sürmedi. Biraz sıkıştırınca da şahıs suçunu itiraf etmişti zaten. Geriye tek bir şey kalıyordu, can dostumun akıbeti…

Risin zehirlenmesinden -nedeni bilinmese de- sağ kurtulan insanlar vardı literatürde. Ama bu ihtimal son derece düşüktü. Çaresizce arkadaşımın yanına gittim. Durumu stabildi ve yapabileceğimiz tek şey, onu yapay komadan çıkarmak, daha sonra da yaşamasını ümit etmekti.

Çok geçmeden, korktuğumun tersine, Sherlock kendine gelmişti. Böylelikle ben de dâhi dostumun kendine zerkettiği iğnenin bir panzehir olduğunu anlamış olmuştum. Gerçi bunu, onun o girift beyninin nasıl çözdüğünü çözememiştim ama neyse… Yapay komadan uyandırıldığını anlaması da onun gibi bir hilkat abidesi için çok zor olmamıştı sanırım. Sinirliydi, yarı söylenerek ve yüksek sesle sordu:

– Hangi geri zekâlı beni yapay komaya soktu?..

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

4 thoughts on “Cinayet Bulmacaları”

  1. Nail Erdem Öztürk?
    Sherlock ile Levent’in görüştüğünü bilen kişi o.
    Levent’in çekindiği adamın kendisi olduğunu zannederek onu ve Sherlock’u öldürmek istemiş. Sherlock poğaçacı yüzünden zehirlendi. Poğaçacı da Nail idi.

    1. Sevgili Okur, maalesef belirtmiş olduğunuz cevap doğru değildir.
      İyi okumalar dileriz.

  2. Sherlock pazartesi günü komaya girdi, pazar zehirlendi. Levent de pazar öldü bir gün önce de zehirlenmiş olmalı. Levent üç gün önce Mustafa İpek ile görüşüyor. Demek ki katil, Mustafa İpek…

  3. Sherlock pazartesi günü komaya girdi, pazar zehirlendi. Levent de pazar öldü bir gün önce de zehirlenmiş olmalı. Levent üç gün önce Mustafa İpek ile görüşüyor. Demek ki katil, Mustafa İpek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.