Nun Noktası Kadar

Söz uçar; yazılar kalsın, muallakta bir köşede.

Serin esen akşam rüzgârları yer etmişken beynine uğul uğul… Gündönümü, dünden değişiklik ilan etmiş yeryüzüne ve kim yazarsa renkleri, karışacaktı göğün enginliğinde.

Bazı fiiller insanı harekete geçiremez. Susmak gibi, düşünmek gibi, sevmek gibi; var olabilmeyi eyleme dönüştürür.

Yazı yazsan da kısa sözlerin hükmü uzunca bulup buluşturur, insanın gönlünde.

Söz uçar, uçabilirdi elbette…
Öylesine kelimeler birikir dilinin ucunda ve öylesine cümleler kurarsın alelade.

Bir hikâye hiçbir dile çevrilemez, acının diliyle yerleşir insanın içine, giderayak.

Hikâyeyi sondan başa sarsak bile acı tersyüz olmaz, içimize oturur. Zamanı gelmiş veya geçmiş zaman ne fark eder acı, her vakitte gitmeye geldiğimiz şu diyar neden iki kapılı handı? “Vakti zamanı erişince çekip gidebilmek için” diye fısıldadı içinden.

Söz uzar, uzardı elbette.

Kelimeler zamansız yaralarımızı sarmıyor, kabuk bağladı bahar düşlerimize  nicedir.

Derken içinde kimsesiz bunca acının gizini hissetti, çocukluğunun kapı önlerinde kimsesiz yarım kalmış oyunları, yuvasını bozduğu karıncaların âhı gibiydi işte. Yahut sokak kedilerinin üstü başı kir pas içinde çöplükte bulduğu kırıntıları kadar nasibini alamamıştı hayattan.
Bir de nem ve rutubetli odaları vardı gençliğinin, genzini yakıyordu anımsayınca; yere en yakın evlerde yaşanılan keşmekeş garipliğiydi bu…
Hissetti, ta içinde akşamın çöküşü gibi yokluğun kederini, beslenme çantasındaki katıksız ekmekler kadardı yeryüzü onun için…

Söz uçar, uçabilirdi elbette. Kelimeler hançer olup saplanıyordu kalbinin iyi niyetli yaşama sevdasına.

 

‘Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin…’

Şiirin tam kalbinden sesleniyorum dünyaya; bu Nun noktasını sen diktiydin tam orta yerinde yürekevimize  yıllar evvel; şiirler suladı, gönül bu ya kuşa dönüştü, yıllar yılı kanadına küskünlüğü takıp da sinemize batırdı, benzer yaralar aldığımız çocukluğumuzu hatırlattı.
Eski tüllerden gelinlik biçip fincanlarda olmayan çayımızı içedurduk, yokluğun veresiye defterine yazdırdık çocukluğumuzu, yine de satan olmadı.
Divan altlarında da yoktu, ödünç baharlar kuşandığımız çocukluğumuz, kapı ardında da…
Kapılar ardına kadar aralık olsa da en büyük gerçeği saklayamadığımız aşikâr. Bulunmaz Hint kumaşı sandığımız, yeri yurdu olmayan benliğimiz dünyanın çıplaklığıyla örtüşüyordu, aldanan biz miydik bahar mıydı? Çiçekli şiirlerin açmasına müsebbip çokomel kâğıtlarını, çocukluğum gibi kitap aralarında ben de biriktirdim, parıltısı göz kamaştırsın istedim; bahtımın yıldızı, annemin gözlerinde kayıp gitmeden az evvel…
Anneler kızlarına baht örüp saklıyorlar bembeyaz etaminlerle, çeyiz sandıklarının yazgılarını ödünç veriyorlar, işte o vakit âşık olduğumuzda çikolata kokan şiirler geliyor aklıma.

Bir de deniz kabuğunu doldurmayan düşler var dünyada, Nun noktası onlar; ekilip biçilecek ruhumuzun yenilenmeye yüz tutmuş düşlerine…
Gönül kuşumuzun kanadının kırığından söz etmeye sıra bile gelmiyor. Hepimiz beklemek üzerine sınanmış sorularla dolu, kapağı yalnızlık üzerine basılmış, kalın cildi bozulmaya yüz tutmuş, beklerken tozlanmış ve dünyanın en ücra raflarına özenle yerleştirilmişiz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.